HEAT – Bir Los Angeles Epiği

Yıl, 1995. Bu yıl için Hollywood’un kuruluşundan ve ilk “blockbuster” Jaws’dan (1978) bu yana kümülatif biriken Hollywood’un tüm geçmiş ve şimdiki zamanını aktardığı ve sinema için en büyük yıllardan biri olarak bahsedilir. Amerika’nın dünya çapında etki yaratması yalnızca her yere ulaşabilen ve klasik dramatik yapıda ustalaşmış sanatçılar yaratmasından ziyade, günümüzde her ne kadar eski ekolünü yaşatmaya çalışsa da 80’ler ve 90’larda üretilen aksiyon filmleridir. Die Hard (1988), Rambo: First Blood (1982), Speed (1994) ve Pulp Fiction’ı (1995) düşünebiliriz. Büyük prodüksiyonlu tarz filmlerin birden çok bölgede başarılı olmasını görebilsek de (örn. Hong Kong ve Avustralya aksiyon sineması) Amerika kadar iyi pazarlayıp, kaynakları böyle rahat kullanabilen başka bir rakip bulunmamaktadır. Ülkemizde Büyük Hesaplaşma adıyla gösterilmiş olan 1995 yapımı bu aksiyon / Michael Mann klasiği de böyledir.

Al Pacino & Robert De Niro

Fakat yapım hikayesi farklıdır biraz. Öncesinde “LA Takedown” ismiyle daha düşük bir bütçe ve vizyon ile yapılmış, fakat usta yönetmen Mann’ın eline geçen ilk büyük bütçeyle tekrar yapmak istemesiyle oluşmuştur bu klasik. Gerçek silahlar ve mekanlarda inatla eğitilmiş yüzlerce insan ve aylar süren çalışmalar, 1995 yılından önce onlarca Hollywood klasiğine imza atmış iki insanı (Al Pacino & Robert De Niro) da filmin siyah beyaz çizgilerinin arasına yerleştirdiğimizde, o çizgiler grileşiyor ve Amerikan Sokak Savaşları Eğitimi’nde referans olarak gösterilebilecek bir filme ulaşıyorsunuz. Ve tabii Mann’a ihtiyacınız var. Michael Mann dediğimizde bir diğer usta Scorsese’nin sinemasında da bulabileceğimiz bir karakter yapısı ile karşılaşmaktayız: Obsesif, iş ve hayatın dengesini kendilerince kurmayı becerememiş görünen, her gün karşılaşabileceğimiz gerçek karakterler. Adanmışlık, karar verme, vazgeçiş ve kefaret. İşte Heat’in en elzem hissiyatları. Bu da bizi filmde bu duygu durumlarına çatı olan olguya, suça götürüyor.

Suç ve Los Angeles

Suç ve büyük filmler dendiğinde herkesin aklına genelde Los Angeles gelir. Kendi başına dünyanın en büyük ekonomilerinden birine sahip olması bir yana, kısaca böyle prodüksiyonlara ilham olabilecek, temellendirebilecek olaylara da sahip olması, her ne kadar kendi içinde çelişki barındırsa da, dünyanın durumunu da özetler nitelikte. Fakat hem tarihine hem de bağlamına bakmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Hırsızlık ve yasadışılığı kalbinde çok hızlı pompalayan Heat, 1990-95 yılları arasında 800.000’in üzerinde olan hırsızlık bildirimleri, 84-90 arası Crack Epidemic olarak adlandırılan uyuşturucu ticaretinin zirve yapması, 92 yılında polis saldırganlığı sonucu özellikle güney Los Angeles’da başlayan isyanlar, ve nicelerini sinemadan kopuk olarak okuyamayız. Ne de olsa sinema, yetiştiği topraktan beslenir.

