Rubik Küpünü Çözmek: ÖĞRETMENLER ODASI

Okul filmleri denince akla ilk gelenlerden biri Peter Weir imzalı, 1989 yapımı Ölü Ozanlar Derneği oluyor. Başta yönetmenin kurduğu dünya ve anlatıdaki farklı dünyalar arasındaki karşıtlıklar, bir tarafın diğeri üzerinde hâkimiyet kurma çabasının neden olduğu sonuçlar, bütün çatışmaların karşısında Keating (Robin Williams) gibi olması gerekeni seçen ve uygulayan bir öğretmenin var olması, kısaca pek çok yönüyle izleyicinin belleğindeki yerini otuz küsur yıldır koruyan bir film. Ölü Ozanlar Derneği, henüz lise çağında ve yetişkinlerin dünyasında kabul görmenin arifesinde birey oldukları çoğu zaman unutulan öğrencilerin iç ve dış çatışmalarını ele alırken toplumsal sorunların, karmaşanın başladığı yere götürüyor aslında izleyiciyi. Filmde Neil’ın (Robert Sean Leonard) intiharıyla sona eriyor bu çatışma ya da bir süreliğine başka öğrencilerin hayatlarını zora sokmak üzere geriye çekiliyor. Koydukları kuralların pratiğe döküldüğündeki fayda ve zararlarına bakmaksızın bunları devam ettirenler, Neil hayattayken kendilerini sorgulamadıkları gibi onun intiharından ve genel olarak mevcut düzenlerindeki çatışmalardan sorumlu olduklarını da kabul etmeyeceklerdir elbette ama belki sonunda başarısız olsa da Neil ve diğer öğrenciler için hayatta kalmanın, öte yandan mutlu olmanın, istedikleri gibi bir hayat sürmenin, sağlıklı bir eğitim sürecinden geçmenin alternatif yöntemleri olduğunu göstermeye çalışan Keating’in savundukları, izleyici olarak her birimizin zihninin bir köşesinde kalmıştır. İlker Çatak’ın yönettiği, Almanya’nın Oscar adayı olan Öğretmenler Odası (Das Lehrerzimmer, 2023) filminde başkarakter Carla Nowak’ın (Leonie Benesch) görev yaptığı okulda yaşanan kaos üzerine yazacağım metinde Keating ve karşıt düşünceye sahip öğretmenlerin öyle ya da böyle kutuplara çekildikleri o hikâyeyi hatırlamam, bunun bir göstergesi olmalı.

Nowak, Keating’le bir öğretmen olarak aynı yollardan mı geçer ya da yöntemleri, üslûpları birebir örtüşür mü? Hayır; ancak iki kurgusal karakterin mesleklerini yaparken karşılaştıkları sorunların çözümüne dair izledikleri yollarda, öğrencilerine yaklaşımlarında ve geleneksel eğitim yöntemlerini ısrarla savunan, katı kurallarla amaçlara ulaşabileceğini zanneden gruba karşı tutumlarında kesiştikleri yerler olduğunu görüyorum. Nowak’ın çalıştığı okulda birilerinin arka arkaya eşyasının çalınması üzerine okul yönetimi, hırsızı bulmak için çeşitli yöntemlere başvurur. Sınıf temsilcisi olan öğrencileri çağırıp hırsızlığı kimin yapmış olduğuna dair tahminde bulunmalarını ister. Israrlar sonucu Lukas adlı öğrencinin listeden bir öğrencinin adını işaret etmesinin ardından olaylar, her geçen gün çözümü olanaksız bir hal alır. Kimi bu meseleyi bir matematik problemi gibi çözmeye çalışır, kimi ise başka büyük meselelere neden olacak kararlarla kaosu devam ettirir. Nowak, filmin başlarındaki bir sahnede öğrencilerine ders anlatırken şöyle der: “Bir kanıtın adım adım ilerleyecek basamaklara ihtiyacı vardır”. O, bu basamakları takip etmeyi seçerken bazen hatalar da yapar, hatta ne yapacağını bilemeyip kendini köşeye sıkışmış hissettiği zamanlar da olur. Buna karşı okul yönetimi, Lukas’tan bir öğrencinin adını aldıktan sonra sınıfta arama yapar ve bu defa Ali adındaki bir öğrencinin cüzdanında fazla olduğuna kanaat getirdikleri miktarda bir para bulduklarında onu zan altında bırakmaya hazırdır. Öğrencinin cüzdanında bulunan paranın dışında babasının taksici olduğunun dile getirilmesiyle dikkati çeken imalar, Nowak’ın bahsettiği basamaklar yerine sınıfsal konumlar üzerinden konulan etiketleri görünür duruma getirir.

Solda Eva Löbau ile Michael Klammer

Okulda herkesin aklında farklı senaryolar varken Nowak, öğretmenler odasına gizli bir kamera yerleştirir ve odada yokken parası çalındığında hırsızın yüzünü değil ama üzerindeki gömleği kamera aracılığıyla tespit eder. Artık onun için de bir şüpheli vardır: Friederike Kuhn (Eva Löbau). Önce şüphelendiğini Kuhn’a söyler, sonra da görüntüleri okul yönetimine izlettirir. Dr. Böhm’ün sorgusuz sualsiz bulduğu çözümlerin kaosu büyüteceğini geç fark eden Nowak, gösterdiği görüntülerin açık bir delil olmayacağını belirtse de yönetim, Kuhn’la ilgili kararını verir; ancak bu tutum, yalnızca onu değil, Nowak’ın sınıfında okuyan oğlu Oskar’ın (Leonard Stettnisch) da hayatını etkileyecektir.

