John Wick Chapter 3: Si vis pacem, para bellum

Evet John Wick serisinin üçüncü ayağını geride bıraktık ama film son derece zengin ayrıntılara sahip olduğu için hala hakkında konuşmaya devam ediyoruz. Bence etmeliyiz de, sonuçta 1999 tarihli Matrix’den beri birlikte çalışan Keanu Reeves ile dublörü Chad Stahelski’nin, içinde bulunduğumuz yeniden çevrimler ve uyarlama senaryolar çağında, yazar Derek Kolstad ile kafa kafaya verip sıfırdan yarattığı yepyeni ve özgün bir üründen, bir “franchise”dan bahsediyoruz.

Üç filmin de yönetmeni, dublörlük geçmişinde öğrendiği her şeyi ustalıkla kamera arkasına taşıyabilen Chad Stahelski. Kendisine ilk filmde, Deadpool 2’den tanıdığımız David Leitch de eşlik etmişti. Leitch’in de Stahelski gibi, yıllardır profesyonel olarak dublörlük yaptığını unutmayalım. Her ikisi de yönetmenlik koltuğuna oturdukları filmleri sinemasal olarak çok güzel noktalara taşıdılar.

Chad Stahelski ve David Leitch.

2014 yılında sinemaseverlerin aurasına dahil olan John Wick karakteri, klası, çekinmeden defalarca tetiğe basması, vicdani hesaplaşmalar içine girmemesi, bağlantıda olduğu “elit” gruplarla olan ilişkisi ve kaybettiği eşine olan engin sevgisiyle kesinlikle daha önce beyazperdede izlediğimiz filmlerden ve karakterlerden farklı bir noktada bulunduğunu kısa sürede kanıtlamıştı.

Elbette silah kullanma konusunda Equilibrium’u (üstelik bu olağanüstü filmde yine tatlı bir köpek de hikâyenin akışında önemli rol oynuyor), “karakter sahibi tetikçi” bağlamında Jason Bourne’u, klas sahibi katiller veya elit çevreler bab’ında da The Godfather üçlemesini hatırlatıyor John Wick filmleri ama bu üç örnekten herhangi birine tam olarak dahil etmemiz çok zor.

KEANU REEVES

Bay Reeves hakkında çok şey söyleyebiliriz, ve söyleyeceğimiz herşey de, eğer gerçeklerden bahsedeceksek, güzel ve hayran olunası şeyler olacaktır. Keanu Reeves dendiğinde sinemasal olarak aklımıza elbette Speed, Matrix Üçlemesi ve John Wick geliyor ve bu yapımlar elbette birçok oyuncunun kariyerinde bulunmasını isteyeceği filmler, ancak bunların dışında da Keanu Reeves son derece önemli filmlerde birçok farklı karaktere başarıyla hayat vermiş bir oyuncu:

  • River’s Edge (1986)
  • Dangerous Liaisons (1988)
  • Tune in Tomorrow (1990)
  • Point Break (1991)
  • My Own Private Idaho (1991)
  • Bram Stoker’s Dracula (1992)
  • Much Ado About Nothing (1993)
  • A Walk In The Clouds (1995)
  • The Last Time I Committed Suicide (1997)
  • The Devil’s Advocate (1997)
  • Constantine (2005)
  • A Scanner Darkly (2006)

Liste daha da uzatılabilir ama Keanu Reeves’in birçok açıdan belli bir sınıfa giren filmlerde oynamayı seçtiği gözden kaçmıyor. Sınıf derken abartmayalım, daha çok demek istediğim, hep sıradışı, belli bir sorunu deşen veya sorular soran filmlerde oynamaya gayret etmiş bir oyuncu Reeves. Elbette daha hafif filmler de var kariyerinde ama genel eğilimi derinlikli filmlerden yana ve bu da oyuncuyu daha da çok sevmemize sebep oluyor (John Wick 3 için verdiği bir röportajda dublöründen bahsederken “dublörüm” değil de “Jackson Spidel” demesi ve her filmde birlikte çalıştığı insanlara saygı duyması gibi çok daha kilit konulara girmiyoruz bile).

John Wick’in yönetmeni Chad Stahelski de oyuncuya duyduğu saygı ve sevgiyi filme bir Matrix göndermesini dahil ederek göstermiş. Filmin kilit sahnelerinden birinde Ian McShane’in canlandırdığı karakter Keanu Reeves’e “neye ihtiyacın var?” diye sorduğunda Reeves kafasını aynı Matrix’de olduğu gibi hafifçe yana çevirerek “Silaha, çok fazla silaha.” diye cevap verir:

Guns. Lots of guns.

