AFTER THE HUNT: Geyik Ölü Bir Kurban Numarası Yaptığında

Luca Guadagnino‘nun 82. Venedik Film Festivali’nde gösterilen ve özellikle şiddet üzerine eğilen son filmi After The Hunt (2025), hali hazırda şiddetin her türlüsüne maruz kalmış bireylere açık, estetik bir mektup niteliğinde özenle yapılmış. Cinsel saldırının tüm temel tonlarına dokunmaya çalışan yönetmen, geçtiğimiz yıl yine aynı festivalde göstermiş olduğu Queer (2024) filminin dokusuna göre rotasını tamamen eski kökenlerine doğru çevirip klasik bir Guadagnino görsel anlatım estetiği sunuyor. Oyuncu kadrosunda Julia Roberts (Alma Olsson), Andrew Garfield (Hank Gibson), Chloë Sevigny (Kim Sayers), Ayo Edebiri (Maggie Price) ve Michael Stuhlbarg (Frederik Olsson) bulunuyor. Filmin oyuncu kadrosunun çok güçlü bir performans sergilediğini söyleyebiliriz.

Julia Roberts

Konu olarak kırılgan yapının her dokusunun altını en kalın şekilde çizen yönetmen, filmin hemen açılışında Woody Allen‘a atıf yaptığı jenerik temasıyla da dikkatleri üzerine çekti, basın toplantısında da kendisine bu yönde bir soru yöneltildi hatta, Guadagnino cevabında polemikten kaçındı. Eylem ile eylemin üzerine yapışan anlamları kimi zaman taraflı kimi zaman ise tamamen hayalet biçiminde tanık olarak aktaran After The Hunt, göz önünde bulundurduğu olayların şiddete yönelik dinamik yapısına doğrudan görsel kimlik kazandırmaya çalışmıyor ancak onun görsel kimlik kazanmasını izleyicilerin zihninde bir yansımaya etki-tepki yönünde kullanıyor. Filmin senaryo koltuğunda bir kadın (Nora Garrett) bulunuyor, bu da filmin cinsel şiddeti gözler önüne sermesine veya bireyin sadece görsel bir kimlik halinde sunulduğuna dair olası tartışmaların önünü kesebilecek tarzdan bir yaklaşım olarak yorumlanabilir.

Ayo Edebiri

#MeToo Hareketi ve Feminizm Kol Kola

Günümüzün bir anlamda “modası geçmekte” olan temalarını tekrar gün yüzüne çıkaran film, her bir karakterinin travmalarına olabilecek en estetik anlatım düzeyinde yaklaşıyor ve şiddetin biçimini bu görsel düzlemde asla arzulanabilir bir nesne haline getirmiyor. Tam anlamıyla yönetmenin görsel ve anlatısal estetik dili bakımından kökenlerine döndüğü After The Hunt, Luca Guadagnino‘nun bir süredir özlenen o alıştığımız film yapısını su yüzeyine çıkarıyor. Bu şekilde filmin altında yatan derin ve dikkat çekici temanın yanı sıra yönetmen, teknik açıdan seyir aşamasında izleyiciyi sevindirecek elementleri de ön plana çıkarıyor. Karakterlerin çiziminde onların filmin tüm kompozisyonu boyunca kendi içlerine dönük bakışlarını aşama aşama teknik bağlamda olabilecek en titiz şekilde yapan Guadagnino, mağdurların sözlerine hangi çerçevelerden bakılabileceğini ve onların modası geçmiş değerlerden nasıl arındırılabileceklerini tartışıyor. Konu bakımından sosyal reklam içeriği / kamu spotu tarzında herhangi bir yaklaşıma sırtını dayamayan ve didaktik anlatım tonundan kaçınan yönetmen, sesini yükseltmeden alçak tonda hikâyesini duyuruyor. After The Hunt anlatımının görsel boyuta erişmesiyle Call Me by Your Name (2017) filmini anımsatacaktır. Film boyunca görsel evrene misafir olan edebiyat ve felsefe sohbetlerinin yanı sıra edebiyatın önemli isimlerinin masaya yatırılması ve onların referans olarak sadece bir aksesuar olarak değil aynı zamanda hikâyenin bir parçası haline gelmesi yine Guadagnino sinemasında özlenen (Call Me by Your Name’deki “apricot / kayısı” sekansı vs.) yansımalardan birkaçı olarak karşımıza çıkıyor.

