İlk sekansından itibaren heyecanlı ve uykusuz bir gece gibi başlayan ve sahip olduğu tüm ritmi gökyüzüne doğru diktiği hoparlörlerden gelen titreşimler aracılığıyla iten Sırât (2025), çöl ortamına yeni, yaşanabilir bir dokunuş getiriyor. Filmin yönetmen koltuğunda oturan Oliver Laxe, daha önceki çalışmalarında da beraber senaryo koltuğunda yer aldığı Santiago Fillol ile filmin yazınsal iskeletini yaratıyor. 78. Cannes Film Festivali’nde tüm izleyicilerin şok edici elementleri nedeniyle favorisi haline gelen film, görsel kompozisyona yedirmiş olduğu halüsinasyonvari yaklaşımla izleyiciyi beklenmedik ve dolambaçlı yollarda bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yıl 24’üncüsü düzenlenen Filmekimi seçkisiyle de karşımıza çıkan film, bas titreşimlerinin soluğunu salonların karanlık duvarlarına çarptırıyor. Bunu yaparken tüm sorumluluğu bu yolculuğa çıkma kararını verenlerin omuzlarına buz gibi bir taş yığını misali bindiren Laxe, gerilimin mekaniğini tozu dumana katan tekerlekler arasına salıyor. Kozmik seslerin eşlik ettiği tozlu ortamın kirli hissiyatını sekansların içerisine geniş çerçeveden yediren Sırât, içerik bağlamında adının çağrıştırabileceği (Sırat Köprüsü) geleneksel anlatımın dışavurumunu apaçık bir şekilde ortaya koymuyor. Filmin adından, sekanslar arasına koyduğu her ayrıntıda minimalist yaklaşımla uzaklaşıyor. Özellikle beklenmedik anlık çıkışlarıyla temposunu, kullanmış olduğu müziklerden çok daha hızlı ve güçlü bir şekilde arttıran Sırât, tehlikeli ve karanlık akıntılara doğru kürek çekmek için her boş anı kolluyor.

Bir İhmalin Kölesi Olmak
Rave kültürünü filmin başlangıcından sonuna değin hissettiren ve bunu çölün içerisine inşa ederken esnek imgeler kullanan Laxe, filmin kendi diyalektiğini yer yer geleneklere bağlı bir yansımayla işliyor. Anlatının yapısı toplumun kendi kendisine olan yabancılık durumunu karakterleri üzerine serpiştirirken tekno müziğin bireyleri birleştiren o anlık geçiciliğine de göndermede bulunuyor. Filmin başrollerinde Sergi López (Luis), Bruno Núñez Arjona (Esteban), Stefania Gadda (Steff), Joshua Liam Herderson (Josh), Richard ‘Bigui’ Bellamy (Bigui), Tonin Janvier (Tonin) ve Jade Oukid (Jade) gibi isimler bulunmakta. Yaratmış olduğu karakterlerin her birini kendi içerisinde köprü “anlatıcı” modellemesi olarak kullanan Laxe, bilindik punk hareketini kolektif bir biçimde ele alıyor. Cannes’dan Jüri Ödülü (Prix du jury) ile dönen Sırât, kimi zaman hızını almaması gereken noktalarda hızını mevcut halinden yukarıya doğru çıkarmaya çalışırken düşse dahi bu düşüşü senaryo koreografisinin içerisine yediriyor. Kum fırtınalarının gerçek anlamda lenslere yapıştığı sahnelerde gerçeklik algısını toplumsal deneyin bir parçası haline getiriyor. Ezoterik ve uhrevi ambiyans müzikleriyle bir araya gelen sahnelerin genel dinamiği zaman zaman belli başlı geleneksel kültürel yapıları anımsatırken diğer yandan ise görüntünün bir anlamda ses haline dönüşmesiyle yenilikçi bir dokunuşa işaret ediyor. Bu noktada karakterlere doğrudan nüfuz eden aksiyon biçimleri hissiyatını tam anlamıyla karakterler üzerinden değil, sadece olayların görsel dansı çerçevesinde yansıtıyor. Müzik ise bu olayın salt bir zinciri haline geliyor.

