81. Venedik Film Festivali‘nde Dünya prömiyerini gerçekleştiren Alfonso Cuarón’un yedi bölümlük son çalışması Disclaimer (2024), Apple TV+’ın yeni yayın dönemine özel 11 Ekim gösterimi için dizinin bekleyenlerine şimdiden gün saydırtıyor. Renée Knight’ın aynı adlı romanından uyarlanan dizi başrollerinde Cate Blanchett (Catherine Ravenscroft), Lesley Manville (Nancy), Kevin Kline (Stephen Brigstocke) ve Sacha Baron Cohen (Robert) gibi isimlerle oldukça dikkat çekiyor. Catherine Ravenscroft’un gençliğini canlandıran Leila George da yüksek ekran süresiyle ön planda. Her ne kadar serinin kadrosu bir bakıma yapımın önüne geçse de dizi, teknik anlatım biçimiyle beklentiyi hayli düşürme potansiyeline sahip. 81. Venedik Film Festivali‘nde iki bölüme ayrılarak gösterilen serinin ilk dört bölümüne bu yazıda yer vereceğiz, geri kalan üç bölüme ise bir sonraki yeni yazımızda devam edeceğiz. Bu şekilde festivalin hazırlamış olduğu programın sistemini de takip ederek serinin neden bu şekilde iki bölüme ayrılarak gösterildiğine açıklık getirmiş olacağız. Genel olarak gerilim ve aksiyon türünde bir tarzı olan Disclaimer, karakterlerinin birbiriyle olan mesafesini bölümlerinin her birinde daha derinlemesine hissettiriyor. Genel kompozisyon akışı olarak merak uyandırıcı bir yapıya sahip olduğunu teslim etsek de kullanılan teknik üslubun serinin anlatımını durmadan böldüğünü, hatta buna bağlı olarak ilk dört bölümün dikkat dağıtma amacıyla tamamen bir maske yaratma uğraşına odaklandığını dahi söyleyebiliriz.

Çalınan ya da Ödünç Alınan Bir An
Kelime anlamlarından biri de “sorumluluk reddi” olarak geçen Disclaimer, Cuarón’un kesinlikle keşfedilmemiş toprağı değil, sadece uzun bir yolculuğa çıkmadan önce yönetmenin uzun süre konakladığı duraklardan biri diyebiliriz. Toplamda yedi bölümden oluşan bu seri, hem türler hem de çekim açıları bakımından birçok yolu aynı anda deniyor ve hepsini ana kompozisyonun üzerine inşa etmeye çalışıyor. Bir anlamda kişisel – görsel bir macera düzeneği de oluşturan Cuarón, anlatı odaklı bir akışı tercih etmiş. Bu anlamda seride doğrudan dış ses olarak kullanılan anlatıcının (Indira Varma) serinin akışını defalarca kez bozduğunu ve buna bağlı olarak kompozisyonda merak uyandırıcı boşluklar yerine temel dağınıklıklara davetiye çıkardığını söyleyebiliriz.

Bu şekilde farklı biçimlere, “anlatım tekniği” kisvesi altında yer verilmesi tüm seyir boyunca hiçbir yenilik getirmiyor. Öyle ki kimi zaman 2000’li yıllara has bir PowerPoint sunumu tarzında sekanslar içerisinde yapılan geçişler oldukça demode kalıyor (ve iyi anlamda “demode” değil). Dolayısıyla dizinin özellikle ilk dört bölümünde kullanılan bu teknik bağlamında çokça geçiş görebiliyoruz. Bölümler arasında karakterlere bağlı olarak kullanılan duygusal geçişlere her seferinde tekniğin de doğrudan değişerek eşlik etmesi o anki durumun ruh halinin yapısına da göndermede bulunuyor. Bu şekilde biçimsel bir yolda ilerleyen anlatımın akış stiline dayalı olarak gerçekleşen her bir karenin kendisine has bir renk tonunun olması ise yine Cuarón’un özellikle tercih ettiği bir üslup. Bütün bu anlatım akışına rağmen her bir tekniğin üst üste binmesini takiben ortaya çıkan hem teknik hem de duygusal boşlukların yapısı, serinin tüm içeriğini cılızlaştırıyor ya da en azından o izlenimi veriyor.

