54. Uluslararası Rotterdam Film Festivali (IFFR) kapsamında izleyici ile buluşan The Quay Brothers’ın (Stephen & Timothy Quay) son filmi Sanatorium Under the Sign of the Hourglass (2024), zamanın akışsızlığını gerçeklik algısını yıkmakla başlayarak mitik bir düşsel fantezi kapısını aralıyor. Yirminci yüzyıl Polonya edebiyatının en önemli isimlerinden Bruno Schulz’un aynı adlı (Kum Saati Burcundaki Sanatoryum) çalışmasından uyarlanan 75 dakikalık film, hayaletsi dokusuyla genel olarak The Quay Brothers’ın filmografisine uyan bir parça olarak yapbozunu tamamlarken, stop-motion tekniği ile elindeki mitik ve karanlık anlatıyı harmanlıyor. Hafıza ve hatıra elementleriyle bölümlü bir anlatım kompozisyonuna sahip olan ve belli bir zamansal doğrultuda ilerlemeyen Sanatorium Under the Sign of the Hourglass, bir sanat enstalasyonunu anımsatan dokusuyla niş bir deneyim fırsatı sunuyor. Filmde hem gerçek aktörlerin kullanılması hem de kuklalar ve objeler aracılığıyla kendi zamanının kitini oluşturan film, hakiki bir modern tiyatro sahnesi oluşturuyor. Yabancılaşmış bir bireyin melankolik yolculuğuna uzanarak vurguladığı temayı kendisine temel amaç edinen The Quay Brothers’ın son filmi, temsil edilen figürlerin temsiliyetlerini, kendi oluşturduğu dokuyla yıkıyor.

Koşulları Karşılanmayan Permütasyonların Göz Yaşları
Yönetmenlerin daha önceki bazı çalışmalarının hem restorasyon aşamasında bulunan hem de küratörlüğünü üstlenen Christopher Nolan’ın, Sanatorium Under the Sign of the Hourglass’da da imzası bulunuyor. Hikâyesi kalıcı bir belirsizlik yankısı yaratan filmin yapısı, gerçek boyutlu figürlerle süslenmiş arka planını gölgeli alter egosuyla karşılıyor. Ses ve görüntünün bağımsız dünyasının kapılarını aralayan The Quay Brothers, bu filmle beraber cansızlık adı altında organik formların yaşam hallerini kendi edebi tarzında yorumluyor. Bir anlamda kendi modern mitini de canlandıran bir mekanizmaya sahip olan film, kompozisyonunu olabilecek en derinlikli mistik kıvama getiriyor. Film, belli bir animizm tarzıyla stop-motion tekniğini zenginleştirerek rüyasal bir döngüye kapılmış anıları metaforların mümkün olduğu en sınırsız bir biçimde çiziyor.

Kukla insanların vidadan yapılma dünyasını ziyaret ettiğimiz bu filmde daha çok organik yapıdaki insanların rüya ve hafıza bükmede aracı olarak kullanıldığını görüyoruz. Labirent gibi mekânların görsel düzlemde kendi anlatımını kucaklayarak anlatının karanlık koridorlarına etten duvarlar ördüğü o anda zaten uyarlanmış olan hikâyenin yeniden uyarlanmış haliyle de karşılaşabiliyoruz. Bruno Schulz’un Sanatorium Under the Sign of the Hourglass adlı eseri daha önce Wojciech Has tarafından 1973 yılında The Hourglass Sanatorium (Sanatorium pod klepsydra) adıyla uyarlanmıştı. Holokost ve antisemitizm temaları üzerinden imgeler yaratarak belli mesajlar iletirken The Quay Brothers vermek istedikleri mesajın tamamen görsel kompozisyon içerisinde bilinçli bir şekilde kaybolmasına izin veriyor. Böylece yeniden canlanmayan aynı adaptasyon, kendisine has göndermelerle yönetmenlerin karanlık kimlikli hareketli dünyasında kendi anlatımında kışkırtıcı yanlar açıyor.

