THE TIES THAT BIND US Filmine Bağlanma Kuramları Üzerinden Bir Yaklaşım (L’Attachement, 2024)

Bağlanma kuramını geliştiren Mary Dinsmore Ainsworth ile John Bowlby, bireyin yaşamının bütün dönemlerini biçimlendiren ilişkiler ağına odaklanırlar. Bowlby, bağlanma davranışını başka bireyde yakınlık arama ve sürdürme ihtiyacıyla açıklar. Bu kuramcıların araştırmaları üzerine inşa edilen literatürde, ilerleyen yıllarda bebeklerle birlikte yetişkin bağlanma biçimlerine dair çalışmaların arttığı görülür. Yetişkinlere yönelik araştırmalardan ilki Main, Kaplan ve Cassidy’e aittir. Çalışmaları, Ainsworth’un tasnifiyle örtüşmüş ve güvenlibağımsız, kayıtsız, saplantılı ile çözümlenmemiş olmak üzere dört temel yetişkin bağlanma biçimi tespit etmişlerdir. Romantik ilişkilerdeki bağlanmayı çözümleyen Hazan ve Shaver ise söz konusu ilişkilerdeki bağlanmanın güvenli, kaygılı-kararsız ve kaygılı-kaçınan olmak üzere üç boyutu olduğunu ortaya koymuşlardır. Güvenli bağlanma biçiminin geliştiği bireylerde özgüven, kolaylıkla sosyalleşebilme ve yakın ilişki kurma yetisi vb. özellikler dikkati çekerken kaygılı–kararsız bireylerde bu özelliklerin tersi ve reddedilme ile terk  edilme korkuları gözlemlenmiştir. Kaygılı-kaçınan bireylerde ise yakın ilişkiler kurmaktan kaçınma, kendilerini ifade etmekten rahatsızlık duyma ve sosyal açıdan baskılandıkları gibi başat özellikler tespit edilmiştir (Cooper,  M.  L. vd., 1998). Doğrudan Bowbly’nin kuramını temel alan Bartholomew ve diğerlerinin “dört kategori modeli” olarak adlandırdıkları kurama bakıldığında da güvenli, saplantılı, kaygısız ve korkulu olmak üzere dört örüntü tanımladıkları görülür (Çalışır, 2009, s. 242, 243).

Valeria Bruni Tedeschi

Bir bebeğin doğumundan itibaren aylık ve yıllık gelişimine bağlı olarak bölümlenen anlatısıyla The Ties That Bind Us (L’Attachement, Bağlılık, 2024) filminde Carine Tardieu, bağlanma kuramları literatürüne koşut biçimde incelenebilecek karakterlerini kurmaca dünyanın verileri ışığında psikanalitik bir çözümlemeye tabi tutar. Yalnız yaşamayı tercih eden Sandra (Valeria Bruni Tedeschi), karısı Cécile’i psikolojik baskı altında tutarak gebeliğe zorlayan ve sonunda onu kaybedip “yas süreci”nden bir an evvel çıkmanın yollarını arayan Alex (Pio Marmaï); yeni doğan kardeşi Lucille, Cécile’in ikinci evliliğini yaptığı Alex ve öz babası David (Raphaël Quenard) ile yeni bir aile düzenine uyum sağlamaya çalışan Elliott (César Botti) ve bu koşullara dâhil olup kendisine bir yol bulmaya çabalayan Emilia’nın (Vimala Pons) kurabildikleri ya da kurmayı başaramadıkları bağlar, pek çok tartışmayı beraberinde getirir.

Raphaël Quenard & César Botti

Açılış sekansından itibaren Elliott’ın aidiyet meselesi, uzun süreli yahut geçici olarak yaşadığı mekânlara koşut biçimde ele alınırken buralardaki insanların her biriyle hem mecburiyetleri hem de rızasıyla geliştirdiği bağlar, anlatının genel kabullerin dışında bir alternatif sunmaya doğru gelişmesine olanak tanımaktadır. Daha filmin başında Sandra ile Elliott’ın yollarının kesişmesi, böyle bir alternatif iletişim biçimine yol açar. Evlenip çocuk büyütmeyi yeğlemeyen Sandra için bir anda yaşamına dâhil olan Elliott ne kadar yabancıysa henüz altı yaşında olan ama ataerkil kültürün dayattığı normları bir şekilde içselleştirmeye başladığı sezilen Elliott için de yalnız yaşamayı “seçen” Sandra’nın düzeni o kadar yabancıdır ama film, bu mesafeyi artırmak yerine anlatı ilerledikçe ikili arasında başka bir diyalog kurulması için olasılıkları gündeme getirir.

