I’M STILL HERE: Aslında Aynıyız, Yok Hiçbir Farkımız

Ernesto Che Guevara’nın gençlik dönemindeki motorsiklet yolculuğu yıllarına odaklanan  The Motorcycle Diaries (Motorsiklet Günlüğü) ile adını sinema tarihine kazıyan devrimci yönetmen Walter Salles’in sarsıcı ve cesur dönüşü olarak adlandırabileceğimiz yeni filmi I’m Still Here (Hâlâ Buradayım / Ainda Estou Aqui, 2024), Brezilya’nın 60’lı yıllarından 70’lere uzanıyor ve dönemin ünlü muhalif siyasetçilerinden Rubens Paiva’nın gözaltında kaybedilmesine ve sonrasında yaşananlara odaklanıyor. Dünya Prömiyerini geçtiğimiz Venedik Film Festivali’nde yapan filmi, bu yıl 23.’sü düzenlenen Filmekimi‘nde izleme şansı bulduk.

Fernanda Torres (sağda)

Film aslında yukarıda okuduğumuz kısa tanıtım kısmından da göreceğimiz üzere bizlerin de ülkemiz tarihine baktığımızda yabancı olmadığımız kavramlara, askeri faşist darbelere, gözaltında yaşanan kayıplara (her iki anlamda) odaklanıyor. Salles bunu yaparken gerçek Paiva ailesiyle olan tanışıklığını da kullanarak son derece radikal, can acıtıcı bir aile dramını dünyanın bir dönemindeki birbirinden farklı ülkelerinin acılarıyla çok başarılı bir şekilde harmanlıyor. Bunu yaparken de elbette son derece enternasyonal davranarak izleyici ayırt etmeksizin herkesten belli bir geçer not alacağını da biliyor. Özellikle siyasete, dünyanın yakın tarihine, Latin Amerika’ya ilgi duyanların çok rahatlıkla takip edebileceği I’m Still Here, politik tavrının yanı sıra birbirinden farklı janralara da göz kırparak açtığımız her çekmecesinde bize farklı duygular vadeden dopdolu bir filme evriliyor.

Açılış sahnesinden itibaren ustalıkla verdiği gerilim duygusunu filmin tamamına yayarak ama yer yer de onu geride tutarak, sıcacık aile sekanslarıyla arada yüzümüzü tebessüm ettirmeyi, olumlu anlamda bizi duygulandırmayı da başarıyor. Paiva’nın (Selton Mello) eşi Eunice Paiva (Fernanda Torres & Fernanda Montenegro), filmin baş karakteri olarak çokça duyguyu üst üste yaşıyor. Eşinin ortadan kaybolmasının ardından hapse atılması, kızıyla birlikte işkence görmeleriyle birlikte film tüm ciddiyetini yüklenerek bizi bir hukuk mücadelesine hazırlamaya başlıyor. Filmin başındaki tünel sekansında ailenin gençleriyle birlikte yaşamaya başladığımız gerilim bir noktadan sonra artık Rubens’in geri dönmeyeceğini idrak ettiğimizde çok güçlü bir adalet arayışına dönüşüyor.

Fernanda Torres, Selton Mello

Filmde yer yer gördüğümüz ailece fotoğraf sahnelerindeki neşenin, mutluluğun, sıcaklığın ve samimiyetin ailenin küçük kızının el kamerasında saklı kalmasıyla arada bir kendimizi yeniden toparlasak da bir ailenin mutluluğunun bir kamerada saklanmak zorunda kalmasına da üzülmeden edemiyoruz. Özellikle fotoğraf sahnelerindeki ışıl ışıl gökyüzü ve canlı renk paletiyle ailenin kendi içindeki genel duygu durumuna dair de oldukça fazla şey öğreniyoruz ve film siyasi arka planı, bunun haricinde ailenin jenerasyon olarak farklı yıllarının gösterilmesiyle de bir belgesele dönüşüyor aslında. Belgeseli andıran sahnelerde mutlu aile tablolarına doyarken gerçeğe, şimdiye döndüğümüzde üst üste hayal kırıklıkları ve üzüntü içimizi kaplıyor.

Fernanda Montenegro

Eunice’in tek başına verdiği mücadele karşısında hayranlık duymadan edemiyorken faşist cuntanın 15 yıl boyunca Brezilya’da nasıl işlediğine de elbette şahit oluyor ve bu sekansta ülkemiz tarihini de düşünmeden edemiyoruz. 12 Mart 1971 darbesinde yaşananları, daha çok da 12 Eylül’ü gözümüzün önüne getiren bu sahnelerin özellikle yaşı eren seyircilerde daha büyük etkiler bırakacağı da aşikar. Tüm bunlar olup biterken filmde katıksız bir kurgu başarısı olduğunun altını defalarca çizmemiz gerekiyor. Paterson (2016), A Chiara (2021), The Lost Daughter (2021) veya May December (2023) gibi filmlerdeki çalışmalarıyla tanınan Affonso Gonçalves’in göz alıcı kurgusu sayesinde I’m Still Here hiçbir sahnesinde ciddiyetinden kopmamayı başarıyor ve yukarıda değindiğimiz, türden türe geçişi de başarıyla yapıyor. Senaryoda Rubens Paiva’nın oğullarından Marcelo Rubens’in de imzasının olması hem samimiyeti ve gerçekçiliği meşru kılıp hem de içtenliğe dair kafamızda en ufak bir soru işareti kalmamasını sağlarken, elbette Walter Salles’in mükemmel diyebileceğimiz yönetmenliğiyle I’m Still Here seyircisini mest etmeyi başarıyor.

Finale doğru merak duygusu doğal olarak zirve yaparken yerinde kullanılan zamansal atlamalar hem ailenin durumuna, hem de Brezilya’nın ülke olarak cunta rejimi sonrasındaki durumuna ışık tutuyor. Eunice’in yaşlanmasıyla birlikte artık çocukların da kendi ailelerini kurmuş olduğunu görmemizle gözümüz Rubens’i ararken adeta bir dava dosyası şeklinde ilerleyen film koskoca bir nihai cezasızlık kararını yüzümüze vurarak son noktayı koyuyor. Burada elbette birçok ülkede yaşanan insan hakları ihlallerinde mahkemelerce verilen yetersiz kararlar aklımıza geliyor ve ülkemiz tarihinde de bu tür olağanüstü durumların yaşandığı dönemlere baktığımızda, aslında bu düzlemde herhangi bir ülkeyle aramızda bir farkın da olmadığı, benzer bir tarihi paylaşmış, aynı acıları yaşamış olduğumuz gerçeğiyle karşılaşırken filmden dopdolu, içimizi kaplayan bir kardeşlik, yoldaşlık, birliktelik duygusuyla ayrılıyoruz.

Deniz Kuş

Bir Cevap Yazın