Grotesk Bir Duyarlılığa Kapılan Yitik Kaygı
Yıkım ve çürümenin duyusal tutarlılığı tarttığı sekansların toplamı ya oldukça gotik, koyu bir siyah ile ya da klasik eski günlerden kalma bir sonbahar renginin griliğini anımsatıyor. Adını bir tabela gibi kullanan Sanatorium Under the Sign of the Hourglass, diyaloglarını durağan bir su üzerinde yüzdürüyor. Kendi stiline, dokusuna son derece sadık kalıyor. Malzemesini hiçbir açıdan ucuz şekilde vitrininin camlarına yansıtmıyor. Böylece filmi izlerken temel olarak imgeler okunabilir bir font bırakıyor. Kuklaların üzerine yapışan renkler dahi filmin görsel kompozisyonunu giderek daha koyu hale getirirken diğer yandan büyülü bir gerçeklik algısı doğuruyor. Röntgenci bakış modellemesinin de hakimiyetiyle kameranın lensleri adeta organik bir retina kazanıyor. Figürün ötesinde devasa bir mercek aracılığıyla gözlemlemediğimiz, daha çok merceğin kendisi haline geldiğimiz Sanatorium Under the Sign of the Hourglass, sahnelerde karşımıza çıkan ani ışık değişimiyle beraber izleyiciye bir kapı deliğinden gerçekleşen seyrin akışını sunuyor. Böylece gözümüze çarpan sabit yapılar kendi öykülerini resimleyen birer araca benziyor. Halüsinasyon havasını olabildiğince boğuk hale getirip buğulandırarak anlatıcı pencerelerini temizleyen film, sabit bakışın anahtarını kırıyor. Jan Švankmajer esintilerinin kendisini zaman zaman hissettirdiği sekanslar düşsel novella tadını uyandırıyor. The Quay Brothers’a özgü dille etrafı örülmüş olan anlatı katman katman kendi masalsı çatısını kuruyor. İçerikten ziyade teknik bağlamda kendisini oldukça ön plana çıkaran film, kendi içerisinde bölümlere ayrılarak hali hazırda uzun olmayan kompozisyonun hacmini daha da daraltıyor.

Bir Pencere Gözünün Rastgele Tanıklığı
Filmdeki karakterlerin inşası kimi zaman bir diğerinin tezahürü olarak karşımıza çıkıyor. Bu şekilde aynı karakterler üzerinden birden fazla karakterin yansımasını gerçekleştiren Sanatorium Under the Sign of the Hourglass, hem bir zihnin ürünü olmayı kabul ederken hem de hayaletimsi dokularıyla bir nevi anlatım biçiminde anomali yaratıyor. Kameranın döngüsel olarak kendi kendisini tekrarladığı noktalarda sarmal haline gelen görsel biçim içeriğe doğrudan nüfuz ediyor. Böylece senaryoda geçen mevcut odak noktalarının alternatif biçimlerini oluşturuyor. Halüsinasyon ifadeleri hayaletimsi kostümlerini bu şekilde üzerlerine geçirirken kuklaların zamansal boyutta aşınmış bir doku göstermeleri ise filmin, hikâyesini sadece görsel noktada geliştirmeye çalıştığını gösteriyor. Filmin fiziksel hali en tarafsız biçimiyle beyazperdeye yansırken, izleyicide talepkâr bir düzyazı tarzında bir beklenti oluşturması, alacakaranlıkta bir sergiye gitmeye benziyor. Durmaksızın ilerleyen bu tempo anlatı yapısındaki dinamiği her sekansta tam anlamıyla taşıyamazken diğer yandan belli bir beklenti durumunu ayağa kaldırıyor. Düşünceleri çarpıtan figürleri ile bükülme yaratan Sanatorium Under the Sign of the Hourglass, The Quay Brothers filmografisinde sadece büyük bir labirentin bol oylumlu bir bölümü olarak yerini alıyor.