Valeria Bruni Tedeschi

Lucille’in doğumunu izleyen gün ve haftaların işlendiği bölümlerinde anlatı, önce söz konusu yabancılıklara ve mesafelere yoğunlaşır. Sözgelimi, Cécile’in deneyimleriyle Sandra’nın seçimleri birbirinden çok uzaktır ama Sandra, onu yargılamak yerine anlamayı yeğler, en azından bunun için çabalar. Sandra hem yönetmenin hem de oyuncunun yorumuna bağlı olarak kalıplara sığmayacak, dolayısıyla yukarıda özetlenen bağlanma kuramlarına bütünüyle örnek gösterilmesine izin vermeyecek bir karakter. Tardieu, diğer karakterlerine olduğu gibi Sandra’ya da belirli bir mesafeden yaklaşırken Tedeschi’nin performansı da karakteri çok boyutlu bir insana dönüştürür ki bu durum, Sandra’nın karton bir kurgu karakter olmasının önüne geçerek aynı zamanda izleyicinin de derinlemesine düşünmesini sağlar. Anlatı boyunca birkaç kez kurduğu romantik ilişkilerinde karşısındaki kişilere bağımlı duruma gelmeyi reddeden bir kadın olarak betimlenen Sandra’nın yaşamında yeni olasılıkları Tardieu, Elliott ve Alex karakterlerine bağlı olarak onun yaşantısının merkezine alır.

Raphaël Quenard & César Botti

Lucille’in büyümesine koşut geliştiği gözlemlenen SandraElliott arasındaki bağ, özellikle bu ikiliye Alex’in dâhil olduğu aksta ataerkinin verili kodlarına göre biçimlenen bilindik bir ilişki pratiğini akla getirse de Sandra’nın yaşamının kontrolünü elinde bulundurmaya devam edebilmek için çizdiği sınırlar, anlatının büyük ölçüde böyle bir yere evrilmesini uzun müddet önler. Ne var ki Lucille’in, henüz bir yaşına bile girmeden Alex’in yas sürecini tamamlama arzusu, Sandra’yla ilişkilerini etkilemeye başladığında iki karakter arasında Alex’ten kaynaklanan bir bağlanma meselesini ortaya çıkarır. Hazan ve Shaver, romantik ilişkilerdeki bağlanma ihtiyaçlarında sevgi, korku, sevecenlik, kıskançlık ya da güven gibi motivasyonların belirleyici olduğunu kaydederler (Hazan ve Shaver, 1987’den akt. Olcay, 2022, s. 20). Sandra’ya âşık olduğunu savlayan Alex, Sandra’nın belirttiği gibi, “koşullara âşıktır” ve yas sürecini tamamlamak üzere ihtiyaç duyduğu sevgi, güven ve benzeri duyguları o an en yakınında olan kişi “aracılığıyla” karşılamak istemektedir. Sandra’nın “Benim üzerimde yasını yaşıyorsun… Yalnızlığınla mücadele ediyorsun” tümceleri, Alex’in duygu durumunu en yalın biçimde özetler. Nitekim, bu ihtiyaçlarını karşılaması için yaşamında yeni olasılıklar belirdiğinde çok düşünmeden o yönde ilerlemesi, söz konusu duygu durumunun bir diğer göstergesidir.

Valeria Bruni Tedeschi ve César Botti

EmiliaAlex ilişkisinde kimi ortak beklentiler üzerinden kurulan bir bağlanma pratiği söz konusudur. Bartholomew ve diğerlerinin geliştirdikleri Dörtlü Bağlanma Kuramı, saplantılı bağlanmaya dair özellikleri şöyle açıklar: Bu bağlanma modelinin görüldüğü yetişkinler “ilişkilerle aşırı meşgul olurlar. Bu insanlar diğerleriyle yakın ilişkiler içerisinde olmayı arzu etmekle birlikte, onlarla yapışkan tarzda ilişki kurmak istediklerinden, diğerlerini kendilerinden uzaklaştırabilmektedirler” (Çalışır, 2009, s. 243, 244). Saplantılı bağlanmaya örnek oluşturabilecek bir bağlanma pratiğinin görüldüğü Alex, bu nedenle Sandra’yı kendisinden uzaklaştırırken Emilia ile anlatının final bölümünün dışında, bir ölçüde ortak bir dil kurabilmiştir; ancak ilişkilerinin boyutu değiştikçe beklentiler, başkalarıyla arzulanan ilişkiler, istem dışı verilen kararlar ve bunların sonuçlarıyla EmiliaAlex ilişkisi de bir sona yaklaşır.

