Geride bıraktığımız 81. Venedik Film Festivali’nde Dünya prömiyerini gerçekleştiren Luca Guadagnino’nun, William S. Burroughs‘un aynı adlı novellasından uyarlanan son filmi Queer (2024), yönetmenin filmografisi içinde dikkat çekici bir noktada bulunuyor. Festivalde ana yarışmada yer alan yapım, yönetmenin bu zamana kadarki en kişisel filmi olarak görünüyor. Uzun yıllardan beri film üzerine çalışan Guadagnino, günümüzde kült sayılabilecek bir eseri adeta Thomas Pynchon’un Gravity’s Rainbow eserini okuyormuşçasına beyazperdeye taşımış. Duygular arası birçok kez birbirine geçen oyunlara tanık ettiren Queer, görsel anlamda sekanslar arasında kendi tablosunu inşa ediyor. Bu şekilde film sadece sinemanın bir parçası değil aynı zamanda görselliğe adanmış bir yağlı boya performansının da deneyimcisi oluyor. Filmin senaryo koltuğunda Challengers (2024) filminin senaristi Justin Kuritzkes bulunuyor. Hem anlatısal hem de görsel düzlemde erotik kategorisine dahil edilebilecek tüm unsurları olabildiğince sanatsal düzlemde kompozisyona yediren Guadagnino, görselleştirdiği her imgeyi en şeffaf ve basit güzelliğin kucağına bırakıyor. Bu şekilde filmin bütünü kimi zaman bir sergi mekânındaki bir enstalasyonu anımsatırken kimi zaman ise doğrudan sinemasal dilin akışını takip etmesiyle ikiye ayrılabiliyor.

Hayal Gücüyle Fiziksel Bedenin Dilini Oluşturmak
Salt sevginin peşinden koşan ve defalarca kez onun kaybını avuçlarının içerisindeki çizgilerin en derininde hisseden William Lee’nin (Daniel Craig) bir anlamda kendi üzerinde yaratmış olduğu kimlikleşmiş imgesi ve onun hiç bitmeyen, artık kendisini bulmanın da ötesine geçmiş olan arayışı Guadagnino’nun elinde yarı saydam bir imaja dönüşüyor. Filme etki eden bu yansıma bazı sekanslarda filmin görsel akışında basitlik unsuru yaratırken bazı sekanslarda ise William Lee’nin içini tam anlamıyla görebilmek adına ulaşılabilecek tek kapı şeklinde sunuluyor. Bu şekilde hem seven hem de sevilen bir bedenin aynı noktada buluşma hali ve her ikisinin de tek bir bedende buluşma arayışı, filmde etki bırakan temel imge olarak yer alıyor. Böylece karakterler her kendilerini bulamayışlarında bu şekilde beraber olduklarındaki o saydam beden, gizli özne gibi filmin kompozisyonuna katılıyor.

Nüktedan, Alaycı ve Yapıbozumcu
William Lee’nin Eugene Allerton (Drew Starkey) karakteri üzerinden yaratmaya çalıştığı ikinci benlik safhası filmin genel tonunu belirleyen en önemli yansıma olarak kendisini her sekansta sürekli olarak var ediyor. 1950’lerin başında yazılan novella, günümüz standartlarına göre artık skandal sayılmayacak ancak o dönemde yasaklanma seviyesine gelebilecek nitelikte olduğu için ancak 1985’te yayınlanabildi. Bu bağlamda William S. Burroughs‘un yaratmış olduğu William Lee karakterinin, yazarın ikinci benliği olup olmadığı da hâlâ tartışılan bir konu. Novellada yakalanan beat etkisi filmin birçok sekansına ince bir şekilde işlenmiş. Görsel dünyasını Meksika’da açan, daimî olarak sergilediği mekânları ucuz barların umutsuz insanlarına adayan Guadagnino, duygusal olarak kendisini izole eden William Lee’nin dünyasını aşırıya kaçmadan ancak aşırılığa öykünecek bir şekilde gösteriyor. Bu anlamda deneysel geçişleri olan Queer’in bağlımlılık konusunu ele alarak hem fiziksel hem de duygusal olarak açmış olduğu kanatları, arzuya yönelik şekilde biçimleniyor.

