Hem yönetmen hem de yazar koltuğunda oturan Payal Kapadia’nın son filmi All We Imagine as Light (Aydınlık Hayallerimiz, 2024) 77. Cannes Film Festivali’nde Dünya prömiyerini yaptıktan sonra birçok eleştirmen ve izleyicinin dikkatini çekti, halen devam eden 23. Filmekimi‘nin de konuğu oldu. Öte yandan festivalden Cannes Büyük Ödülü’yle (Grand Prix) dönen film, akış olarak oldukça düz ve basit bir anlatıma sahip. İzleyiciyi herhangi bir köşe kapmacasının içerisine sokmayan All We Imagine as Light, durağan hayatın içerisinden fırlayarak olağan birkaç günün parçasını izleyici ile buluşturuyor. Ağırlıklı olarak Fransız yapımı olarak (aslında Fransa, Hindistan, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya ortak yapımı) pazarlanan film, ağdalı bir Hint anlatısı sunmadan, sadece belli geleneksel durumlara dokunuyor ve ele aldığı konuların içerisine derinlemesine inmek yerine hepsini sakin bir şekilde, tekrar aldığı yerine geri koyuyor. Olabildiğince ağır tempoda ilerleyen yapım, ritmini başından sonuna dek aynı oranda tutarak hiçbir oyun bozanlık yapmıyor ve bu anlamda risk de almıyor.

Tatmin Edici Tonda Yumuşak Bir Şiirsellik
Karakterlerini toplumun birer aynası olarak kullanan Kapadia, elindeki olay örgüsünü çeşitlendirmek adına farklı jenerasyonlardan, farklı hayat bakışlarına sahip üç ana karakteri belirliyor. Prabha (Kani Kusruti), Anu (Divya Prabha) ve Parvaty (Chhaya Kadam) arasında dönüp dolaşan ancak her zaman ortak bir noktada bağlanan ilişkiler alanı, filmin kompozisyonunu her zaman olabildiğinden daha da fazla genişletmeye çalışıyor. Bunu yaparken kendisini geleneksel çizgilerin dışarısına savurmayan anlatımın sadeliği her ne kadar duru, temiz bir akış sunsa da bu anlatı iskeleti filmin belli bir noktasından sonra monotonluk da doğuruyor ve filmin zayıf halkasını oluşturma yoluna giriyor. Mumbai metropolünün üzerinde asılı duran bulutların bizzat kendisi olan bu üç karakterin birer yaz yağmuruna dönüşen halleri kimi zaman filmin içerik yapısına baharat olurken kimi zaman ise tekrarlara evriliyor. Bu anlamda karakterler arasında ortak bir mutluluktan ziyade bireysel mutluluk arayışının hâkim olduğu yaklaşım, yine de filmi şekillendirmeye yetmiyor. Bu şekilde zaman zaman belgesel vari dışavuruma da sahip olan All We Imagine as Light, tüm gücünü olabildiğince sade olmaya adıyor ve bir noktada bu adama biçimi bir oyun kartına dönüşüyor.