Ashley Judd & Val Kilmer

Çift Başlı Ejder

Al Pacino ve Robert De Niro’nun ustalıkla canlandırdığı karakterler, her gün evinizden sabah ekmeğinizi almak için çıktığınızda günaydın dediğiniz kişiler olmayabilir. Fakat bu demek değildir ki, onlar gerçekçi değil. Hayatlarının, tıpkı bizim hayatımızda olduğu gibi, fikirlerin şekillendirdiği ve yaşadığı yerleri, dinledikleri, giyimleri, duruşları tamamen ideallerinden oluşan iki keskin uç. De Niro’nun canlandırdığı Neil McCauley, 1960’ların azılı suçlularından. Aynı dönemde yaşanan kedi fare oyununun diğer üyesi ve filme çeşitli anlatılarıyla ilham veren polis ise Chicago Polis Departmanı’ndan Chuck Adamson. Her ne kadar ismi ve karakteri değiştirilse de Al Pacino’nun canlandırdığı Vincent Hanna ile Neil McCauley, hayat kadar gerçek karakterler. Bize, aşağı yukarı aynı karakterde iki insanın hayatta en iyi olduğu şeyleri yaparken, bu şeylerin farklılıklarının son hallerini gösteriyor. İlk paragrafta bahsettiğim kavramlara geri dönmek istiyorum. Dedektif Vincent özelinde bu kavramlar, başarısız bir evlilik, ortada kalmış bir çocuk, işten kafasını kaldıramayan obsesif bir dedektif, sevilmeyen bir koca iken, Neil özelinde bekar, kimseden (suç ortağı arkadaşları hariç) sorumlu olmayan mükemmeliyetçi bir suç makinesi. Israrla değindiğim bu farklılık temel olarak Neil’ın felsefesinden geliyor:

“Don't let yourself get attached to anything you are not willing to walk out on in 30 seconds flat if you feel the heat around the corner.” – Belanın [i] yaklaştığını hissettiğin anda tam 30 saniye içinde bırakıp gitmek istemeyeceğin hiçbir şeye bağlanma.
Amy Brenneman & Robert De Niro

Yani baskıyı hissettiğinizde vazgeçemeyeceğiniz hiçbir şeye bağlanmayın. Bu hiçbir şey; işiniz, eşiniz, eviniz, arkadaşınız, mahalleniz, fikriniz olabilir. Her bir dijital ve fiziksel izinizin  bulunabileceği bu dünyada, problemli bir insan olmanız, evliliğinizin başarısızlığı ve hayata karşı duruşunuz sisteme karşı olduğunuzda sizin için büyük tehlike arz ediyor. Dengelemek zorunda olduğunuz bu hız bazlı yaşamlar arasında birden çok şeyi aynı anda yürütmeniz bekleniyor. Doğal olarak dengesizlikler doğabiliyor. Ama insan dediğimiz canlı bunları yönetebilir olmalı; yalnız yaşayamaz, tek başına olabilir fakat yalnız olamaz. Organize hiçbir olayın tek başına gerçekleşmeyeceği gibi, Heat’de de her iki taraf olabildiğince sert ve kuvvetli bir biçimde en iyi yaptıkları işi yapmaya çalışmakta.

Diane Venora & Al Pacino

Merminin Bedeli: Adanmışlık

Kendimizi bir şeye adadığımızda harcadığımız efor, kat ettiğimiz yol, kullandığımız kaynaklar ve en önemlisi zaman, adeta su gibi akar gider. Hepimiz fark ederiz bunu ve yapmak istediğimizi seçtiğimiz aksiyona devam ederiz. Özellikle suç dünyasında fazlaca işlenmiş olan bu klişe: Son bir iş, son bir hırsızlık, son bir slot makinesi, son bir kiralık silah olma durumu, Heat’in gerilimi ile buluşunca böyle hayatlara adanmış kişilerin her saniye bedel ödediğini hatırlatıyor adeta. Sevdiğiniz insanları büyük emeller uğruna kaybetmeyi göze almak, bu sırada hem aklınızı hem ideallerinizi diri tutmak hepimizin yaşadığı sorunlar iken, böyle bir (hırsız-polis) eksende ödediğiniz bedeller de büyük oluyor. İki hafta önce, 1 Nisan 2025’te aramızdan ayrılan sevgili Val Kilmer’ın ustalıkla canlandırdığı Chris, Ashley Judd’ın Charlene’i, Diane Venora’nın Justine Hanna’sı, Amy Brenneman’ın Eady’si ve bedellerin en masum, savunmasız olanı: Natalie Portman’ın canlandırdığı küçük Lauren. İşte burada saydığım isimler kafasına bazı fikirleri takmış ve uygulamaya çalışan iki insanın hayatında ışık hızında harcanabilecek, harcanmış, harcanacak hayatlar. Ne kadar basit geliyor kulağa değil mi?

