Norveçli yazar Henrik Ibsen’in 1890 yılında yayımlanan Hedda Gabler adlı oyunu, döneminin ahlâk anlayışına ters düştüğü gerekçesiyle uzun süre tartışmalara neden olmuş, toplumun “saygın” kesimlerince reddedilmişti. Ancak bugün Ibsen’in diğer oyunları gibi Hedda Gabler de hem tiyatro hem sinema alanında sık sık yeniden uyarlanan, her dönemde farklı biçimlerde yorumlanan bir klasik olarak kabul ediliyor. Benim … Okumaya devam et HEDDA: Ibsen’in Soğuk Norveç’inden Amerikan Queer Modernizmine
Etiket: Filmekimi
THE TIES THAT BIND US Filmine Bağlanma Kuramları Üzerinden Bir Yaklaşım (L’Attachement, 2024)
Bağlanma kuramını geliştiren Mary Dinsmore Ainsworth ile John Bowlby, bireyin yaşamının bütün dönemlerini biçimlendiren ilişkiler ağına odaklanırlar. Bowlby, bağlanma davranışını başka bireyde yakınlık arama ve sürdürme ihtiyacıyla açıklar. Bu kuramcıların araştırmaları üzerine inşa edilen literatürde, ilerleyen yıllarda bebeklerle birlikte yetişkin bağlanma biçimlerine dair çalışmaların arttığı görülür. Yetişkinlere yönelik araştırmalardan ilki Main, Kaplan ve Cassidy’e aittir. … Okumaya devam et THE TIES THAT BIND US Filmine Bağlanma Kuramları Üzerinden Bir Yaklaşım (L’Attachement, 2024)
Deleuze’den Dosch’a İkilikleri Yeniden Okumak: LE PROCÈS DU CHIEN
“Nasıl bir dünyada yaşamak istiyoruz?” Laetitia Dosch’un yönettiği ve başrollerden birini üstlendiği Le Procès du Chien (Köpek Davası, 2024) filminin sonlarına doğru avukat Avril Lucciani’nin (Laetitia Dosch) sorduğu bu soru, birilerinin üstün, değerli, güçlü; birilerinin aşağı, değersiz ve zayıf olarak tanımlandıkları bir dünyada bütün problemlerin çözümü için muhakemeye başlanacak en doğru, en kapsamlı sorudur; çünkü … Okumaya devam et Deleuze’den Dosch’a İkilikleri Yeniden Okumak: LE PROCÈS DU CHIEN
İtalyan Sineması, Yeni Gerçekçilik ve VERMIGLIO
Maura Delpero, Signori Professori (2008) ve Nasdea e Sveta (2012) adlı belgeselleriyle ilk uzun metraj filmi Maternal’den (2019) sonra 2024’te gösterime giren, Venedik’ten Büyük Jüri Ödülü ile dönen, aynı zamanda İtalya’nın Oscar adayı olan ikinci uzun metraj filmi Vermiglio’da İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına yaklaşıldığı 1940’lı yılların ortalarında geçen bir anlatı kurar. Geçmişle gelecek arasında bir … Okumaya devam et İtalyan Sineması, Yeni Gerçekçilik ve VERMIGLIO
I’M STILL HERE: Aslında Aynıyız, Yok Hiçbir Farkımız
Ernesto Che Guevara’nın gençlik dönemindeki motorsiklet yolculuğu yıllarına odaklanan The Motorcycle Diaries (Motorsiklet Günlüğü) ile adını sinema tarihine kazıyan devrimci yönetmen Walter Salles’in sarsıcı ve cesur dönüşü olarak adlandırabileceğimiz yeni filmi I’m Still Here (Hâlâ Buradayım / Ainda Estou Aqui, 2024), Brezilya’nın 60’lı yıllarından 70’lere uzanıyor ve dönemin ünlü muhalif siyasetçilerinden Rubens Paiva’nın gözaltında kaybedilmesine … Okumaya devam et I’M STILL HERE: Aslında Aynıyız, Yok Hiçbir Farkımız