İnsanların Hayatına Gözetleyici Bakış Açısıyla Yaklaşmak
Karakterlerin yaratmış olduğu keşişim noktalarından kendisine bir anlatım haritası çıkaran Kapadia, her ne kadar içerisine derinlemesine bir dalış gerçekleştirmese de kast sistemi bağlamında karakterler arasında inişli çıkışlı bir düzeneğe de dikkat çekiyor. Özellikle protagonistlerin karakteristik yapısına dokunan ailevi güçlerin başrolleriyle hiçbir zaman tanışmamış olmamız ancak onların karakterlerin üzerine olan doğrudan etkisi, bir anlamda görünmeyen olanın baskın etkisini de hissettiriyor. Geçicilik ve yabancılık etkisi üzerinden gündelik yaşantının kemikleşmiş rutinini kucaklayan All We Imagine as Light, şehrin kargaşasını olabildiğince süslemeden anlatarak sokaklardan gelen gürültüleri kulakları için gündelik müzik haline getiriyor. Doktor Manoj karakterinin (Azees Nedumangad) Prabha ile olan şiir alışverişi bir şekilde gündelik yaşamın tesadüfi dinamiğine göndermede bulunurken farkında olmadan hayatlarımıza girip çıkan insanların geçiciliğine de göndermede bulunuyor. Bu şekilde tüm karakterlerini şehrin tematik yapısını da arkasına alarak bir nevi kukla gibi hareket ettiren Payal Kapadia, iletişim halinde olsak da iletişimsizliğin imkânsızlığının en mümkün halini çiziyor. Bu da gündelik yaşantıda gözümüzden kaçıp giden ya da kaçıp gitmesini derinlemesine arzuladığımız anlara selam ediyor. Bu anlamda yönetmenin filmin kompozisyonuna yaklaşımı oldukça direkt, diğer bir deyişle filmin karakterleriyle hiçbir engel olmadan bağlantı kurabilme şansınız olabiliyor. Bu da anlatı örgüsünü en basit anlamda ulaşılabilir ve açık kılıyor.

Lastik Kokan Kaldırımda Eriyen Aromalı Dondurma
Filmdeki hemen her küçük nesneyi bir anlamda kişiselleştirilmiş umut aracı haline getiren All We Imagine as Light, bakmak ile görmenin arasına çektiği çizgide dengeli adımlar atmaya çalışıyor. Bu anlamda kimi zaman Almanya’dan gelen bir tencere tüm sekanslar boyunca düşündürücü bir imge doğururken diğer yandan üzerine yazılmış bir şiire ev sahipliği yapan bir kâğıt parçası ise filmin sonuna değin havada süzülüyor. Bu şekilde anlam bütünlüğünü nesnelerin üzerine dikmiş olduğu karakteristik yansımada bulan Kapadia, bu kullanım biçimlerini her fırsat bulduğu anda dönüşümlü olarak seyirciye sunuyor. Buna ek olarak karakterlerin bedenlerini sürüklemiş olduğu mekânlara da karakter kazandıran yönetmen, içerisinde bulunduğumuz alanın birey olarak üzerimizdeki etkisine ve gücüne de dikkat çekiyor. Bu da mekânlar arasında hissedilen zamanın kimi anlarda yaratmış olduğu bireysel boşluk ile ortak duyusal anlarını birbirine yaklaştırıyor. Bu tip detayları göze batmayacak bir şekilde aralara ustalıkla sıkıştıran Payal Kapadia, bireyin en basitinden eve geçtiğinde yıkamış olduğu bulaşığın, yapmış olduğu yemeğin trajik anlardan özgürlüğü tanımlayana doğru dönüşümüne işaret ediyor.

Organik Sekansların Kurgusal Yükü
Kimi sekansların doğrudan gündelik hayatın içinden çıkması veya yönetmenin ses ve metinle oynayarak bir nevi kendi eskizini gerçekleştirmesi bir anlatım biçimi olarak film boyunca karşımıza defalarca kez çıkıyor. Bu anlatımcı dışavurum kimi zaman telefonlarımızla çekilen küçük videoların durağan akışını da anımsatabiliyor. Böylece kamera, karakterlerin hareketlerine doğru lensini kaydırdıkça filmin belirli anlarında belli küçük aksiyonlar çıkabiliyor. Daha çok günlük hayatın ayrıntılarına odaklanan bu türden çekim açıları, kolay anlaşılır birer odak noktası oluştururken filmin kendi sadelik alanından çıkmasını da tamamen engelliyor. Bu şekilde film boyunca tüm karakterler, dışarıda savunmasız halde bulundukları zaman bile etraflarındaki korunaklı sakin çember, onların hareket alanının tamamına hâkim olarak filmin enerjisini tek düze hale getiriyor. Böylece film boyunca hayatın önemli parçalarından ziyade hayatın tam anlamıyla bilindik parçalarına çarpıp duruyoruz.

