COMPANION – İnsan Tüm Dünyanın Kurdudur

Genç yönetmen Drew Hancock’un yazıp yönettiği ilk uzun metraj olan Companion (Kusursuz Arkadaş, 2025) ‘kusursuz’ bir kadın robot olan Iris (Sophie Thatcher) ile, onu arkadaş grubuyla tanıştıracak olan Josh’un (Jack Quaid) geçirdiği iki güne odaklanıyor. Herhangi bir tanışma, aynı hayatın kendisi gibi son derece normal olabilir. Ne var ki hayatın tekdüzeliğine sıkışmış olan sıradanlık ise, bir insanla bir başka insanın tanışması sayesinde olağanlıktan olağandışılığa evrilebilir. Drew Hancock’un Companion’ı açılış sekansıyla bize böyle bir his aktarıyor. Sonrasında ise olaylar gelişiyor. Genç ve güzel bir kadın görünümündeki robot Iris, hayatındaki her şeyin mükemmel gittiğini düşünürken aslında şeytani bir planın parçası olduğunu öğreniyor. Hayatının insanı olduğunu düşündüğü Josh’un son derece pragmatik, duygusuz, kendini beğenmiş bir egoiste dönüşümünü şok içerisinde izlerken diğer tüm insanların da kendisine karşı açtığı savaşla birlikte Iris, karanlık bir dünyada kalan tek ışık misali mücadele ediyor.

Sophie Thatcher

Companion, tipik bir teen-slasher / survivor filmi olduğu izlenimi verirken bunu günümüzün en büyük gelişmesi olan yapay zekâ ile son derece başarılı ve gerçeği söylemek gerekirse eğlenceli şekilde harmanlayarak dünyanın gittiği yön bakımından bizlere gerçekleri anlatıyor. Bunu yaparken güldürmesi aslında bir ironi de oluşturuyor. Gerçekleşmesi son derece muhtemel bir hikâyeye sahip olması filmin en önemli artılarından biri. Genel olarak karakterlere yapılan yakın plan çekimlerle film bize ciddiyetini dikte ederken, yer yer absürt cinayet sahneleri ve kara mizah tonunu arttırarak bu ciddiyetten uzaklaştığı da oluyor.

Jack Quaid

Anlatı düzleminde villanın sahibi olan Rus karakter Sergey (Rupert Friend), onun metresi Kat (Megan Suri) ile eşcinsel sevgililer Patrick (Lukas Gage) ve Eli (Harvey Guillén), kısacası filmin tüm karakterlerindeki sahtelikler, ikiyüzlülükler filmde kendini gösteriyor: Sergey ile Kat’in birbirlerine son derece duygusuz ve hissiz davranan, sadece cinsel anlamda bağlı bir çift olmaları, ilerleyen sahnelerde Patrick & Eli ilişkisinin de devasa bir yapaylık üzerine kurulmuş olduğunun anlaşılmasıyla ikiyüzlülükler adeta tavan yapıyor. ‘İnsan insanın kurdudur’ deyiminin yanına ‘İnsan robotların da kurdudur’ versiyonunun da rahatlıkla getirilebileceği Companion; genel anlamda tek mekânda geçmesi, ilk gün ile ertesi günün birbirinden tamamen farklılaşması, ayrıca Josh’un, Kat’in ve Eli’ın başta olmak üzere insan karakterlerin daima kendi çıkarları için bir planlarının olmasıyla birlikte, robotların bile insan karşısında ne duruma gelebileceğini çarpıcı bir dille anlatıyor bizlere.

Burada kurgunun başarısına da değinmemiz gerekiyor. Brett W. Bachman ve Josh Ethier ikilisinin başarılı kurgusu filmdeki duygu durum değişikliklerinin yerli yerine oturması bakımından oldukça önemli bir işlev görüyor. Tam olarak girmesi gereken yerlerde izlediğimiz güzel flash-back’lerle geçmiş ile şimdiyi, iyi ile kötüyü, aslında her zaman kötü olan ile masum olanı hatırlıyoruz. İnsan için plan yapmanın, manipülasyonun ve kötülüğün ne kadar basit olduğunun altının çizilmesini sağlayan kurguyla aynı zamanda günümüz dünyasının ne kadar karanlık olabileceğine de vurgu yapılıyor.

Sophie Thatcher

Yukarıda da değindiğimiz üzere filmin absürtlüğü seyircinin seyir zevkini, filmden kopmamasını sağlamak amacıyla yerinde bir karar gibi dururken aslında çok ciddi bir konunun daha realist bir sinemasal düzlemde verilip verilemeyeceğine dair olası tartışmanın da fitilini ateşliyor aslında. Özellikle günümüzde ilişkilerin sahteleştiği, kavram karmaşasının ayyuka çıktığı; kadın, erkek veya farklı zamirleri benimsemiş olan bireylerin, herkesin içerisinde mutlaka bir modern ‘insan’ kalıntısının olduğuna dair bir uyarının filmin genel alt metni ve mesajı olduğunu söyleyebiliriz. Tüm bunların haricinde film yapay zekânın insan kontrolünden çıktığında yaşanabileceklerin aslında pekâlâ insan kontrolündeyken de yaşanabileceğinin altını başarıyla çizmesiyle de konuşulmayı fazlasıyla hak ediyor.

Jack Quaid, Megan Suri

Sergey’in zenginliğine, parasına konma fikrinin en baştan Josh ve Kat ikilisinin planı olması, Iris’in aslında Sergey’i öldürmeye programlanmış olmasının anlaşılması, filmin içerisinde Josh’tan sıkça ‘program’ kelimesini duymamız gibi ayrıntılar, dünyada olası her kötülüğün ve her iyiliğin de tamamen bizlere, insanlara bağlı olduğunun göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Öte yandan film yerinde kullandığı metaforları ve sembolizmiyle de alkışı hak ediyor. Iris’in tüm cinayetler sonrasında finaldeki duşuyla hayatındaki tüm ‘insan’lardan arındığını görürken aynı zamanda Josh’la mücadele ederken de altı çizilen beyaz elbise ayrıntısı, bir anlamda onun bu mücadelede hayatta kalması gereken iyiyi temsil ettiğini vurguluyor. Genel anlamıyla tamamen yozlaşmış bir dünyanın içine doğan robotumuzun dahi insanlardan daha duygulu, ‘insani’, empati kuran bir varlık olabileceğinin altı kalın bir çizgiyle çizilirken bu dünyada aynı teen-slasher’larda gördüğümüz gibi muhakkak bir kişinin hayatta kalarak devam etmesi gerektiğini de anlıyoruz.

Öte yandan son olarak filmin özellikle finalde klişeye düştüğünü de belirtelim, bunun dışında yukarıda kısaca değindiğimiz ciddi ve gerçek hikâyesine fazlaca ekilmiş komedi öğelerinin varlığını da görmezden gelmemek gerekiyor. Güldürüsü daha törpülenmiş, çok daha ciddi, hatta film noir’a kayabilecek bir anlatımın filme çok daha yakışacağı aşikâr. Bunların ötesinde Companion izlemesi keyifli, soru sorduran, özellikle yapay zekâ konusunu deşen,  bu açılardan izlenmesi gereken bir seyirlik. Film ülkemizde yarın (31 Ocak 2025) gösterime giriyor.

Deniz Kuş

Bir Cevap Yazın