Leonard Stettnisch

Oskar başarılı bir öğrencidir. Hatta tam o günlerde bir sınavın sonuçlarını açıkladıktan sonra Nowak, ona Rubik küpü hediye eder. Bu küp, anlatının temel meselesiyle ilişkili olarak adım adım çözüme ulaşmayı simgelerken bir yanıyla da amaç, her yüzeyde tek rengin bir araya gelmesini sağlamak olduğu için anlatının derin yapısındaki meselelere de işaret eder. Nasıl ki öncesinde babası taksi şoförü olan ve cüzdanında beklediklerinden daha fazla para bulunan Ali’yi hırsızlıkla itham eden yönetim, aynı zamanda onun sosyal sınıfını, yani rengini ait olduğunu düşündükleri yüzeye raptetmekte hiçbir sakınca görmediyse okuldaki bir çalışanın oğlu olan Oskar’la da ilgili olarak alelacele kararlar alırken önünü ardını düşünmezler. Yönetimin kaosu büyütmekten başka bir çözüme neden olamayan yöntemleri, öğrencilerin birbirlerine yönelik tutumlarını da biçimlendirir. Okulda rekabet üzerine kurulu bir eğitim anlayışı hâkimdir. Oskar’ın başarılı olduğu sınavın sonuçları açıklanırken bir öğrenci, bütün notların panoya asılmasını, böylece sınıftaki yerini görmek ister. Sınavdan aldıkları notlara göre kendilerine ve çevresindekilere değer biçen öğrenciler, hırsızlık konusu gündeme geldiğinde de yetiştirildikleri zihniyet nedeniyle tıpkı okul yönetimi gibi davranarak kolayca birbirleri hakkında hüküm verebilirler. Lukas’ın Oskar’a karşı tavrı, buna bir örnektir.

Leonie Benesch

Başka bir grup öğrenci ise çıkaracakları okul gazetesi için Nowak’la yaptıkları röportaj esnasında okuldaki güncel mesele hakkında daha farklı sorular sorarlar. Örneğin bir öğrenci, neden onlardan şüphelenildiğini sorar Nowak’a. Oskar’a ne olacağını öğrenmek isterler. İlerleyen günlerde gösterdikleri dayanışmayla arkadaşlarını yalnız bırakmadıklarının mesajını verirler; ancak onlar da aralarından dayanışma kurallarına uymayanları ötekileştirirler. Son kerte yanlış yürütülen sürecin yansımaları, okuldaki neredeyse her ilişkide görülmeye başlamıştır ve gerginlik her geçen gün artmaktadır. Kontrolden çıkan Oskar gittikçe saldırganlaşır. Yetişkinlerin yanlışları karşısında altıncı sınıfta okuyan bir öğrencinin bocalaması, her şeyin hesabının ona kesilmesine fırsat verir. Nowak, Oskar’ı kazanmak gerektiğini savunurken yönetim, sınıf ve okul değişimi gibi çözümler üzerinde durur. Sonunda oy çokluğuyla Oskar’ın on günlüğüne okuldan uzaklaştırılmasına ve daha önce sözü edilen İngiltere gezisine alınmamasına karar verilirken öğrenciler, çıkardıkları gazetede bu konuları işlemiştir. Okul yönetimi, yine yasaklamalardan medet umarak gazetenin o sayısının dağıtımını engellediğinde suların durulacağını zanneder.

Herkesin birbirini yargıladığı, etiketlediği bir yerde hakikate ulaşmak güçleşir. Kimse karşısındakini dinlemez. Yalnızca bağırır. Her kafadan bir ses çıkarken sağlıklı bir çözüm elde edilemeyeceği aşikârdır. Kendisiyle ilgili verilen kararlara Oskar’ın direnişi, onu son bir defa daha günah keçisi ilan etmeleriyle sonuçlanacaktır. Oskar, sınıfta Nowak’la baş başa kaldıklarında Rubik küpünü çıkarır ve çözer. Sonunda polis eşliğinde okuldan çıkarılır. Oskar’ın görüldüğü son sahnenin göstergelerini anlamlandırmak izleyiciye bırakılmıştır. Bu sonuca rağmen Rubik küpünü çözen, yani adım adım hakikate ulaşan Oskar, yetişkinlerin varamadığı yerde durarak onları bir anlamda alt etmiş midir, yoksa okul yönetiminin doğru yönetemediği sürecin yenik bir günah keçisi midir? Ölü Ozanlar Derneği üzerine yazımda “Filmle ilgili birçok yazıda ‘Özgüven, ayağa kalkmaktır’ sözünü görürsünüz ama ayağa kalkmak, aynı zamanda, devamı gelecek olan ‘hayır’ların da ilk adımıdır” demiştim. Oskar, inadıyla belki de o ilk adımı atmıştır o yaşta. Yine Keating’in “Sözcükler ve fikirler dünyayı değiştirebilir” tümcesini İlker Çatak’ın filmi üzerinden ele alırsak Dr. Böhn’le aynı zihniyeti taşıyanların değil ama birilerini yargılamadan ve etiketlemeden önce sorgulayanların, başkalarının neden olduğu kaosta savrulmak yerine ayakları yere sağlam basarak derdi hakikate ulaşmak olanların ve bunun için inat edenlerin sözcükleri ve fikirlerinin dünyayı değiştirebileceğini söylemek mümkündür.

Baran Barış

Bir Cevap Yazın