Robert Eggers – The Lighthouse yakasından havadis!

Bildiğiniz gibi 2015 sonrasında düşünce evrenimize The Witch gibi bir güzelliği dahil eden yönetmeni yakın takibe almamış olsak oldukça garip olurdu. Şimdi ikinci uzun metrajlı filmi The Lighthouse (Deniz Feneri) ile Cannes Film Festivali kapsamında görücüye çıkan Robert Eggers, eleştirmenler tarafından oldukça pozitif karşılandı. Bu da bizi daha da heyecanlandırdı elbette. Ne var ki film Cannes’da Quinzaine des Réalisateurs başlıklı özel bir etkinlik çerçevesinde sınırlı (the happy few – mutlu/şanslı azınlık) kişiye gösterilince, film hakkında edindiğimiz bilgiler de aynı şekilde sınırlı kalıyor. Geçtiğimiz ay karıştırdığımız Cahiers du Cinéma’da bu filmle ilgili bir yazı görünce de hemen sizlerle paylaşmak istedik (hemen = dergiye ve yazara saygı nedeniyle Haziran ayını geride bırakma gerekliliği). Yazıda Eggers’in efsanevi korku filmi Nosferatu’nun yeniden çevrimiyle uğraştığı bilgisi de bizi ayrıca heyecanlandırdı. Cahiers du Cinéma eleştirmenlerinden Ariel Schweitzer’in Fransızca yazısının Türkçe çevirisini beğeninize ve ilginize sunarız.

Robert Eggers – The Lighthouse (2019)

1983 yılında New Hampshire’da doğan ve eğitimini alaylı olarak tiyatroda yapım sorumlusu göreviyle tamamlayan Robert Eggers, sinema sahnesine büyüleyici ve kendine özgü üslubuyla öne çıkan korku filmi The Witch ile (ilk gösterim 2015 Sundance Film Festivali) yankı uyandıran bir giriş yapmıştı. Yönetmenin bu yıl Quinzaine des réalisateurs* kapsamında gösterilen ikinci uzun metrajlı filmi The Lighthouse, Eggers’in ne kadar yetenekli bir yönetmen olduğunu tasdik etmekle kalmıyor, aynı zamanda Amerikan bağımsız sinema sahnesinin en özgün yönetmenleri arasında yer aldığını da kanıtlıyor.

Tıpkı 1630 yılında geçen ve folklorik öğeleri çok güzel bir şekilde kullanan The Witch gibi, The Lighthouse da tarihsel çerçeveyi zaman dışı bir düzleme oturtarak delilik üzerine tekinsiz bir meditasyona ortam yaratan bir dönem filmi. Film, bir adada (gerçek mekân Kanada’ya bağlı Yeni İskoçya’da bulunan, volkanik bir adacık üzerindeki Forchu Burnu**) hem birbirlerine hem de içinde bulundukları vahşi ve Dünya’dan kopuk ortama üstünlük sağlamaya çalışan iki fener bekçisini konu ediniyor.

Son derece usta bir şekilde Willem Dafoe tarafından canlandırılan yaşlı bekçi, kendi otoritesini diğerine zorla kabul ettirmeye çalışır, öte yandan çalışma arkadaşı (hem komik hem de iç parçalayıcı olmayı başarabilen Robert Pattinson), bu güç dengesini tersine çevirmek için elinden gelen her şeyi yapacaktır. 35 mm’lik ve kontrastı güçlü tutulmuş bir siyah-beyaz formatta ve dikdörtgen yerine heybetli bir kare*** içinden bize ulaşan The Lighthouse, hem gotik resim sanatından hem de dışavurumcu sinemadan (Eggers’in sürmekte olan projelerinden biri de Nosferatu’nun yeniden çevrimi) esinlenen bir estetik anlayışıyla insanı çarpıyor. 

Filmde karşımıza çıkan birçok yazınsal ve sinemasal gönderme arasında, jenerikte adı geçen Hermann Melville’i de saymak gerek çünkü denizcilerin dünyası, insan ruhunun keşfi yolunda teatral varlığını her zaman hissettirmeyi başarıyor. Rüzgârın tehdit ettiği, dalgalar tarafından dövülen, sis uyarı düdüğünün çığlığı altında ezilen deniz feneri, en kuytu köşelerde kalmış arzuların ve korkuların ortaya çıkmasını sağlayan, sadece zihinde var olan bir mekân işlevi görüyor. Bu atmosfer filmiyle Eggers, bir biçem alıştırmasından çok daha fazlasını başarıyor: The Lighthouse gözler açıkken görülen bir kâbus, karmakarışık bir ruhsal varoluşun derinliklerine yapılan bir dalış.

COPYRIGHT NOTICE:

Yukarıdaki metin, Fransız Cahiers du Cinéma dergisinin Haziran 2019 sayısının 21. sayfasında yer alan kısa incelemenin birebir çevirisidir. Yazı, Cahiers du Cinéma eleştirmenlerinden Ariel Schweitzer’e aittir. 

Çeviren: H. Necmi Öztürk

Dipnotlar:

*İlk kez 1969’da, 1968 Paris olayları nedeniyle Cannes Film Festivali’nin iptal edilmesini takiben düzenlenen ve Cannes festivaline paralel olarak gerçekleşen özel etkinlik. Yönetmenler Birliği tarafından düzenlenir ve 15 gün sürer. 

**Kanada’da bu yerin adı Cape Forchu’nün yanı sıra, Fransızca’da “çatal gibi birkaç kola ayrılan” anlamına gelen “fourchu” sıfatıyla birlikte de anılır: Cap Fourchu.

***Yazar burada klasik dikdörtgen sinema formatlarının (1.85:1 veya 1:78:1 gibi) dışında, 1:1 şeklinde de ifade edilen kare formatından bahsetmektedir. Daha fazla bilgi için şu aspect ratio sayfasına bakılabilir. 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s