VIE PRIVÉE – Kendi Griliğinde Kaybolan Sönük Bir Gerilim

Dünya Prömiyerini 78. Cannes Film Festivali’nde yapan, Rebecca Zlotowski’nin yönetmen koltuğunda oturduğu ve başrollerinde Jodie Foster (Lilian Steiner), Daniel Auteuil (Gabriel Haddad), Virginie Efira ve Mathieu Amalric gibi isimlerin olduğu Vie privée (A Private Life, 2025), her sahnesinde kendini daha da açacak yerde iyice kendi köşesine çekilen sönük bir gerilim filmi. Filmin tamamı Paris’te geçiyor, mekânın Paris’in griliğine bulanmasından öte, filmin ana anlatısının akışı izleyiciye sürekli olarak bir şeyler sunmaya çalışsa da gerilimini nihai olarak çözüme ulaştıramıyor. Jodie Foster’ın bir Fransız filminde başrol oynayıp film boyunca tamamen düzgün bir şekilde Fransızca konuşması ise, özellikle Hollywood seyircisi için filmin en dikkat çeken yanını oluşturuyor. Bilindiği üzere kendisi küçüklükten itibaren Fransızca eğitim almış ve bu yabancı dilini yıllar içerisinde Fransa’ya gerçekleştirmiş olduğu seyahatlerle mükemmel hale getirmiş. Tüm film boyunca Jodie Foster’ın bu anlamdaki başarılı yansımasını görmek mümkün. Ancak diğer yandan filmin senaryo bağlamında cılız bir akış çizmesi ve elindeki tüm malzemelere karşın vaat ettiği gerilimi bir türlü rayına oturtamaması, Vie privée’nin eleştirel bağlamda öne çıkan en temel zayıflıklarından ikisini oluşturuyor.

Jodie Foster, Virginie Efira

Bir Cinayet Failinin Peşinde Geçen Kareler

Film boyunca işlenmiş olan bir cinayetin izini sürüyoruz ve bunu yaparken ana karakterin izleyiciyi sürüklediği noktalar klişeleşmiş Fransız komedisi ile birleşince, filmin mizah derisi kalınlaşmaya başlıyor. Klasik Paris apartmanlarının spiral iç yapısını kullanarak vertigo etkisi yaratmaya çalışan Zlotowski, hikâyesini kendi içinde döndürmeye çalışıyor. Doğru hikâye ve doğru senaryo kavramları ne yazık ki bu film dahilinde yarım kalmış havası taşıyor. Anlatının karakterler aracılığıyla modernleşmiş bir psikanaliz havasına bürünmesi Vie privée’yi zaman zaman kendi içerisinde ilginç kılmaya davet etse de senaryonun bulanıklaşması, hedefini kaçırması, baştaki yolundan sapması ve karakterlerin ikircikliğiyle buluşması aydınlatıcı bir mücadeleden ziyade kişiselleştirilmiş bir sorunsalın gereksiz trajedisi haline geliyor. Paris’i mekân olarak sekansların arasında belli bir görsel hiyerarşiyi belirlemede kullanan Zlotowski, otantik bir koşturma biçimini derinleşmeyen anlatısının içerisine sıkıştırıyor. 78. Cannes Film Festivali’ndeyarışma kategorisi dışında gösterilen Vie privée, bir bakıma Cannes gibi sadece basın için yapılan festivallere ve artık bunun değişmesi gerekliliğine şapka çıkartarak sinema sektöründe değişen tempoların dinamizmine göre kartlarını oynuyor. Bu da elbette film boyunca karşımıza çıkan reklam benzeri sekansların varlığını daha da güçlendiriyor.

Jodie Foster

Ortadan Kaybolan Karakterin Üzerine Kurulan Fantezi Çatısı

Günümüz Fransız Sineması’nın öne çıkan isimlerinden olan Virginie Efira’nın canlandırmış olduğu Paula Cohen-Solal karakteri etrafında dönüp dolaşan kayıp bir hikâyenin arayıcısı haline gelen senaryonun kendisi bir hasta-terapist arasında dönen köşe kapmacayı konu alıyor. Varoluşsallık ve gündelik hayatın dışavurumu açısından Paula’nın Lilian üzerindeki ağırlığı oyuna benzeyen bir ilişkiye dönerken filmin sinematografik sentaksı da bu akışı ciddi bir şekilde takip ediyor. Jodie Foster’ı hiç tanımamış olsaydık her ne kadar anlatı kendi içerisinde bir yabancılık konusunu ele alıyor olsa da filmin bir anlamda tamamen Fransız oyunculardan oluştuğuna kendimizi kandırabilirdik. Ancak kendisini Fransızca olarak mükemmel ifade etmesine rağmen Foster’ın karakteri filmde kendisine en yabancı olan karakter. Her ne kadar konu tam olarak bu akışta kimliğini açığa çıkarmasa da bir anlamda filmi izlerken Foster’ın karakterini Paris’e kısa süre önce taşınmış ancak mekân ve benlik buhranı yaşayan biri çerçevesinde değerlendirebiliriz.

Jodie Foster

Kullanılan Müziğin Ayrı, Filmin Ayrı Bir Hikâyesi Olması

Jenerik müziği olarak da kullanılan, aynı zamanda filmin çeşitli yerlerinde araya yerleştirilen Talking Heads’in Psycho Killer parçası tam anlamıyla dikkat dağıtmak ve filmin üzerine biraz da pop kültürünü serpiştirmek için yapılan bir tercih olarak gözüküyor. Öte yandan seyirci olarak müziğin senaryo akışı ile başlangıçta belli bir bağı olabileceği yanılgısına kapılma ihtimalimiz de yüksek. Karakterlerin temel kimliği haline gelen ve filmin tam ortasına yerleştirilen gerilim-gizem katmanı ve niteliği, bir tehlike göndergesinden ziyade Vie privée’yi içerik akışı bakımından yavaşlatan bir tercih haline gelmiş.

Burcu Meltem Tohum

Bir Cevap Yazın