Andrew Garfield ve Julia Roberts

Konfor Alanını Elinin Tersiyle İten Bir Anlatı

Filmin kompozisyonu izleyiciyi tamamen en rahat alanında rahatsız etmeye odaklanmışken diğer yandan karakterlerin çiziminde tam tersi bir etki ortaya çıkıyor ve After the Hunt, hikâyenin teknik anlamda da kendi içinde nasıl evrildiğini bir belgesel türüne dönmeden, kendi estetik yaklaşımıyla yansıtıyor. Bu türden huzursuz bir anlatı eksenini en prestijli sayılabilecek Yale Üniversitesi ortamına taşıyarak aynı zamanda modern toplumun çürümüşlüğünün her alanda kokusunu en şiddetli şekilde yayabileceğine de göndermede bulunuyor. Güç, ayrıcalık, başarı ve çöküş gibi insan yapısının en kırılgan yanlarına birer birer iğne batıran After The Hunt, hiyerarşi ve iç rekabetlerin savaşını en kültürel formda karşımıza getiriyor. Bu şekilde bahsi geçen yazınsal-felsefi referanslarla hem geçmişin dinamiklerini tartmaya davet ediyor hem de bu davetle izleyiciyi şimdiki zamanın kucağına doğru uğurluyor. Güç yapısının başarının zirvesine ulaştığında nasıl etkisi olabileceğini, doğrudan şiddetin kendisini göstererek değil ancak onu hissettirerek yapan After The Hunt, başarının direkt olarak kişinin kendisiyle değil, kişinin bağlı olduğu çevreye göre kendi dinamiğine, kendi kurallarına sahip olduğunu hatırlatıyor.

Meşru Bir Kuşak Ayrımı

Bahsi geçen şiddet yapısını karakterler üzerinden her jenerasyona yediren film, fısıldamak yerine odanın boşluklarına doğru sesini yükselterek, bağırarak diğer odalarda yankı yapmaya çalışıyor. Bunu yaparken güçlü karakterlerinden faydalanan After The Hunt’ın oyuncu seçiminin ve işleyişinin oldukça titiz ve derin olduğunu söyleyebiliriz. Buna bağlı olarak bilginin kırıntılarıyla herkesin inanmak istediği ancak halının altına doğru süpürdüğü gerçekliğin farkındalığını her bir karakterin yüz hatlarında görmek mümkün. Bu şekilde karakterlerin kuşak farkı sebebiyle bile olsa birbirlerine herhangi bir üstünlük kurma stratejisinden ziyade karakterlerine karşılıklı eklemelerde bulunması filmin ana anlatısını dikkat çekici kılıyor. Olabilecek en güncel konunun, oyuncuların da güçlü katkısıyla sinematografik bağlamda ulaştığı noktayı, pürüzsüz ve izlemeye değer bulabiliriz. Film kendi sınırları içerisinde yüksek eleştiri alabilme kapasitesine fazlasıyla sahip, ancak Guadagnino hiçbir zaman herhangi bir tarafı tuttuğunu işaret edecek bir nokta atışı gerçekleştirmiyor.

Ayo Edebiri ve Julia Roberts

Ahlaki üstünlük yapısını, bulanık ve herkesin bakış açısına göre değişebilecek yapısıyla adeta bir çorbaya benzeten After The Hunt, tamamen çelişkiler üzerine kurulu hikâyesinin elini filmin sonuna değin bırakmıyor. Gerçeğin kendisinden yoksun kaldığımızda geriye gerçeğin adlandırılmasından başka ne kalabileceğini sorarken bir başkasının gerçekliğine tam olarak dokunduğumuzda onun gerçekliğine sahip olamayabileceğimizin ince çizgisinin ardında durmaktan da kaçınmayan Luca Guadagnino, böylelikle bunaltıcı akademik atmosferini kendi rutubetinden kurtarıyor. Diğer yapımlarında olduğu gibi bu çalışmasında da Trent Reznor ve Atticus Ross ikilisiyle birlikte çalışan yönetmen, müzik unsuruyla da After The Hunt’ın temasını daha da şüpheci hale getiriyor. Bu his ise izleyicinin omuzlarından film boyunca, bir kemirgenmişçesine ayrılmayı reddediyor.

Burcu Meltem Tohum

Dial M for Movie’de Luca Guadagnino:

Bir Cevap Yazın