Bir Tüketme Biçimi Olarak Duygularla Oynamak
Serinin bu şekilde (4 + 3) bölümlere ayrılarak gösterilmesinin altında önemli bir kırılma noktası yatıyor. Serinin ilk dört bölümünde tarzını hiç değiştirmeyen bir akış mevcut ve bu akışla beraber Cuarón, yaratmış olduğu karakterlerin “gerçek yüzlerini” izleyiciyi inandırmak istediği şekilde yontuyor. Bu şekilde serinin ilk dört bölümü boyunca her bir karakterin her anlamda karakter / kişilik yapıları oturmuş olarak karşımıza çıkıyor. Bu da izleyicide sonraki bölümlere yönelik herhangi bir beklenti zeminini de kırıyor. Bir nevi ilk dört bölümden sonra kendi virajını hızlı bir şekilde alan Cuarón, bu aşamaya kadar kullanmış olduğu teknik biçimleri de törpülemiş, hatta bazılarını da eleyerek kompozisyonunun sisteminden çıkarmış oluyor. Bununla birlikte tüm o tekniklerin ilk dört bölümde ağırlık yaratmış olması, seyir açısından bir yorgunluk da doğuruyor. Diğer yandan bir anlamda kargo dağıtımı misali paket içerisine konan ve dağıtılan kompozisyon biçimleri, hızlıca bitirilmek istenilen bir araba yarışı oyununu anımsatıyor. Bir röportajında çekimler esnasında her akışı defalarca kez baştan yazdığını belirten Cuarón, bunu takiben sistematik olarak yaratmış olduğu karışıklığın ötesine geçemiyor. Aynı şekilde benzer teknik geçişlerin Megalopolis (2024) için de geçerli olduğunu ve bu türden, sürekli akış halindeyken tekrar yazımların anlatıyı körleştirdiğini hatırlatalım.

Aracı Haline Gelen Venedik
Serinin ilk bölümlerinde Venedik’te gözlerimizi açıyoruz, bu şekilde festivalin gösterildiği mekâna da bir nevi övgü niteliğinde açılış gerçekleştiren Disclaimer, sadece anlatıcısını değil mekânsal olarak da birçok nesneleştirilmiş biçimi kendi hikâyesine aracı haline getiriyor. Seri paket olarak içerisini, zenginleştirilmiş gibi gözüken birçok açıyla doldursa da tıpkı karakterleri gibi tedirgin ve âtıl duran bu içi doldurulmuş nesneler daimî olarak etrafta başı boş dolaşıyor. Bir anlamda hakikatin peşinden ilerleyen ritmik bir akış, tematik olarak gerçeğin izlerini yakalamak yerine ilk dört bölüm boyunca o gerçeğin kendi kimliğinden son derece hızlı bir şekilde uzaklaşıyor. Bu şekilde her biri birbirine bağlı karakterleri kendi içlerinde bağımsız olarak bireylere dönüştürüyor. Bu da bazılarının kimi zaman kaybolmasına neden olurken diğer yandan kimi karakterler de kendinden başka karakterler yaratabilme özelliğine sahip olabiliyor. Tüm bunlara rağmen seri hem içerik hem teknik hem de karakter yaratımı açısından içi birçok defa şişirildiği için son üç bölümde ortaya çıkacak olan sürpriz öncesinde, tavsamış bir balon gibi belli bir yerlere kendi kuyruğunu sıkıştırmaktan kaçınamıyor.
İlgili okuma: Disclaimer son üç bölüm incelemesi (Burcu M. Tohum)

