Geçtiğimiz senenin festivalleri geneline baktığımızda zaman temalı irili ufaklı birçok yapımla karşılaşıyoruz. Bunlardan biri de geçtiğimiz yıl, L’Étrange Festival’in 29. edisyonunda bizi selamlamıştı. 2022 yapımı Comme un Lundi (Mondays: Kono taimurupu, look joshi ni kidzuka senai to owaranai), sıradan bir günün kendi içerisinde sürekli olarak tekrarlanmasını konu alıyor ve buna bağlı biçimde gelişen zaman kavramını, oyun kıvamının kıyılarına getiriyor. Bu bağlamda Groundhog Day (1993) ve Edge of Tomorrow (2014) gibi yapımları akla getiren filmin ilk kısmında ana karakterlerle beraber aynı günün sıkıcılığına ve teorik olarak bunalma haline tanıklık ederken filmin anlatı temasının kronik bir komedi unsuruna bağlı olduğunu da eklemek gerekir. L’Étrange Festival, teması gereği iyi anlamda “tuhaf” filmleriyle seçkisini zenginleştiren bir dinamiğe sahip; buna bağlı olarak Comme un Lundi’nin yarı tuhaf, yarı absürt ve komedi türlerine hizmet ettiğini söyleyebiliriz. Filmin anlatı biçimi olarak absürt komediden beslenmesi, akış halindeki kompozisyonu birçok defa duraklatıyor. Bu da filmin başından beri kullanmış olduğu didaktik anlatım yapısını zedelese de, akışın tamamını bozamıyor. Ryo Takebayashi’nin ilk uzun metrajı Comme un Lundi, istenmeyen bir anın içerisinde kovalanan zaman döngüsünü birçok düzlemde kapsıyor.

Durgun Ofis Ortamının İçine Doğan Zamansız Canlandırma Etkisi
Herkesin birbirine yabancı olduğu ortak bir ortamda ana karakterlerin kendilerini derinlemesine tanımasına rağmen düzenli bir şekilde en başa dönerek iletişimlerini tazelemesi filmin kompozisyonunu sıkışık bir zaman içerisine hapsediyor. Bunu yaparken klasik pazartesi sendromuna da göndermede bulunan filmin anlatım biçimi her pazartesi günü sıfırlanmakta olan bir haftanın kendisine adanmış. Filmi Fransa’daki bir festivalde izlemiş olduğumuz için filmin adını Fransız biçimiyle kullanmayı tercih ettik. Ancak orijinal ismin Türkçe çevirisine baktığımızda (Pazartesi: Bana biraz ilgi göstermediğin sürece bu zaman döngüsü bitmeyecek) bazı ipuçları karşımıza çıkıyor. Filmin orijinal ismi her ne kadar izleyiciyi yönlendirici olsa da film başladıktan sonra ve biraz ilerledikçe daha çok sayıda ayrıntı, anlam kazanmaya başlıyor. Bu ana başlık ile, Comme un Lundi’nin son bölümü bir dram öğesi olarak birbirini tamamlıyor. Bu da filmin dinamiğine baktığımızda beklenmedik bir çıkış olduğundan zaman zaman dikkat çekebiliyor ancak bu unsurun aksiyon yapısı da anlatının tamamının durağan akışındaki pürüzleri temizlemeye yardımcı olmuyor. Öte yandan filmin ana isminin uzunluğuna bakılırsa, bir anlamda aklımıza herhangi bir romanın başlığı da gelebilir. Bu da filmin anlatım biçimindeki ağırlık tarzıyla bir edebi eserin ağırlığını benzer bir noktada buluşturmaya yeterli bir göndermede bulunuyor.

Haftanın Yedi Günü İçerisine Hapsolup Sekizinci Günün Gelişini Beklemek
Ağır bir iş temposunun ardından günü sıfırlamak arzusuna (Severance misali) giriş yapmak ve bu konuda başarılı olmak dahi belirsiz bir güç dengesini içerisinde barındırırken anlamsız bir şekilde aynı istenmeyen günün kendi içerisinde kısıtlı bir köşe kapmacaya dönüşme fikri izleyiciyi tüm seyir keyfi boyunca ayakta tutabilecek potansiyele sahip ancak kompozisyondaki türler arası kırılmalar bu durumun önüne birçok kez engeller koyabiliyor. Buna formatın düşük bir bütçe ile çekilmesi de eklenince seyir boyunca gözünüze çarpan hatalar kendisini bir şekilde affettirmeye yelteniyor. Ancak senaryonun temeline oturan monotonlaşma konusu bir noktadan sonra filmin kendi izleyicisine özel olarak hissettirdiği en yerleşik yansıma oluyor. Kimi anlarda teşvik edici olarak zaman teorisi ve zaman temasının döngüsel fantastik yapısı bazı mangaların anlatı iskeletini anımsatırken, diğer yandan bir aksesuar olarak filmin bağlayıcı nesnesi oluyor. Bu durum filmin ana karakterleri için bir hapsolma etkisi yaratadursun, filmin izleyicileri için de aynı oranda bunalıma yönelik bir zaman arayışı oyununa dönüşebilmekte.