Val Kilmer

Bunun skalasını aklınızda genişletip koca bir sosyal yaşam olgusunu, para kazanma yollarını, legal ve illegal hareketliliği, güç transferleri, ticaretler, (şu an için) kripto para birimlerini, dövizleri, onlarca banka ve şirketin, California’nın göz bebeği Los Angeles’da toplumu nasıl şekillendirdiğini ve bu şekillendirmede beklenen-istenen şekli alamamış “yersiz” insanların sistemden nasıl çaldıklarını, manipüle ettiklerini, yerlerini kaçırdığını düşündüğümüzde karşımıza koca bir ağ çıkıyor. Bazen ısınıyor, bazen soğuyor, bazen ise kopuyor. Bunları tekrar birleştirmek ise insanın doğasında var. Kimi krizlerden, büyük toplumsal olayların sonrasında ve öncesinde oluşan tansiyon ve boşalımlardan sonra, insan ağ ile bağlanıyor. Ama yine de çok ısındırmamakta fayda var. Bu noktada dikkatinizi biraz filmin içeriğinden koparıp, bunu izlememizi mümkün kılan ve üzerimizde bu etkiyi uyandıran teknik detaylara değinmek istiyorum.

De Niro & Kilmer

Sinematografi

Heat özelinde Michael Mann’a özgü yaklaşımları görebiliyoruz. Geniş planlar, ekranı dolduran gerçeklik ve ayakları yere basan bir kamera konumlandırmasıyla birlikte format olarak 2:39:1’in seçilmesi de bütün temaları birbirine bağlayıp sinematik tecrübeyi arttırır yapıda. Panavision’ın Anamorphic lenslerinde film ile yakalanmış ve ustaca tasarlanmış çerçevelerin içerisinde gözümüzün aşına olduğu bazı “shot”ları yakalamaları hem tema hem de anlatı öğesini bir hayli güçlendirir ve kendine özgü diline muhteşem bir katkı yapar nitelikte (Örnek: Ressam Alex Colville’in 1964 yılında çizdiği “Pacific”).

Colville’in eseri ve filmden bir kare.

Ses Dizaynı

Suç temalı filmlerde alışık olduğumuz gerçekçi ses dizaynını, Heat arşa çıkararak karşılıyor bizi. Dolby ve Sony’nin 1990’larda yaptığı zıplamayı sonuna kadar ses departmanında kullanan filmimiz, karakterlerimizin dünyayla olan etkileşimlerinde sesleri eşitler, bazen dünyayı arttırır iken, senaryo ilerleyip çözümlenmeye yaklaşırken remikslenmiş popüler şarkılar da oldukça tansiyonlu atmosferin tuzu biberi oluyor. Kullanılan çoklu üniteler, kulağımızın ve aklımızın tecrübeyi derinleştirecek şekilde odaklanmalarını sağlıyor. 40’dan fazla departman çalışanı ile filmin genel ses ve hissiyatının unutulmazlığını pekiştiren Heat, “blockbuster” filmlerin ses konusunda da en önde gelenlerinden.

Işıklandırma ve Çerçeveleme

Son ve kısa olarak anlatı bütünlüğünü yaratmada birbirinden oldukça beslenen ve çıkan yapımın nasıl gözükeceğinin ana elemanları olarak ışık ve çerçevelendirme, filmde gerçekliğe oldukça bağlı: Karanlıklar karanlık, aydınlıklar aydınlık, ve yapım sonrası sürece de Heat’in mavi melankolisini serpiştirecek kadar yer bırakılmış bir şekilde aydınlatılmış.

Isıyı Hissetmek

Tüm bu bahsettiğim teknik elementlerin usta oyunculuk ve uygulama ile birleşmesi sonucunda sinematik tecrübesi hayli yüksek, ilk dakikadan itibaren filmin kırılma noktasına kadar bizi diken üstünde tutan ve kırıldığında ise hiçbir şeyin aynı kalamayacağını derinlemesine hissettiren bir yapı var karşımızda. “Detay-Normal-Genel” olarak ayırabilmemize olanak sunan plan ve hikaye, her bir bölümünü diğerine taşırken bunu ustaca uygulanmış fikirlerle birlikte yapıyor.

“ – So you never wanted a regular type of life?” 
“ – What the fuck is that? Barbeques and ball games?[ii]

Arman Arabacı

Kaynakça:


[i] Filme adını veren “Heat” sözcüğünü bu cümlede “bela” şeklinde çevirdik (H. Necmi Öztürk) ancak “sıcaklık, baskı, çatışma” anlamlarına gelen “heat” argoda “polis baskını, polis şiddeti” anlamlarına da gelmekte. Genelleme yaparsak bu kavram, “olayların baskısından kaynaklanan gerginlik” (Tureng, 47) şeklinde özetlenebilir. (Editörün notu)

[ii] /Yani hiç sıradan bir hayat istemedin mi?/ – /O ne ki öyle? Barbekü ve top oyunları mı?/ (E.N.)

Bir Cevap Yazın