MR. TURNER: Bitmek Bilmeyen Yolculuklar, Denizlerde Süzülen Gemiler ve Victoria Mizojinisi

Modern İngiliz Sinemasının parlayan ışığı diyebileceğimiz Mike Leigh’in 2014 yapımı başyapıtı Mr. Turner, 19. Yüzyıl İngiltere’sinde romantik akımdan etkilenen gizemli ressam Jacob Mallord William Turner’ın hayatının son 25 yılını anlatıyor. Mr. Turner rolünde daha önce Leigh ile birçok kez çalışmış olan tiyatro kökenli oyuncu Timothy Spall, Turner’ın babası William Turner Sr. rolünde Paul Jesson, evindeki hizmetçisi ve metresi Sarah Danby rolünde Dorothy Atkinson, eşi Sarah Denby rolünde Ruth Sheen bulunurken ikinci eşi Sophia Booth’u ise Marion Bailey canlandırıyor. Turner rolüyle Cannes Film Festivali’nde en iyi erkek oyuncu seçilen Timothy Spall’ın filmin lokomotifi olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Siz okuyucularımıza bu yazımızda Mr. Turner filminin detaylı bir analizini sunarken aynı zamanda Kraliçe Victoria Dönemi üzerinden o yıllarda İngiliz kadınlarının ülkedeki, evdeki ve ailedeki yerlerine de değinecek, filmin içerisinde buna direkt olarak değinilen sahneleri de detaylıca açıklayacağız. İyi okumalar dileriz.

Timothy Spall

Kraliçe Victoria Döneminde Kadınlar

Bildiğimiz üzere Kraliçe Victoria yakın zamanda hayatını kaybeden Kraliçe Elizabeth’ten önce, İngiltere’nin en uzun süre (1837-1901) tahtta kalan monarşik lideri olma özelliğini taşımaktaydı. Kadın olmasının aksine oldukça değişik uygulamalarla kendi döneminde İngiltere topraklarında yaşayan kadınlar adeta eve kapatılmış, sadistik uygulamalardan geçmiş, büyük baskılar görmüşlerdir. “Güzelleşme” uğruna adeta vebaya yakalanmışçasına hayatlarını kaybetmiş, büyük acılar yaşamışlardır. Victoria Dönemi’nde özellikle dünyada da yaygınlaşmaya başlayan sanayileşmenin izleri en çok toplumsal adaletsizlikleri, sınıfsal farklılıkları ve tarifi zor bir sosyo-ekonomik toplum yapısı ortaya çıkarmıştı. Kraliyet sonrasında ülkede en müreffeh yaşamı süren aristokrat sınıf kendisini hayli güçlü bir şekilde gösterirken işçi sınıfı ve orta sınıf ise tabiri caizse ağızda diş yok babında bir ‘hayat’ sürmekteydi.

Ruth Sheen, Paul Jesson, Dorothy Atkinson, Amy Dawson, Sandy Foster

Bu insanların hayatlarını düşündüğümüz vakit dönemin kadınlarının yaşadıklarının hayal dahi edemeyeceğimiz bir noktada olduğu aşikâr. Soylu olmayan kadınlar yaşamak yerine “hayatta kalmaya” çabalarken orta sınıf kadınları bir nebze hak arayışında iken alt sınıfın ve kadınların büyük çoğunluğu seks işçiliği yaparak yaşamını idame ettirmek zorunda bırakılıyordu. Fuhuşun adeta normalleştiği, sokaklara taştığı bir ortamda elbette Victoria ‘ailelerinin’ de bu düzene seve seve ayak uydurması zorunluydu. Ortaçağ karanlığını aratmayan bir aile kurumu yaratan Kraliçe Victoria, aşkın merkezde olmadığı, duygusuz ve zorunlu evlilikleri meşru kılıp normalleştirmiş, aile içinde ise elbette erkeğin merkezde olduğu bir baskı mekanizması geliştirmişti. Cinselliğin tamamen tabu olduğu, kadınların filmde de gördüğümüz üzere cinsel ilişki esnasında sesini dahi çıkarmasının yasak olduğu bir dönem olan Victoria Dönemi hiç kuşkusuz tarihin gördüğü en mizojinist dönemlerden biridir (Kaynak).

