Clint Eastwood’dan Amerikan Western’ine Derinlemesine Veda: UNFORGIVEN

Tüm dünyanın bildiği üzere yaşayan efsane oyuncu, yönetmen ve senarist Clint Eastwood, hiç şüphesiz ki Hollywood’un gelmiş geçmiş en büyük ikonlarından biri. Onu bu kadar unutulmaz yapan elbette çok şey var. Sergio Leone’nin kendisini keşfetmesi ve sonrasında da Amerikan western sinemasının ve aksiyon filmlerinin kalburüstü yönetmeni Don Siegel’ın da el vermesiyle Eastwood, 30’lu yaşlarının ortalarından itibaren müthiş bir üne kavuştu. Aslında günümüz standartlarına bakıldığında Eastwood’un hayli geç üne kavuştuğu söylenebilir ki özellikle Hollywood’la ilgili yapılan sohbetlerde Eastwood’un ünlü olma serüveni de en çok konuşulan konulardan biri olagelmiştir. Eastwood 60’lı yılların ortalarıyla birlikte parlamaya başladıktan sonra özellikle 1971 yapımı Dirty Harry (Kirli Harry) ile kariyer anlamında öngörülemez bir noktaya geldi ve o ikonikleşen bakışları, hareketleri, kendine has noir-dedektif, beyaz Amerikalı kurtarıcı kanun insanı giysisini de üstüne bu dönemlerde geçirmiş oldu.

Clint Eastwood

Yıllar geçtikçe Eastwood’un sinema dehası daha da çok ortaya çıktı ve senaristliğe, yönetmenliğe de el attı, çok büyük başarılar yakaladı. Günümüzde 94 yaşında son filmini (Juror #2) yeni tamamlayan kurt sinemacının en önemli filmlerinden birisi de net bir şekilde 1992’de yönettiği ve başrolünü oynadığı Unforgiven (Affedilmeyen) idi. Unforgiven özellikle 1940’lar ve 50’lerin unutulmaz western janrasına esaslı bir saygı duruşu yaparken aynı zamanda bu türün gelmiş geçmiş en büyük oyuncusunun da hakkıyla bir vedası anlamına geliyordu. İşte bu yazımızda siz okuyucularımıza Unforgiven’ın derinlemesine bir analizini sunmaya çalışacağız. Şimdiden hepinize iyi okumalar diliyoruz.

KONU: Eskilerin namlı katili ve soyguncusu William Munny (Eastwood), eşini kaybettikten sonra kendisini çocuklarına ve tarlalarına adamıştır. Bir gün çıkagelen genç Kid’in (Jaimz Woolvett) yaptığı bir teklif ile yeniden eski hayatına dönüş için bir ‘şans’ kazanır. Başta kabul etmese de fikrini değiştirerek kadınlara saldırıp onları öldüren, korku salan bir çeteyi bulup öldürmeyi kabul eder. Bu yolculukta eski ortağı Ned (Morgan Freeman) ile son derece heyecanlı olan Kid kendisine eşlik edecektir.
Morgan Freeman, Gene Hackman

Unforgiven her şeyden önce Amerikan westernine dopdolu, eksiksiz bir veda niteliği taşıyan, son derece ustalıkla yazılıp çekilmiş bir film. Genel olarak bakıldığında bir westernde beklenebilecek çoğu şeye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Başta Clint Eastwood olmak üzere yıldızlarla dolu bir oyuncu kadrosu, zorbalıkların ve kötülüklerin eksik olmadığı bir kasaba, at üstünde sonsuz gibi görünen yolculuklar, günbatımları ve en önemlisi de açık kapının içinden görünen kahramanlar. Özellikle John Ford’un The Searchers’ına selam gönderen kapı çekimlerini de bolca barındırmasıyla Unforgiven bir devrin sonuna işaret ediyor. Aslında daha ilk sahnesinden itibaren bolca aksiyon, çatışma ve şiddet vaat edecekmiş gibi dururken Unforgiven devamında bu yola başvurmayarak çok daha olgun ve riskli bir yoldan giderek daha film-noir’a çalan bir sinema diline sarılarak bir western filminden beklenmeyecek şekilde derinlemesine insan / karakter analizleri yapmayı tercih ediyor. Baş karakterimiz olan, Clint Eastwood’un William Munny’si geçmişiyle gurur duymayan, Kid (Jaimz Woolvett) kendisine ilk geldiğinde hatırlamıyormuş gibi yapan ama içinde elbette vicdan azaplarıyla kavrulan tam bir eski tüfek iken Kid ise son derece hazırcevap, heyecanlı ve birilerini öldürmeye can atıyor. Munny’nin eski ortağı tecrübeli Ned (Morgan Freeman) ise her şeye rağmen eski dostunu reddedemeyecek derecede vefalı bir karakter gibi görünürken filmin ilerleyen bölümlerinde kendisinden beklenmeyen davranışıyla senaryonun ve elbette ki filmin kalitesine işaret edecek en önemli noktalardan birisini oluşturuyor.

