SENTIMENTAL VALUE: Kendi Biyografinde Yardımcı Oyuncu Olmak

Temelinde yine en saf insani duyguları avucunun içine alarak elindeki yapımı şekillendiren Joachim Trier’in son filmi Sentimental Value (Affeksjonsverdi, 2025), Dünya Prömiyerini yaptığı geçtiğimiz 78. Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödülün (Grand Prix) sahibi oldu. Filmin başrollerinde Renate Reinsve (Nora), Stellan Skarsgård (Gustav), Elle Fanning (Rachel Kemp) ve Inga Ibsdotter Lilleaas (Agnes) bulunuyor. Oslo’da geçen filmin ana iskeletinde bir aile yapısı dikkatimizi çekiyor. Filmin senaryo akışı bu ailede yaşanan olaylara göre zaman zaman dinamizm kazanırken kimi zaman ise hali hazırda var olan enerjisini de kaybedebiliyor. Klasik bir aile evinin nesiller boyunca geçirmiş olduğu anılar eşliğinde günümüze odaklanan anlatının içerik akışı her ne kadar temelde aile konusunu ele alıyor olsa da esasında ev gibi taşınmaz nesnelerin insanların hayatlarında en büyük anı hatırlatıcısı olduğunun da altını çiziyor. Filmin senaryo koltuğunda daha önce yönetmenin önceki projelerinden de aşina olduğumuz Eskil Vogt bulunuyor. Zaman ve mekânın yaratmış olduğu aşikâr boşluğun içinde yuvarlanıp giden aile bireylerinin birer birer birbirleriyle ve aynı zamanda evin kendisiyle yani evin onlara kazandırmış olduğu anılarla yüzleşmesine tanık olduğumuz Sentimental Value, duygularını en pür şekilde ifade etme hakkını arayan bir yapım.

Renate Reinsve

Bakıştan Bakışa Yayılan Bir Enfeksiyon

Yavaş ilerleyen kompozisyonuyla ve bir tür hesaplaşma motivasyonuyla karakterlerini birbirleriyle uzlaştırmaya çalışan Sentimental Value, bir anlamda uzun süredir üzerine bastırılmayı ve hatırlanmayı bekleyen bir kabuğun izini sürüyor. Sakin ve sessiz iniltileri her sekansta bir hayalet gibi dolaşıyor ancak ağırlığı kendisini taşıyamadan toz oluyor. Anlatının duygusal gücü çoğu zaman Nora karakteriyle beraber dengesini kaybediyor ve tekrar aynı karakterin gücünü toparlamasıyla ayaklanıyor. Duygusal anlamlar taşıyan belirli eşyaları saklama eğiliminde olma halini temsil eden filmin adı “duygusal değer”, en basitinden bir ailenin evini ele alma niyetinde. Temelde bir ev anlatısıyla ancak devamında anlatı çemberini biraz daha daraltan filmin akışı bağlantı kurabileceğiniz aile draması üzerine kurulu. Joachim Trier, bu son filminde yeni bir şey denemiyor, sadece belli bir ezber alanını takip ediyor. Duygusal bağ ve onun önemine gönderme yaptığı her anda travmatik belli başlı aile dışavurumlarını eline alarak kırık beyaz filtresinde sergiliyor. Buna ek olarak bir milenyum ağırlığı ve jenerasyonlar arası dengesizlikler de filmin aksiyon bağlamında güç dengesini korumaya çalışıyor.

Anders Danielsen Lie

Bir Motivasyon Aracı Olarak Hayatın Kendisinden Sinema Yapmak

Kendi içinde kıvranan bir tiyatro sahnesiyle açılan filmin ilk sekansları ve takip ettiği Gustav’ın sinema projesiyle birlikte, sanat hayatı taklit etmeye başlıyor. Buna bağlı olarak karakterlerin duygusal olarak kıvranmaları ve isyan halini alan aile ortamı gergin ancak ortaklaşa bir kimya ile buluşuyor. Yine de sanat yoluyla aile içi terapisine dönüşen Sentimental Value, Elle Fanning’in canlandırmış olduğu Rachel Kemp ile bir Hollywood dokunuşu kazanıp hareketlendirilmeye çalışılıyor ancak hayat verilen karakterin çizimi gereği filme sığ bir dinamik geliyor ve Fanning’in yer aldığı bölümler, seyircide bir anlamda senaryo içerisinde geçiş noktaları olarak kullanılıyormuş hissi uyandırıyor. Bilinçli olarak düzenlenmiş kapalı alanlar filmdeki en gergin sekansları besliyor. Bu noktada kimi zaman başlangıçta kullanılan teatral ortamın bir yansıması gerçek alanlara da nüfuz ediyor. Bu anlamda tam da gerçek ile tiyatroyu ayırmamız gerektiği zamanlarda bu anlar iç içe geçiyor. Joachim Trier’nin bu noktaları filmin en güçlü kısımları olarak belirlediği düşünülebilir, zaten film içinde film benzeri sekansların kendisini gösterdiği anlarda tahmin edilemeyecek kısa süreli duygusal göndermeler yapmasıyla bunu daha da açık ediyor.

Elle Fanning

Tebessümleri Göz Yaşlarıyla Yıkamak

Filmin başlangıcından itibaren akması beklenen gözyaşları yerine çeşitli tonlardaki gerilim yapısı filmi klasik bir drama anlatısına sürüklerken diğer yandan Stellan Skarsgård’ın esprili bir şekilde çizilmiş karakteri, Gaspar Noé’den Michael Haneke’ye uzanan referanslarıyla kısmi olarak renk değiştiriyor. Filmin bütününe bakıldığında genel bir ağırlığı olmayan ancak reklamvari etki yaratan bu geçişler Sentimental Value akışını anlık olarak renklendiriyor ve sekanslara farklı giysiler giydiriyor. Mekân olarak evi ön plana çıkaran ancak görsel düzlemde onu çeşitli ayrıntılarla boğmayan Trier, ev her halükârda Viktorya dönemine ait olsa da bunu yeterince ayakları basar şekilde resmedemediğinden evin önemini de havada asılı olarak bırakıyor. Dolayısıyla filmin başlangıcından beri bir hüznün ve buna bağlı olarak bir gerginliğin de var olduğu açıkça belli olsa da, bu ruh hallerinin onları bizzat taşıyacağı herhangi bir öznesi olmaması, anlatıda eksikler yaratıyor.

Stellan Skarsgård, Renate Reinsve

Aile içindeki kişisel bağların cazip bir motivasyon yaratması yerine şüpheli bir bakışı kendisine mıknatıs gibi çekmesi Sentimental Value filmini tanıdık bir Joachim Trier filmi haline getiriyor. Karakterlerin her birinin farklı türde çizilmesi filmin metinlerarası yapısına bir anlamda zenginlik kazandırıyor. Bu da filmin sahip olduğu en güçlü yanlardan biri. Bireylerin sanatsal amaçlarının darmadağınık olmuş aile yansımalarıyla buluşması anlatının hüznünü gizleyen bir yalnızlık resmi çizerken, Skarsgård ve Reinsve’nin karakter uyumu filmdeki en etkili yansımaya sahip. Özellikle filmin son sekanslarında izleyiciyi şaşırtması muhtemel açılımlar yapan ikilinin performansı filmin dinamizmini avuçlarında tutuyor. Görselde İskandinav yapıda, ancak içerikte bir miktar Hollywood öykünmesine ev sahipliği yapan Sentimental Value, zaman ve mekân arasında adeta pinball oynuyor.

Burcu Meltem Tohum

Bir Cevap Yazın