Mr. Turner

Filmin senarist ve yönetmen koltuklarında oturan Mike Leigh, Mr. Turner’da adeta resim sanatının inceliklerini bizlere gösterirken 19. Yüzyıl İngiltere’sine derinlemesine dalıyor ve bizlere sonsuz bir resim gibi Turner’ın hayatını anlatmaya başlıyor. 1830’ların ilk yıllarında başlayan filmde öncelikle Turner’ın çarpık aile yaşamına ve kadına bakışına tanıklık ediyoruz. Filmin en başında, ortasında ve sonunda göreceğimiz üzere eşi ve kızları tarafından devamlı olarak ziyaret edilmesi, bu ziyaretlerde onlara, biyolojik kızlarına ve eşine takındığı tavır, duygusuz ve hissiz bakışlarıyla Turner, Victoria Dönemi’nin hissiz ve aşksız evliliklerinin merkezinde bir hayat sürdüğünü bizlere açık bir şekilde gösteriyor.

Aynı zamanda ilk eşi Sarah Denby’nin bu bir araya gelişlerde takındığı isyankar ve sesini yükselten tavrı da kendisinin o dönemde bu adaletsizliğe karşı ses çıkaran nadir kesim olan orta sınıf kadınlarından olduğuna dair çıkarım yapmamızı sağlıyor. Öte yandan filmde kadına dair bir diğer önemli konu ise Turner’ın geçmişte ölmüş olan annesi ile ilgili düşünceleri. Turner Sr. ile sohbetlerinde çocuk yaştayken ölen annesini direkt olarak hayat kadını olarak ilan etmesi ve ona hakaret etmesi annesine duyduğu nefretin önemli bir dışa vurumu olurken aslında hayatında seçtiği kadınların da bir bakıma anaç kadınlar olmasının önüne geçemiyor. Evindeki sadık hizmetçisi ve metresi olan Hannah Danby öncelikle duruşundaki bozukluk, bel sorunları ve sonradan da öğreneceğimiz üzere ölümcül bir hastalığı çekmekte olan bir kadın. Tamamen alt sınıfa mensup olmasına karşın sadece ama sadece Turner’ın hizmetçisi olmasından, onun evinde yaşıyor olmasından dolayı seks işçiliği yapmaktan kıl payı kurtulmuş, buna karşın evde tamamen Turner’ın direktifleriyle ve onun zamansız, tacizlerle dolu cinsel hayatı aralığında bir cehennem yaşayan biri olarak filmdeki yerini alıyor.

Timothy Spall, Dorothy Atkinson

Turner’a döndüğümüzde ise hiç yakışıklı olmayışı, hatta karizmatik bile diyemeyeceğimiz yüzü, ağır ve son derece iri bedeniyle yalnızca içinde yaşadığı sosyal sınıf ve statü sayesinde dışlanmaktan kurtulmuş, adeta bu sayede hayatta kalmış biri. Geçmişten günümüze çizimlerini yaptığı tüm resimlerini kıpkırmızı duvarları olan bir odada saklıyor olması da en büyük tutkusunun resim yapmak olduğunu bize gösteriyor. Kırmızı demişken filmin en büyük başarısının baştan sona değişen, bazı yerlerde kalıcı olarak kullanılan son derece kusursuz renk paletine kesinlikle parmak basmak gerekiyor. Turner’ın tutkusunun ve aşkının yansıması olarak resimlerinin durduğu odanın kırmızı olması önemliyken film boyunca hakim olan sarı renk paleti de tüm serveti resim yapmak olan bir Turner’a işaret ediyor. Aynı zamanda film ilerledikçe solmakta olan, yeşile ve oradan da griye evrilen renk paleti ise kariyerinin sönümlenmesinin, sözüm ona çaptan düşüşünün bir göstergesi olarak ön plana çıkıyor. Bunlar yaşanırken Turner film boyunca büyük gemilere binerek yolculuklar yapıyor, başka şehirlere seyahat ediyor ve çevresini genişletiyor, kendini tanıtıyor, statüsünü açık ederek egosunu tatmin etmeyi de ihmal etmiyor.

Marion Bailey & Timothy Spall

“Sizi tanımıyorum Mr. Mallord. Ve eminim sizinle ilgili anlamamın mümkün olmadığı şeyler vardır”. – Sophia Booth