Matrix (1999)

Bu da elbette ilk Matrix’in 20. yılında çok hoş bir gönderme olmuş, kaçırılamayacak türden. Biraz da John Wick Chapter 3’te dikkatimizi çeken diğer noktalara göz atalım.

JOHN WICK ve DİLBİLİM

Öncelikle filmde İngilizce’nin dışında Rusça, Latince, Fransızca, Japonca ve Arapça / Farsça sözler duyabileceğinizi söylemekle başlayalım. Bunun dışında atladığım birkaç başka dil bile olabilir tabii. Filmin adıyla başlarsak, konusuna ve hatta John Wick evrenine çok uygun bir isim olduğu bir gerçek. Filmin adına kaynaklık eden (ve aslında ayrı yazılması gereken) “parabellum” eklentisi, Latince Si vis pacem, para bellum sözünden gelmekte: “Barış istiyorsan savaşa hazırlan” veya yorum katarak çevirirsek “Barış elde etmek için savaş hazırlıklarına başlamalısın”. Bu söz filmde Ian McShane’in dudaklarından sadece bir kez dökülüyor ve dediğimiz gibi, aslında kaybettiği karısının anısı önünde sakin bir hayat yaşamak isteyen John Wick’in bütün öyküsünü özetler nitelikte.

Diğer bir dilsel saptamayı ise filmdeki önemli yan karakterlerden biri olan ve Jerome Flynn tarafından canlandırılan Berrada’dan duyuyoruz: “katil” yani assassin sözcüğünün kökeni. Bu sözcüğün kökeni tam olarak bilinmese de, büyük ihtimalle John Wick yazarlarının ve prodüksiyon ekibinin araştırmaları sonucu dilbilimsel olarak genel kabul gören bir dizi köken ihtimaline ulaşmayı başarmışlar. Biz de bu konuda önde gelen Fransız dilbilimcilerinden Henriette Walter’e kulak verdiğimizde John Wick evreniyle aynı sonuca ulaşıyoruz.

Visualiser l’extrait sur le mot “assassin” dans le livre de Walter.

Henriette Walter, ana hatlarıyla assassin sözcüğünün kökeninde üç ihtimal yattığını söylüyor:

  • 11. yüzyıl başlarında “Haşhaşiler” denilen, Hassan El-Sabbah adlı bir Şii tarafından kurulmuş bir mezhep varmış ve Sünni’lere karşı savaş yürütmekteymiş. Buradan hareketle “Hassan El-Sabbah’ın yolundan ayrılmayanlar” anlamında kullanılmış ilk başta.
  • Sonrasında denir ki bu mezhebe üye olanlar savaş amacıyla intihar ederken o kadar sakin hareket ederlermiş ki, haşhaş kullandıkları öne sürülmüş.
  • Son olarak da Hassan’ın, tebasını “assasiler” olarak çağırdığı bilgisi var, bu da temele, başat olana, yani en temel inanca sadık olanlar anlamına gelirmiş. Yani imana ve yasaya sadık olanlar.

Naçizane fikrimizce, gerçekten de bir filmde bahsedilecek denli ilginç bir köken hikayesi.

REEVES DIŞINDA ÖNE ÇIKAN OYUNCULAR

John Wick Chapter 3, Keanu Reeves dışında da harika oyuncular ve oyunculuklar barındırmakta. Birkaçına kısaca değinelim.

Ian McShane

İlk filmden beri aynı rolü, Winston karakterini canlandıran usta oyuncu, Deadwood dizisinden Golden Globe dahil birçok ödülle dönmüştü. Sadece yaşı (77) nedeniyle değil, usta işi oyunculuğu sayesinde de sinema tarihinin önemli bir parçası.

Anjelica Huston

John Wick serisinde ilk kez Yönetici karakteriyle rol alan, efsanevi bir oyuncu. 68 yaşındaki sanatçının kendi oyunculuk kariyerinin son derece zengin olması bir yana, babasının da bir başka efsanevi yönetmen olan John Huston olduğunu ekleyelim.

Laurence Fishburne

Seriye ikinci filmde çok önemli Bowery King karakteriyle katılan Laurence Fishburne’ün filme getirdiği oyunculuk kalitesi bir yana, Fishburne – Reeves ikilisini Matrix’den sonra bir kez daha aynı filmde izlemek de ayrı bir keyif.

Halle Berry

Photo by: Mark Rogers.

Seride ilk kez karşımıza çıkan başka bir karakter: Sofia. John Wick Chapter 3’deki rolü kesinleştikten sonra sadece köpekler eşliğinde yapılacak dövüş sahneleri için tam altı ay eğitim görmesi ve bu sayede filmdeki kurt köpekleriyle iletişimini mükemmelleştirmesi kesinlikle oyunculuğu, sinemayı ve John Wick serisini ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor.