Monoton Bir Düzende Çıngıraklı Bir Kahkaha
İşitsel manzarasını çölün ve tanımsız mekânların kendi içlerindeki bütünlüğünden alan Sırât, olayların tesadüfi bir şekilde birbirlerine bağlanma biçimini talihsizlik kisvesi altında organikleştiriyor. Şiddeti kutuplaştırmak biçimi olarak monotonluğunu zehir gibi dışarıya akıtan ancak bunu yaparken en başındaki kimliğini zedelemeyen potansiyel bir şiire benzeyen film, her açıdan politik yorumlamaya (2023’te yaşanan Re’im Müzik Festivali Katliamı gibi) açık kapılar bırakıyor. Bu dinamiği anlatımda kimi zaman yüzeysel bırakan yönetmen, politik yansımaya açık olan eylemleri tabiri caizse seyircinin gözüne sokmuyor. Amatör oyuncuların filmin genel atmosferini bir tablo gibi tamamlaması, tıpkı çölün filmin alt tabanını görsel düzleme yerleştirmesi gibi, hakkıyla öne çıkıyor. Bu şekilde kimliksiz, tanımsız veyahut işaret edilmemiş bir düzenin de içerisine atılmış oluyoruz. Diğer yandan film içerisinde kullanılan birbirinden farklı diller de (İspanyolca, Fransızca, İngilizce ve Arapça) karakterler arası iletişimin dengesiz halini yansıtıyor. Pedro Almodóvar’ın yapımcılarından biri olduğu Sırât, cansız çölün ortasında kendi yaşam formunu bulmaya can atan tekno bir gerçeklik. Tuzakların, engellerin ve bazı doğa olaylarının da kendiliğinden yer bulduğu filmin akışı kimi zaman izleyicinin aklına tasavvuf öğelerini getirirken kimi zaman ise maneviyata dönük aşkınlığa yeni bir boyut kazandırmaya çalışıyor.

Filmin teknik akış bağlamında toplamda dört ana perdeye bölündüğünü söyleyebiliriz. Öyle ki açılış jeneriğinin kendini göstermesi filmin 30. dakikalarına denk düşüyor. Senaryonun sapmasına neden olan bu bölümleme biçimi filmin müziklerini de adeta bir metronom gibi kullanarak tedirgin edici sahneleri doğuruyor. Bu şekilde yönetmenin izleyici zihnini kolektif bir bilinçaltına bağlayarak imgeleri dans ettirmesine tanıklık edebiliriz. Belgesel tarzda çekilen filmin ilk kısmı adeta izleyiciye ortamın en doğal halini sunarken bunun devamında karşımıza çıkan akış, tam anlamıyla macera filmine dönüşüyor. Kendi içerisinde evrimleşen bu sahneleme biçimleri aynı zamanda karakterlerin metaforik anlamda cehenneme giriş, geçiş ve çıkışlarına işaret ediyor. Bu doğrultuda karakterlerin üzerine yüklenen imgesel yükler, canlı bir şekilde haklı bir ağırlık bırakıyor.

Görüntü ve Ses İnsan Metabolizmasının Birer Haritası
Ani acının içsel yolculuğu olarak da tanımlanabilecek olan Sırât, müzik ile acının temeline doğru bir aşkınlık dokusu inşa ediyor. Böylece sinestetik bir macera tablosu çizen filmin anlatısı acının sinirsel algı çitlerini ekoloji ve savaş gibi güncel problematik konulara kadar uzatıyor. Bunu yaparken Oliver Laxe tema olarak bilinen göndermeleri kullansa da doğrudan kimseyi hedeflemiyor. Anlamsal açıdan günümüze yakın olayları temsil edebilecek tüm dışavurumları, onların kendi kimlikleri altında kültürel arabuluculuk yapması için kullanıyor. Bu yüzden de filmin her belirli sekans geçişlerinde ayine benzer dokunuşlar izleyicinin bağ kurabilmesi için kendi hikâyesini yaratıyor. Olayların varoluşsal ve metafizik boyutlarıyla ilgilenen Laxe, kendi kutsal kâsesini asla kırmıyor. Onu mitolojik ve psikedelik anlatılara entegre ediyor. Bir yandan taşıdığı hassas anlam evreniyle, diğer yandan içindeki anlamları taşırmasıyla yılın öne çıkan filmi olarak değerlendirilen Sırât, temelsiz dünyalara kulak kabartmaya çalışan ama hiçbir şey duyamayanlar için altyazı niteliğinde bir yapım.