César Botti

İlişkilerinin başlamasından bir süre sonra Emilia’nın Alex yerine hiç tanımadığı kadınlara kendisini daha yakın hissettiğini söylemesi, aralarındaki mesafenin görünür duruma gelmesini sağlar ve Emilia, bu sözüyle ilişkilerinde Alex’in ihtiyaçlarını gidermenin ötesinde bir bağ kurulamadığını ortaya koyar. Beraberliklerinin kısa zamanda mutsuzluğu büyüten bir hücreye dönüştüğü günlerde Emilia’nın ne hissettiğini umursamayıp nalıncı keseri gibi kendine yontan Alex’i bahtsızlığından söz ettiği anda uyararak Emilia’yı hatırlatan Sandra, karşısındakini görmezden geldikleriyle yüzleştirir. Ne var ki Sandra’nın dile getirdiği hakikatlerin Alex’in zihninde yarattığı evrende yeri yoktur ve neredeyse anlatı boyunca ilk kez aralarındaki tansiyon bu kerte yükselir. İki karakterin dünyaya bakışlarının, beklentilerinin, yaşam biçimlerinin tezatlığına karşın Alex’in ilerleyen zamanlarda da Sandra’yla bir ilişki kurma olasılığını aklından çıkaramaması, onun Bartholomew ve Horowitz’in kuramındaki yerini sabitler.

Raphaël Quenard

Sandra’nın komşu oldukları daireden taşınmasına yakın tarihlerdeki bir sahnede sarılmaları ya da Emilia ile balayı için yola çıktıkları zaman bile Alex’in aklının hep başka bir yerde oluşu, EmiliaAlex ilişkisinin nasıl sonuçlanacağını netleştirir. Ayrılırlarken Alex’in “Seni sevdim. Bir zaman sevdim” sözleri, baştaki ihtiyaçlarından, diğer deyişle mecburiyetten kurduğu bağın zayıflayıp bir müddet sonra tümden koptuğunu ve sevgi alışverişinin kısa bir zamanla sınırlı kaldığını ifade ederken filmin finalinde devam ettiği gösterilen bütün ilişki pratikleri, her bir karakter için farklı farklı hikâyelere işaret eder.   

Valeria Bruni Tedeschi ve César Botti

Yetişkinlerin hikâyelerinde bağlanma biçimleri Sandra, Alex ve Emilia, hatta David özelinde başka veçhelerle karşımıza çıkarken literatürdeki tespitlerin dışında örnekleri de gündeme getirir. Daha önce belirtildiği gibi Alex, saplantılı bağlanma modeline yakındır. Emilia, her ne kadar onunla başlangıçta benzer ihtiyaçlarla bir ilişkiye adım atsa da son sözü söyleme cesaretini göstererek güvenli bir bağlanmayı tercih eden tarafta yer alır. David’in yaşantısına baktığımızda ise gerek romantik ve cinsel birlikteliklerinde gerek çocuğuyla olan iletişiminde kayıtsız bağlanma modelinin özellikleri görülür. Bu modele göre kişi, diğerlerine karşı olumsuz değerlendirmelere sahiptir ve hayal kırıklığı gibi olumsuz tecrübelerden kaçınmak için yakın ilişkilerden uzak durur (Çalışır, 2009, s. 244). Cécile’in ölümünden sonra oğlu Elliott’ı Alex’e emanet ederek bir ay içerisinde onu alma sözünü veren ama ne zaman geleceği belli olmayan David, izleyici karşısına çıktığı ilk sahnelerden itibaren bağlanmaktan kaçınan ilişki pratiklerinin ipuçlarını verir.

Valeria Bruni Tedeschi ve César Botti

Elliott’la Alex’in biyolojik bağ olmamasına rağmen kurabildikleri baba – oğul ilişkileri, onların kişilik yapılarıyla ilgili olduğu kadar David’in tutumuyla da biçimlenmiştir ki üçlü arasında güçlü ve güçsüz biçimde gelişen bu ilişki pratiklerinin bir öncesinin olduğu filmde hissettirilmiştir. Bir sahnede David’in Alex’le konuşurlarken “Ben bir gün kahraman babası olacağım. Geri kalan günlerde sen Elliott’ın tüm bakımını üstlen” biçimindeki sözleri bile Elliott’ın öz ve üvey babasıyla kuramadığı ve kurabildiği bağların hangi koşullarda yapılandığını ifşa eder. Bununla birlikte David’in bu tümceleri kurarken sezilen, Alex’e karşı tepeden bakan tavrı da yine kişiliğiyle ters düşmemektedir.