Bağımlılığın Yarattığı Rutinlere Yönelik Bir Arzu
Filmin karşılıksız sevgiye doğrudan odaklanmayarak onun etrafından dolanması ve bilindik anlatı yapısını kırması sekanslar arasındaki bağlantı ve kopukluk düzlemlerine birer köprü çekiyor. Bu şekilde doğrudan tahmin edilebilir olan bir sevgi arayışına parmak basmayan filmin genel atmosferi daha çok bir bedene sıkışmış olan bireyin içerisinde yaşadığı sıkışıklığın ve bastırılmış olmanın dışavurumu olarak kendisini temsil ediyor. Görülen ile kendini gösteren arasındaki farkı belirginleştirip her ikisine de ulaşmaya çalışan kesik bir el gibi etrafta dolaşan William Lee’nin var ile yok hali, evrensel bir varoluşun da simgesi olarak kendi kendisini deneyimliyor. William Lee karakteri için oldukça ikonik bir seçim olan Daniel Craig, yazar William S. Burroughs‘un yansımasını temsil eden önemli bir tercih olarak filmin her sekansında izleyiciye göz kırpıyor. Filmin kimi kareleri tam anlamıyla David Lynch filmlerinden çıkmış gibi zihnimize belli tonda düşsel yansımalar fırlatıyor. Bu yansımaların hiçbiri gerilimi tetiklemiyor ancak duygusal ve çalkantılı idillerin operasına gün ışığı veriyor.

Seni Sevmeyen Birini Arzulamanın Dayanılmaz Hüznü
Oldukça salt bir arzu üzerine kurulu olan filmin kompozisyonunun her dışavurumu belli bir duygulanım temelinde yükseliyor. Bu biçimde kurgulanan olay örgüsü kimi bakımlardan tek karakter odaklı ilerliyor diyebiliriz ancak filmin bu türden göstermiş olduğu sekanslar herhangi bir durağanlık veyahut âtıl bir durum yaratmıyor. Bu biçim, bir anlamda William Lee karakterini izleyici için güvenli bölge haline getiriyor. Her ne kadar karakterin çizilmiş olan hayatının akışı tam anlamıyla güvenli gözükmese de William S. Burroughs‘un ve Luca Guadagnino’nun yansıtmış oldukları karşıtlıklar akışı, film boyunca en güvensiz alanı dahi güvenli hale getirmek üzere kurgulanıyor. Bir anlamda kendi içsel evini yıkmaya güdümlenmiş gibi resmedilen William Lee, bir dram kurmak yerine varolan melodramı kendi ruhuna yediriyor. Böylece izlenimci bir bakış açısıyla ilerleyen filmin görsel kompozisyonu kibar toplum yapısına ince bir şekilde eleştirel yaklaşırken diğer yandan “küçümseme” öğesini motive edici bir etken olarak kullanıyor.

Başarısız Müstehcenliğin Çıplak Şöleni
İçinde bulunduğumuz dünya şartlarında eşcinsel olmanın nasıl bir duygu olduğunu William Lee üzerinden müdahaleci olmayan bir biçimde yansıtan Guadagnino, hiçbir kategori yaratmadan, heteroseksüel bireye karşı kurulmak istenen ancak imkânsız olan bir arzuyu olabildiğince duru, yer yer düşsel efektler eşliğinde anlatıyor. Daha önce Challengers (2024) filminin müziklerinde çalışmış olduğu Trent Reznor ve Atticus Ross ikilisi ile yaratmış olduğu ritmik geçişler de filmin iskeletini sağlamlaştıran bir başka yansıma olarak karşımıza çıkıyor. Filmin kostümleri için J.W. Anderson ile çalışan ve gelecek yapımlarında da onunla çalışmak istediğini festivalin basın toplantısında açıkça dile getiren Guadagnino, Queer için olabilecek tüm ağır topları çalışmasında topluyor. Bunun dışında filmde diğer dikkat çeken oyuncular arasında yer alan Lesley Manville, Jason Schwartzman ve A Ghost Story (2017) filminin yönetmeni David Lowery gibi isimler de Queer filmini yılın dikkat çekici yapımları arasına yerleştiriyor.

Luca Guadagnino’nun Dial M for Movie’deki diğer filmleri:
- Challengers (2024)
- Bones and All (2022) – Türkçe eleştiri
- Bones and All (2022) – Review in English
- Suspiria (2018)
