Dusty Mancinelli ve Madeleine Sims-Fewer’ın son filmi 75. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde tür olarak dikkatimizi çeken bir başka yapım oldu. Oldukça bilindik bir travma durumundan bir bilim-kurgu sarmalı yaratan Honey Bunch (2025), hafıza kaybının getirmiş olduğu mevcut durumun şiddetli yansımasıyla ve ekranda karşımıza çıkardığı karakter yapılarıyla alışık olduğumuz tür içinde izleyiciyi yoğuruyor. Anlatı bakımından takip etmiş olduğu yol itibariyle aynı karakterin kimi zaman deforme olmuş haliyle kimi zaman ise mükemmel bir şekilde üretilmiş biçimiyle karşılaşıyoruz. Filmin oyuncu kadrosu oldukça minimal tutularak dikkat daha çok kompozisyonun içeriğine çekilmeye çalışılmış. Grace Glowicki (Diana), Ben Petrie (Homer), Kate Dickie (Farah), Jason Isaacs (Joseph), India Brown (Josephina) ve Julian Richings gibi isimlerin başrolde olduğu Honey Bunch, son derece gelişmiş bir tesis içerisinde masumane insan deneylerini olabilecek en etik sistemin içerisine yerleştirmeye çalışıyor. Yönetmenlerin ikinci uzun metraj filmi olan bu yapımda body-horror türüne dair çeşitli dokunuşlar görmek mümkün.

Gerilim Türünün Kremamsı Dokusu
Film her ne kadar teknolojinin gelişmiş bir döneminin içerisinde gibi gözükse de gerek karakterlerin giyimi gerekse filmin görsel dokusu izleyiciyi kesinlikle geleceğe götürmüyor. Aksine kimi zaman mekân tasarımının ve kostümlerin filme katmış olduğu hava nedeniyle kendinizi rahatlıkla 1970’lerin gerilim filmlerinde bulabilirsiniz. Teknolojik gelişme kısmının sadece bir araç olarak kullanıldığı ve hiçbir zaman filmin merkezine oturmadığı bu türden sistematik bir akışta sadece eylemin kendisi ön plana çıkıyor. Buna bağlı olarak karakterler arasında ortaya çıkan gerginlik seviyesi ve duygusal alışverişler filmin genel gidişatına yön veren önemli unsurlar arasında yer alıyor. Ayrıca film boyunca teknik anlamda yaklaşılan manuel zoom’lama ise doku açısından Honey Bunch’a klasik bir hava kazandırmış. Berlinale Special kategorisinde gösterilen film, kendi anlatısını tuhaflaştırdıkça türün klişe dışavurumlarından da aynı hızda uzaklaşıyor. İnsan ilişkileri bakımından duygusal geçişler de yapmaya çalışan Mancinelli ve Sims-Fewer ikilisi montaj tekniği bağlamında da farklı çerçeveler kullanarak kimi zaman görsel anlatıyı belli bir köşe kapmaca oyununa dönüştürüyor.

Travma Yaşamak İçin Gidilebilecek En Lüks Yer
Unutulmuş olanları geri getirmek üzere açılan lüks tesisin sakinleri hali hazırda hatırlamakta oldukları şeyleri de bünyelerinden tamamen silmek üzere kaybettiklerinde ve akabinde bedensel olarak şekil değiştirdiklerinde terapinin bireyleri ele geçirdiğine tanıklık ediyoruz. Bir anlamda geriye doğru akan bir saat gibi işleyen filmde kimi zaman montajlama tekniği geçmiş ile gelecek arasında bir yerde takılıp kalıyor gibi gözükürken kimi zaman sadece şimdiki zamanın kurbanı haline geliyor. Anlatı biçemi açısından yaratıcı öğeler sunan ancak onları besleme şekli farklı olan Honey Bunch, kafa karıştırıcı bir yolculuk için de bilet sunuyor. Terapi eylemini bir anlamda bireyin kendisinin varoluş biçimini manipüle eden görünmez bir hata olarak gösteren film, kendi kendisinin labirenti haline geliyor. Karakter çizimi olarak çizgilerini oldukça belli eden Mancinelli ve Sims-Fewer ikilisi sadece iki tip karakter yapısına odaklanmış; buna bağlı olarak gelişen kötü ve iyi tarafa ait olan karakterler kimi zaman filmin anlatım tarzının akışıyla da gündelik bir masala benzeyen görsel bir dünya sunuyor. Öte yandan bir anlamda figür niyetine kullanılan mekânın kendisi de bu anlatımı destekliyor. Gizemli yapısıyla kimi zaman izleyiciyi halüsinasyon dolu bir ortama sürükleyen Honey Bunch, konusuyla fazla düşünmeye itmeden sekanslarını olabildikçe hızlı ilerletiyor. Bu bakış açısına katkı sağlayan yakın çekimler ise karakterlerin aralarında paylaşmış oldukları ortak hafıza ağını bozguna uğratabiliyor.

Değişime Açık Olmanın Mükemmel Kimyası
Filmin temel teması genel hatlarıyla sonuna dek toparlanmıyor, bu da filmde ucu açık yerlerin kalmasına neden oluyor. Aynı karakter üzerinden birden fazla karakter yaratımı ise kimi zaman ortak hikâye anlatıcılığını mümkün kılarken kimi zaman filmin kompozisyon akışını yavaşlatıyor. Böylesine bir dışavurum izleyici üzerinde dağılma duygusunu harekete geçirebiliyorken anlatıdaki hikâye çeşitliliğine de renk veriyor. Honey Bunch, sahip olduğu kompozisyonu ve kendisine has anlatım araçlarıyla türüne göre dikkat çekici bir hava bırakırken diğer yandan filmin finaline doğru varmak istemediği nokta ile kendi hızını yavaşlatıyor. Kullanılmış olan ürkütücü ve bir anlamda distopik dokunuşlar filmi baştan sona izlenme konusunda zorlamıyorken, en başta yaratılmış olan toplumsal gerilimin final kompozisyonuna yedirilmemesiyle bir anlamda izleyicinin avucuna yarıda kesilmiş bir hikaye bırakıyor.