MEMOIR OF A SNAIL: Salyangozun Sarmalındaki Hikayeler
Geçtiğimiz günlerde vizyona giren Memoir of a Snail (Bir Salyangozun Anıları, 2024), Adam Elliot’ın önceki filmlerinde olduğu gibi stop-motion tekniğini kullanıyor. Avustralyalı yönetmen tarzına alışık olduğumuz şekilde trajikomik bir anlatı ile karışımıza çıkmış. Bir yandan gözlerimizin sulanmasına sebep olurken bir yandan da yüzümüze buruk bir gülümseme bırakıyor. Film Grace Pudel’ın (Sarah Snook) hayatındaki olayları bize … Okumaya devam et MEMOIR OF A SNAIL: Salyangozun Sarmalındaki Hikayeler
WHEN THE LIGHT BREAKS: Kaybın ve Yasın Bireyselliği
Bu yıl Cannes Film Festivali’de Un certain regard bölümünün açılışı Rúnar Rúnarsson’ın Ljósbrot’u (When the Light Breaks / Gün Doğarken, 2024) ile yapılmıştı, biz de Gün Doğarken'i 23. Filmekimi’nde izleme şansı yakaladık. Film bir gün batımı ile başlayıp yine gün batımı ile bitiyor. Yani seyircisi olduğumuz olaylar bir gün içerisinde yaşananları konu alıyor. Fakat Rúnar … Okumaya devam et WHEN THE LIGHT BREAKS: Kaybın ve Yasın Bireyselliği
BIRD: Endüstriyel Manzaranın Büyüsüz Gerçekçiliği
Bu yıl birçok önemli film festivalinde öne çıkan Andrea Arnold’nun son filmi Bird (2024), İngiltere’nin ıssız sokaklarında kimliklerini bulmaya çalışan bireylerin hayatına varoluşsal bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Filmin başrollerinde Franz Rogowski (Bird), Barry Keoghan (Bug), Nykiya Adams (Bailey), Jasmine Jobson (Peyton) ve Jason Buda (Hunter) bulunuyor. Bireyin kendisinin farkındalığı, onun çevresine etkisi ve zamanla karakter … Okumaya devam et BIRD: Endüstriyel Manzaranın Büyüsüz Gerçekçiliği
ALL WE IMAGINE AS LIGHT: Varoluşun Zamlı Kirasını Senetle Ödemek
Hem yönetmen hem de yazar koltuğunda oturan Payal Kapadia’nın son filmi All We Imagine as Light (Aydınlık Hayallerimiz, 2024) 77. Cannes Film Festivali’nde Dünya prömiyerini yaptıktan sonra birçok eleştirmen ve izleyicinin dikkatini çekti, halen devam eden 23. Filmekimi'nin de konuğu oldu. Öte yandan festivalden Cannes Büyük Ödülü’yle (Grand Prix) dönen film, akış olarak oldukça düz … Okumaya devam et ALL WE IMAGINE AS LIGHT: Varoluşun Zamlı Kirasını Senetle Ödemek
Yalnızlığın Çözümsüzlüğü Karşısında Duyulan İnsan İhtiyacı: HARD TRUTHS
Modern İngiliz sinemasının büyük ustalarından Mike Leigh’in son filmi Hard Truths (Acı Gerçekler, 2024) bize aslında çok iyi bildiğimiz bir meseleyi usul usul, kendince anlatmayı başaran yılın en iyi filmlerinden biri. Filmekimi’nde izlediğim filmi bu yazımızda siz okuyucularımıza olabildiğince aktarmaya çalışacağız. Hepinize iyi okumalar dileriz. Filmin konusuna kısaca değinelim: Orta yaşlı ev kadını Pansy (Marianne … Okumaya devam et Yalnızlığın Çözümsüzlüğü Karşısında Duyulan İnsan İhtiyacı: HARD TRUTHS