Bunları yaparken tanışmış olduğu pansiyon işletmecisi olan orta yaşlı Sophia Booth’a (Bailey) ise kendisini Bay Mallord olarak tanıtıyor Turner. Mallord aslında ikinci ismi olmasına karşın kendisinin en bilinmeyen adını seçmesi, Turner’ın içinde yaşamakta olduğu kimlik karmaşasının tezahürü olarak okunabileceği gibi aynı zamanda bu ismi kendi şehrinin dışında kullanmasıyla sözüm ona kendi fanusundan dışarı çıktığında mustarip olduğu yabancılaşmanın da bir kanıtı olarak dikkat çekici derecede önem taşıyor. Yukarıdaki sözün sahibi Sophia Booth ise Turner için adeta biçilmiş kaftan gibi görünüyor. Orta yaşlı olmasının yanı sıra devamlı olarak giydiği, hiç değiştirmediği kıyafet tarzı ve tam bir ev hanımını andırmasıyla Sophia, Turner’ı yavaşça ama derinden etkiliyor. Aslında bu oldukça yavaş işleniyor çünkü filmdeki tek aşk denebilecek ilişki ikisinin ilişkisi. İlişkileri ilerledikçe bir nevi anaçlaşmaya da başlayan Sophia, Turner’a annesini de hatırlatırken mesleğinden ötürü bir toparlayıcı, eğitici ve başını koyabileceği bir omuz olmaktan ileri gitmiyor. Yaşadıkları az denebilecek cinsel ilişkilerde ise iki tarafın da gönüllü oluşuna, rızalarına şahit oluyoruz. Bu ilişkiyle birlikte Turner için adeta resimlerindeki denizde gitmekte olan, limanın gözükmediği yolculukların artık bittiğini, Turner’ın baştan beri aradığı limanı bulduğunun ve artık Sophia’nın evine demirlediğinin de altını çizmemiz gerekiyor.

Paul Jesson, Lesley Manville

Bu olduğunda elbette Hannah için bir varoluş mücadelesi, bir inkar ve kabullenme sürecinin kapıları açılıyor. Burada Turner’ın aynı zamanda metresi olan hizmetçisi Hannah ile olan ilişkisine değinmek gerekiyor. Tamamen tek taraflı olan bu ilişkide toplumsal ‘güzellik’ normlarına uymayan, üstelik hasta olan Hannah her şeye rağmen Turner’a çok değer veriyor ve ona aşık gibi görünüyor ancak Turner için Hannah bir hizmetçiden, arada sırada da bir tatmin duygusundan öteye gitmiyor. Ona görevler veriyor, bitmeyen isteklerini yaptırıyor, eve baktırıyor, istediği zaman da cinsel ilişkilerini yaşıyorlar yani Hannah adeta bir makine gibi yalnızca Turner için yaratılmış ve onun için yaşıyor, çalışıyor. Kütüphanede yaşadıkları, tecavüzü andıran ilişki esnasında Turner, aslında film boyunca da kendisinden duyduğumuz, bir hayvanı andıran, tarif edilemeyecek sesleri çıkartıyor, Hannah ise tamamen sessiz bir şekilde kendisini “efendisine”, evin erkeğine, tek büyük iktidara ve ataerkiye teslim ediyor.

Timothy Spall, Clive Francis, Simon Chandler

Filmde Hannah ile Sarah Danby ve Sarah’ın kızları tamamen Victoria dönemi kadınlarının birer temsilcisi olurken Turner tek büyük tutkusu olan resme kendini adıyor. Devamlı başvurduğu temalar olan Güneş, sonsuz denizler ve büyük gemi tasvirleri bir nevi kendi hayatının da özeti misali, kendi yolculuklarının tasviri olarak göze çarpıyor. Resimlerinde bu temaları asla ama asla değiştirmemesi hayatı boyunca bir arayış içinde olduğunun da bir göstergesi oluyor aslında. O sonsuz denizlerde bağlanacak bir yer, tutunacak bir duba arıyor adeta Turner. Katıldığı toplu sergilerden bir tanesinde başka bir ressamın deniz temalı resminin ortasına birden bire kırmızı bir duba çizmesi topluluk içinde kendi arayış çığlının, tutunma isteğinin tutkulu bir isyanına, dışavurumuna dönüşüyor. Mike Leigh’in Mr. Turner’ı gerçek anlamda bir modern başyapıta dönüşmenin yanısıra bir ressamın hayatını anlatmasıyla, bolca tablo göstermesiyle, onların sonsuzluğu andıran görüntüleriyle bizlere bir sanatçının hayatıyla beraber aslında sanatın mutlak muğlaklığıyla ilgili olarak da çokça soru sorduruyor. Her döneme mahsus olan kadın sorunundan ilişkilere, cinselliğe, aileye, sanata ve sonuç olarak insana dair hazine niteliği taşıyan Mr. Turner 2010’lu yılların, üzerinden zaman geçtikçe güzelleşecek, değeri anlaşılacak filmlerinden biri.

Deniz Kuş

Dial M for Movie’deki diğer Mike Leigh eleştirileri:

Bir Cevap Yazın