Tamamı İngilizce diyaloglardan oluşan, Melik Saraçoğlu ve Hakkı Kurtuluş yönetmenliğinde vücut bulan In Algorithm We Trust (Algoritmaya Biat Et, 2025), 32. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali seçkisinde en çok dikkat çeken yapım olarak karşımıza çıkıyor. Dikkat çekmesindeki en önemli faktör tür olarak festivalin diğer seçki filmlerinden çok farklı bir çizgide ilerlemesi. Öyle ki In Algorithm We Trust, adeta festivalin en aykırı çocuğuydu diyebiliriz. Filmin başrollerinde Meriç Aral (Lily/Stella Maris), Peter Klempner (Gabe), Jess Alfonso ve Nathan Bassett gibi isimler bulunmakta. Bir hayattan soyutlanma modeli olarak sosyal medyanın kültürel personalarımıza, kimileri üzerinde gizliden gizliye, kimileri üzerinde ise doğrudan etki ettiği, içinde bulunduğumuz zamanın, zeitgeist’ın tam ortasına düşüş gerçekleştiren In Algorithm We Trust, yeni dünyanın plastik alfabesini yansıtıyor. Senaryo akışı olarak izleyiciyi farklı köşelerden kapmaya çalışan film, görsel kompozisyonda da dengeli bir yenilik yaratıyor. Buna bağlı olarak kimi zaman sessiz sinema unsurlarının, günümüzün en gelişmiş iletişim araçlarına arkadaşlık ettiğini dahi görüyoruz. Dokusal olarak karakterlerin temsil edildikleri yeni dünya düzeni, üretme amaçlı ancak kaosa bağlı bir denge mekanizmasından doğuyor. Film, ritmini en çok zaten hali hazırda alışık olduğumuz bu düzenin kendisinden ve onun çürümüş/çürütülmüş gerçekliğinden alıyor.

Manüeli Devre Dışı Bırakma Eğilimi
Bireysel bir kontrol noktası olarak bireyin tercihlerinin vurgulandığı ve buna bağlı olarak ortaya çıkan etik ve sosyolojik yaklaşımın klasik bütününe dokunan In Algorithm We Trust, hikâyesini aktarırken hiçbir dolaylı yolu tercih etmese de, geçtiği yolları teknik ve içerik bağlamında süslemekten kaçınmıyor. Hali hazırda canlı bir akışa ve metne sahip olan filmin alt tabanında vurgulanan hicivsel yakarış biçimi hikâyeyi derin kılan önemli faktörlerden. Öyle ki anlatı kimi zaman ana karakterleri dışarı atarken onların sadece dışarıya atılma ihtimallerine denk düşecek bir köşe kapmaca oyunu hazırlıyor. Meriç Aral’ın canlandırmış olduğu karakter, kendisini anlatı içerisinde çemberin dışına en çok çıkaran ancak aynı zamanda hızlıca aynı çemberin içine yerleştiren bir örnek. Bununla birlikte filmin dolaylı olarak aktarmış olduğu insanın sadece dışarısı istediği için belli bir kalıba girme fikri ve bunun yer yer en şiddetli şekilde canlandırılma hali gerçekçi bir komediyi de anımsatır nitelikte. Dijital olma düşüncesini görsel olarak karakterler üzerinde kodlayıp daha sonra onları belli şekillerde kategorize eden senaryo, bir nevi insanı alınıp satılabilecek bir nesne misali, manüelini devre dışı bıraktırarak tamamen etten, kemikten ve dijital hale getiriyor. Bir anlamda bedenin kendisini ve benliğini yıpratan, aynı zamanda da içerisinde yarıklar açan bu durumun devleşmesi Aral’ın karakteri üzerinde sıklıkla kendisini gösteriyor.

Klavyeye Basan Optik Bir Alet Olarak Elin Önemi
In Algorithm We Trust gerilimi öncülleyen ve ondan bir yankı bütünü oluşturan dışavurum, sadece yatay ve dikeyden oluşan optik bir açı veriyor. Mekân kullanımı açısından dijital dünyanın ekranlarını kendisi için ev haline getiren film, ekran içinde ekran modellemesi ile görüntünün uzamının akışını yayıyor. Bu da kimi zaman ekranlar içerisinde kendi dünyasını oluştururken diğer yandan hali hazırda alışık olduğumuz dünyanın ölçülerini de bir kez daha elden geçiriyor. Bir arınma yöntemi olarak doğrudan Katharsis isimli uygulamanın ön plana geçip anlamının dışına çıkması filmde başka türden bir dördüncü duvara örnek oluşturabilecek bir yapı inşa ediyor. Bu şekilde Lily ve Stella Maris karakter/leri arasında inişli çıkışlı olarak devam eden kişilik bölünme anları soyut dışavurumculuğun biçimsel olmayan sanatını özetler nitelikte. Olay sonrası ve olay öncesi şeklinde kendi içinde parçacıklara ayrılabilecek ekranlar arası geçişlerin büyük çerçevede modern bir işlevi olması, filmin en başından beri soyutladığı yaşam formuna da göndermede bulunuyor.

Filmin adının, her ABD dolarının arkasında bulunan “In God We Trust” (Tanrı’ya güveniriz / biat ederiz) yazısına yaptığı göndermeden de kısaca bahsetmekte fayda var. Ne de olsa internet genelinde veya farklı uygulamalarda var olan algoritmayı sadece bu göndermeyle bile tapınılacak bir nesne olarak sunmuş oluyor, çoğu platformun içerik üreticilerine ABD doları ile ödeme yaptığı da hesaba katılırsa, fazlasıyla yerinde, tutarlı ve sağlam bir gönderme. Filmdeki atmosferde zeminin ve biçimin görülmesini sağlayan bu tip öğeler yönetmenlerin yansıtmak istediği performansla örtüşüyor, bu da denklemde uyumlu bir sonuç ortaya çıkarıyor. Filmin aynı zamanda senaryo koltuğunda da oturan Melik Saraçoğlu ve Hakkı Kurtuluş ikilisi, renk paleti olarak filmde canlı renk tonlarını tercih ederken karakterlerin duygusal geçişlerine göre ise ekran üzerinde dijital formlara uygun renk geçişleri yaparak sosyal medyanın dinamiğine aşina olan herkese göz kırpıyor. Türünün tüm özelliklerini hiç sakınmadan göstermeyi bir kural gibi gören In Algorithm We Trust, kendi yaptığı tablosunun sınırlarını kompozisyona, hicivsel renklerini bozmadan dahil ediyor. Tür olarak Adana Altın Koza Film Festivali seçkisinde parlayan ve bu türde de gelecek diğer yapımların önünü açan In Algorithm We Trust, görsel konturunu kurtarmak için kendi tonlarından ödün vermiyor. Dijital medya gibi sözde temizlenmiş olan bir bölgeyi lokalleştirerek, içerisine kendisine biat edecek herkesi davet ediyor.