Gene Hackman

Filmin açık ve net bir şekilde katıksız villain’ı (kötü adam) ise Gene Hackman’ın her zamanki ustalığıyla canlandırdığı kasaba şerifi Little Bill Daggett. Daggett başlarda esprileri ve candan gibi görünen tarzıyla biraz sempati uyandırırken açılıştaki saldırı sekansından hemen sonra yüzümüze kendi gerçek yüzünü vuruyor. Saldırıya uğrayan kadınlara karşılık yakalanan haydutlardan sadece kendisine at satmalarını ve sonra burayı terk edebileceklerini söylemesiyle kadınlara hiç değer vermediği, şiddeti hoş gördüğü, kasabasını da tamamen kendi açgözlülüğüne göre yozlaşmış bir şekilde yönettiğini görüyoruz. Daggett aynı zamanda şiddete de sıkça başvurmaktan hatta bunu daha yeni tanıştığı genç bir gazeteci-yazara izletmekten de hayli keyif alıyor.

Filmdeki bir başka önemli konu ise sessizlik kavramı. Ned’in eşi Sally Two Trees (Cherrilene Cardinal), filmin sadece başında gözükmesine karşın çok önemli bir rol oynuyor. Bir “Kızılderili” olmasının verdiği gerçeklikle filmde tamamen sessizce davranırken William Munny ile tanıştığı andan itibaren onun geçmişini yüzünden okuyor ve ona mesafesini koyuyor. Ned’i de onunla gitmemesi konusunda uyarıyor ancak nafile. Bu gerginliği Munny de elbette fark ediyor ve Sally’ye hak da veriyor. Unforgiven bu ve bunun gibi son derece yerinde sosyolojik çıkarımlarıyla normal western filmlerinden ayrılıyor ve özellikle finaline doğru aldığı senaryo kararlarıyla da bir anti-western veya post-western türüne göz kırpar bir noktaya evriliyor.

Morgan Freeman, Clint Eastwood

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere film muhtemelen kendisinden çok beklenen aksiyonu seyirciye vermiyor. Genellikle uzun yolculuk sekanslarıyla ilerlediğimiz filmde karakterler hakkında ayrıntılı bilgiler ediniyoruz. Hollywood’un biçtiği western türünün, bu filmlerde gördüğümüz kovboy karakterlerin aslında kim olduklarını, olmak istemediklerini ancak kalıplaşmış senaryo kurallarından ötürü ne olmak zorunda kaldıklarını da görüyoruz. Bu yüzden de filmin finali dışında neredeyse hiç ikonik bir çatışma sahnesi bulunmuyor. Bulunanlarda da özellikle Kid ve Ned’in aldıkları kararlara ve keskin dönüşümlerine tanıklık ediyoruz. Kid filmin başından itibaren öldürmeye açlığı ve gençliğinin verdiği heyecanıyla birlikte kendinden eminliğini tamamen bir kenara bırakarak birisini ilk defa öldürdüğünde yaşadığı katarsisle beraber Hollywood senaryo sisteminin yıllardır kendisine ve kendi gibilerine biçtiği rolden çıkıyor ve normal bir ‘insan’a dönüşüyor. İçten ağlaması ve itiraflarıyla filmin en önemli noktalarından birisini oluşturuyor. Munny’nin ortağı Ned ise son derece tecrübeli ve görmüş geçirmiş olmasına karşın ilk çatışmanın sonrasında kaskatı kesiliyor ve William’ı yarı yolda bırakıyor, Sally’ye uyarılarından dolayı hak vererek atıyla ters yöne doğru yol alıyor. Burada artık westernin kalıplaşmış tüm kuralları bir kenara bırakılarak Amerikan “beyaz kurtarıcı” kovboyların da zayıflıklarının olabileceğinin altı son derece kalın bir çizgiyle çiziliyor.

Richard Harris, Saul Rubinek

William Munny de bu yaşananlardan ötürü kendi ağır geçmişiyle yeniden yüz yüze gelirken dönüş yolunda yakalanıp işkence görerek öldürülen Ned’in intikamını almak için kasabaya dönüyor ve amacına da ulaşıyor. Ancak ikonik denebilecek, son derece ustaca çekilmiş gösterişli çatışmada da görüyoruz ki film bunu bir zafer, haz gibi hissettirmiyor. O olmak için doğmuş birinin, namlı bir katilin başka suçluları, katilleri katletmesini masallaştırarak, meşru kılarak değil, sadece tarihin içinden acı, sert ve  keskin bir tecrübe şeklinde bizlere aktarıyor.

Jaimz Woolvett, Morgan Freeman, Clint Eastwood

Sonuç olarak Unforgiven, geçmişteki büyük western filmlerine ve yönetmenlerine saygı duruşunda bulunurken bu türün günahlarını da, yanlışlarını da  gözler önüne seren cesur senaryosu, yönetmenliği ve oyunculuklarıyla yapılabilecek en görkemli vedayı yapıyor western janrasına. Clint Eastwood, geçmişten bu filme kadar, özellikle No Name (İsimsiz) Üçlemesi’nde[1] canlandırdığı İsimsiz, sarışın karakterine, onun ruhsuz ve duygusuzluğuna adeta isyan eden ve onun tam tamına tezatını oluşturacak, son derece yoğun duyguları olan, ahlaki sorgulamalara girerek kendisiyle hesaplaşmayı göze almış bir William Munny ile bu türe veda ediyor. Bunu yaparken de yanına Morgan Freeman, Gene Hackman ve Richard Harris’i de alarak vedasını daha da klas kılmayı sonuna dek başarıyor.

Deniz Kuş


[1] “Dolar Üçlemesi” olarak da adlandırılan serideki filmler sırasıyla: A Fistful of Dollars (1964), For A Few Dollars More (1965) ve The Good, the Bad and the Ugly (1966). Üç film de Sergio Leone’ye aittir.

Bir Cevap Yazın