Elliott’ın hikâyesine gelince – özellikle Bowlby’nin çerçevesinde yaklaşıldığında – David’e rağmen çoğu zaman güvenli bir bağlanma örüntüsünün ortaya çıktığı savlanabilir. Başlarda Sandra’yla iletişiminde, genel olarak ve bilhassa anlatının son kesitinin haricinde David’le deneyimlerinde kaygılı / ikircikli bir yaklaşım da hissedilir; ancak önce Cécile, sonra Sandra ve ardından Emilia ile ilişkisini saplantılı bağlanma biçimiyle örtüşen bir boyuta taşıyan Alex’in Elliott ile kurmayı becerebildiği bağ, Elliott’ın yaşantısında önem arz eder. Cécile’den başkasına karşı yakınlık duyabildiği ilk kişidir Alex ve henüz iki yaşında bile değilken karşısına çıkan bu adam, onun hikâyesinin de biçimlenmesinde etkili olmuştur. Kardeşi Lucille’i çok çirkin bulan Elliott’ın bu duygusunun altında yatan kıskançlık, dört buçuk yılda Alex’le aralarındaki bağın giderek güçlenmesinin bir sonucudur. Film, Elliott ile Alex aksıyla bir yandan da bağlanmaya dair biyolojik bağı önceleyen savları tartışmaya açar ve bu aks, filmi finale bağlayan bölümde bağlanma pratiklerinin temelini oluşturan sevgi, güven ve benzeri gereksinimlerin karşılanacağı alternatif bir yapının da önünü açar.

Emilia, bir yerde “Haklı sebeplerle kurulmuş ilişki kopmaz” der. Film, Emilia ile Alex’in ilişkisinin finaliyle bu birlikteliğin hangi saiklerle kurulduğunun altını güçlü bir biçimde çizer. Peki, finalde kopmayan ilişkileri devam ettiren ne ya da nelerdir? Aşkla bağlılık arasındaki farkı sorgulayan Sandra, örneğin Elliott’la genelgeçer anlamda bir bağ mı kurmuştur, yoksa kendi alanını da koruyarak başka iletişim pratiklerinin mümkün olabileceğini mi söylemiştir izleyiciye? Lucille’in yirmi iki aylık olduğu günlerde Sandra’ya gelerek “Beyaz, heteronormatif erilliğe övgü kitabı var mı?” diyen Alex’in sorusu, karşısındaki kişinin politik tutumuna yönelik bir alay mıdır, yoksa Lucille büyürken Alex de kendisini eğitebilmiş midir? Film bittikten sonra her izleyici, kendi birikimi, deneyimleri, hayata farklı perspektiflerden bakabilme yetilerine bağlı olarak bu soruları farklı yanıtlayacaktır ve böylelikle Tardieu, filminde ele aldığı bağlanma kavramı başta olmak üzere bütün meseleleri tartıştırmaya devam edecektir.

Baran Barış

Filmin ekibi geçtiğimiz 81. Venedik Film Festivali’nde (2024).

Kaynakça

  • Bartholomew, K. ve Horowitz, L. M. (1991). “Attachment Styles Among Young Adults: A Test of A Four Category Model”. J Pers Soc Psychol. 61. ss. 226-244.
  • Bowlby,  J. ( 2013).  Bağlanma.  Çev. Tuğrul Veli Soylu. Pinhan Yayıncılık.
  • Cooper, M.L., Shaver, P.R. ve Collins, N.L. (1998). “Attachment Styles, Emotion Regulation and Adjustment in Adolescence”. Journal of Personality and Social Psychology. 74(5). ss. 1380-1397.
  • Çalışır, M. (2009). “Yetişkinlerde Bağlanma Kuramı ve Duygulanım Düzenleme Stratejilerinin Depresyonla İlişkisi”. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar. 1(3). ss. 240-255.
  • Hazan, C., ve Shaver, P. (1987). “Romantic Love Conceptualized As An Attachment Process”. Journal of Personality and Social Psychology. 52(3).
  • Olcay, F.E.Y. (2022). Genç Yetişkinlerin Romantik İlişki Kalitelerini Yordamada, Retrospektif Baba Algıları ve Duygu Düzenleme Stillerinin İncelenmesi: Bağlanma Kuramı Perspektifinden Bir Araştırma. Yayımlanmamış doktora tezi. Maltepe Üniversitesi: İstanbul.

Bir Cevap Yazın