Lynne Ramsay, 78. Cannes Film Festivali’nin yarışma kategorisinde yer alan son filmi Die, My Love (2025) ile izleyicilere histerik dinamiğe sahip bir deneyim sunuyor. Normallikle deliliğin sınırlarında gezinen filmin başrollerinde Robert Pattinson (Jackson) ve Jennifer Lawrence (Grace) bulunuyor. Görsel temadan ziyade, seçmiş olduğu playlist ile doğrudan izleyicinin kulaklarına saldıran Ramsay, filmin kompozisyonuna gerilim öğelerini başlangıç olarak müzik aracılığıyla ekliyor. Bunu takip eden anlatının kemiğini görsel açıdan güçlendiren diğer faktör ise oyuncuların sürekli olarak klişe dolaylarında gezinen belli teatral hareketler içerisinde olması. Bu türden bir dışavurum filmin geri kalanı için merak uyandırırken filmin sonuna doğru boş bir yankı uyandırıyor. Bu unsurlarla izleyici şaşırtma riskini eline alsa da Ramsay, sadece şaşırtma olasılığından bir dilim uzatıyor ancak pastanın tamamını paylaşmıyor.

Sese Duyarlı Olanların Rahatsız Olacağı Bir Film
Filmin genel kompozisyonunu zenginleştirmek yerine sadece sessel dışavurumlarla izleyiciyi zorlamaya çalışan Lynne Ramsay, özellikle sinek vızıltılarına, bebek ağlamalarına, köpek havlamalarına ve yüksek seste, türden türe atlayan müzik tınılarına duyarlı olanların sinirlerini zorlayabilen tarzda bir film inşa etmiş. Bu sessel göndermelerin filmin başlangıcından sonuna değin hiç ara vermeden devam etmesi filmin en samimi ve görünmez şiddetini oluşturuyor. Öte yandan özellikle Jennifer Lawrence’ın karakterinin dışavurumu bu tip unsurlarla birleşince, yumuşak geçişli şiddetin başka bir boyutu ortaya çıkıyor. Yine de Die, My Love yönetmenin en rahatsız edici filmleri listesinde başı çekemez. Öyle görünüyor ki Ramsay bu filmle sadece kendi filmografisiyle yarışır halde bir pozisyon alıyor. Sanki daha fazla gürültü eklese, daha fazla çıplaklık kullansa önceki filmlerinden daha rahatsız edici bir film ortaya çıkacağına inanıyor gibi. Filme olan bu yaklaşımı anlatının akışı boyunca kendisini o kadar belli ediyor ki Ramsay adeta, nasıl 2011 yapımı We Need to Talk About Kevin adlı filmi piyasaya girdiğinde herkes ondan bahsettiyse, Die, My Love’ın da aynı şekilde herkesin diline yapışmasını bekliyor. Yine de filmin beklenmedik sekansları bu türden bir amacı besleyemiyor.

Kendini Kendi Uçurumundan Atmak
Ariana Harwicz‘in aynı adlı romanından uyarlanan Die, My Love, yönetmenin sekiz yıl aradan sonra ilk uzun metrajı olma statüsünü kazanıyor. Aradan geçen bu zaman dolayısıyla yönetmenin sinema dilinde önceki filmlerine oranla yumuşamalar gerçekleşmiş. Bunun tam tersini ifade edebilmek için ise Die, My Love’ı olabildiğince cinsellik ve desibel taşkınlığı ile zenginleştirmeye çalışmış olsa da karakterlerin parçalanmış olan içsel buhranını gölgeleyen yöntemler kullanarak olayları aşırılığa çarpıtmış. Bu da film boyunca akışta olan olayların ciddiye alınmamasına neden oluyor. Tematik yapı olarak kadının doğum yaptıktan sonraki çevresine ve kendisine olan izolasyonuna dikkat çeken filmin ana hatları hep belli bir krizin eşiğinde olan dişil enerjiye evriliyor. Filmin çoğunlukla mekân olarak neredeyse tek bir evin içinde geçmesi ise karakterlerin hem birbirlerine olan hem de dışarıya olan izolasyonuna dikkat çekiyor. Böyle bir ortamda adeta bir hayvan deneyi gibi etrafta gezinen Grace ve Jackson karakterleri kendi hoşnutsuzluklarına gebe oluyorlar.

Bir Evin Tadilatı Hiçbir Zaman Bedenin Tadilatına Benzemez
Roman, mekân olarak Fransa’da geçse de tam olarak nerede olduğuna dair herhangi bir plan çizmiyor. Bu da yönetmene alan kullanımı açısından büyük özgürlük veriyor. Durum böyle olunca Lynne Ramsay eline geçen tüm malzemeleri kullanmış. Filmin aşırılığı karakterlerin ruhsal halini yansıtırken ruh hallerinin aşırıya kaçan dışavurumcu hali anlatımın ciddiyetini hafifletiyor. Bu doğrultuda anlatı boyunca izleyici her sekansta belli bir beklenti içerisine giriyor. Buna rağmen yönetmen bu beklentiyi filmin sonunda dahi sahiplerine teslim etmiyor. Festival boyunca vermiş olduğu tüm röportajlarda filmdeki çıplaklık kullanımına gönderme yapan Jennifer Lawrence abartılmış bir oyuncu sistematiğinin üzerine bir parmak bal çalıyor. Karakterler arasında şiddete evrilen davranış bozuklukları, karakterleri evin herhangi bir nesnesi haline getiriyor. Tahammül noktalarının kademeli olarak iniş çıkışlarını özetleyen Die, My Love, sanki merkezden uzakta bir ruh sağlığı tesisinde yaşam mücadelesi veren ve denek olarak aile temasında oynatılan bir çifti ele alıyor. Elbette yönetmen bunu açıkça ifade etmiyor ancak karakterlerin kendilerine olan mesafesi dahi bunu metaforik olarak izleyiciye sunabiliyor.

Nezaket Gereği Sıkışmışlık Hissini Bastırmak
Zehirli bir ilişkinin meyvelerini başlangıçtan sonuna kadar gördüğümüz filmde karakterlerin inşasının yanı sıra kullanılan nesnelerin görsel açıdan mekâna kattığı sivrilik, yine üzerinde çalışılmış sistematik bir ağ olarak kendisini var ediyor. Lynne Ramsay, Die, My Love’da karakterleri üzerinde başarmış olduğu sıkışmışlık hissinin aynısını izleyici üzerinde de deneyimletmeye son derece inatla yaklaşmış. Bu yaklaşım filmin yer yer kalitesinden ödün verirken diğer yandan dinamiğini aşırılığa itmiş. Festival gösterimi esnasında salonu terk eden birçok basın mensubunun da yaptığı gibi eminiz ki bulunduğu salonu veyahut koltuğunu Die, My Love izlerken terk etmek isteyen birçok kişi olacaktır.