Asia Kate Dillon

(Photo by Walter McBride/WireImage)

Kendisine eril veya dişil takılarla (İngilizce açısından “He” veya “She”) hitap edilmesine karşı çıkan ve cinsiyet özgürlüğünü savunan, cinsiyetçi sınırlamaları reddeden Asia Kate Dillon, daha önce de Orange is The New Black dizisinde kendisini başarıyla göstermişti ama yine de uluslararası düzlemde tanınması John Wick Chapter 3 ile oldu / olmaya da devam ediyor dersek abartmış olmayız.

Adjudicator yani atanmış yargıç rolündeki Dillon, genelde basına yukarıdaki ilk fotoğrafta olduğu gibi sıcak görüntüler verse de, John Wick’te daha çok ölüm sessizliği ve katafalk soğukluğu eşliğinde beyazperdeye konuk oluyor.

Said Taghmaoui

Fas asıllı Fransız oyuncuyu da bu seride ilk kez görüyoruz ve bu da bizi çok heyecanlandırdı, çünkü kendisi hem efsanevi bir oyuncu, hem de yakından takip ettiğimiz Fransa sinemasında da bir idol adeta. The Elder rolüne harika bir şekilde hayat veren Taghmaoui de, John Wick’in sürprizlerinden.

Jason Mantzoukas

İtiraf ediyorum bu oyuncuya John Wick’de rastlamamın beni memnun etmesinin en büyük sebebi, 2017 tarihli The House filmi. Burada o kadar uçuk ve eğlenceli bir karakter çiziyordu ki, John Wick’in komedi damarına tam oturmuş. Çok iyi bir oyuncu ve harika bir yan rol, Tick-Tock Man.

JOHN WICK ve KOMEDİ

Bazı filmlerde, yani komedi türüne girmeyen filmlerde, yer yer espriler yapılarak seyirci “kazanılmaya” çalışılır. Ama işte bu esprilerin dozu iyi ayarlanmaz, esprilere temel hazırlanmazsa, güldürmemesi bir yana, seyirciye “nereden çıktı bu şimdi?” dedirtirler ve tam anlamıyla göze batarlar. Neyse ki John Wick Chapter 3 bu tuzağa düşmemiş. Yaptığı çoğu espri zaten doğrudan doğruya “action” içine yedirilmiş, örneğin John Wick’in üst üste 11-12 defa cam veya ayna içinden geçirilmesi gibi. Yani yapılan bir espri yok aslında, olayın kendisine gülüyorsunuz. Veya Wick’in düşmanlarından bir tanesini, çaresizlik sonucu canlı bir bıçak atma hedef tahtasına dönüştürmesi gibi. Yani sözler değil, olayın “doğal” (tamam senaryoyu birkaç saniyeliğine unutalım) akışı seyirciyi güldürüyor. Bu da kesinlikle göze batmıyor elbette.

Aklımıza gelmişken, Halle Berry ile Keanu Reeves arasında geçen “Köpeğimi öldürdü!” – “Seni çok iyi anlıyorum.” repliği de harika bir dokunuştu.

  • He killed my dog! (Sofia)
  • I get it. (Wick)
Mark Dacascos

Ve gelelim filmdeki en tuhaf, en komik karaktere: Mark Dacascos! Bu adamın John Wick 3’e getirisi kesinlikle inanılmaz. Komedi filminde komiklik yapılabilir, güldürmek çok zor bir iştir ama en azından komedi filmi çerçevesinde, tür bakımından güvenli sulardasınızdır. Ancak iş John Wick gibi bir action filminde göze batmadan güldürmeye gelince, işiniz daha da zor. Ve Dacascos bunu çok iyi başarmış. Casting ajansına ve sevgili Dacascos’a hürmetler.

Sonuç olarak John Wick Chapter 3, kendisinden bekleneni ve hatta daha da fazlasını izleyicilere vermekte hiçbir zorluk çekmiyor. Yönetmen Chad Stahelski, hem yetkin ve koreografiye edilmiş action sahnelerine sahip, hem de komedi dozu yerinde, kendi karanlık evrenini yaratabilen ve herşeye, filmdeki 124 ölüme rağmen karakterlerle empati kurabildiğimiz, son derece eğlenceli bir film çıkartmış ortaya. Filmin sonunun bize kesin bir dille söylediği üzere, John Wick Chapter 4’u beklemeye başladık bile.

H. Necmi Öztürk

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s