BİR YUDUM SEVGİ – Atıf Yılmaz Sineması ve Edebiyat #3

Yazı dizisinin ilk iki bölümünde ele aldığım filmlerde Atıf Yılmaz, serbest ve aslına uygun uyarlamaları tercih ederken 1984 yapımı Bir Yudum Sevgi filminde bir roman uyarlaması yerine önceki yıl yayımlanan ilk yapıtı Sevgili Arsız Ölüm’le edebiyat dünyasında büyük ses getiren Latife Tekin’in kaleme aldığı bir öykü üzerinden Tekin ve Fehmi Yaşar ile ortaklaşa bir senaryo oluştururlar. Atıf Yılmaz’ın 1980’li yıllardaki filmlerine baktığımızda izleklerine bağlı olarak anlatıları çeşitli başlıklar altında toplamak mümkün. Mine (1982), Bir Yudum Sevgi (1984), Dağınık Yatak (1984), Adı Vasfiye (1985), Dul Bir Kadın (1985), Aaahh Belinda (1986), Asiye Nasıl Kurtulur (1986), Hayallerim, Aşkım ve Sen (1987) ve Kadının Adı Yok (1988) gibi filmlerinde kadınların hikâyelerini merkeze alırken Talihli Amele (1980), Dolap Beygiri (1982), Şekerpare (1983), Değirmen (1986) ve Arkadaşım Şeytan (1988), farklı hikâyeleri anlatmakla beraber Atıf Yılmaz’ın mizahi dili temelinde birleşen yapımlardır. Seni Seviyorum (1983) ve Ölü Bir Deniz (1989) filmleri ise ilk başlıktaki filmlerle izlekleri bakımından kimi ortaklıklar taşımakla beraber ikili ilişkilere odaklanan anlatılar olarak dikkati çeker.

Hale Soygazi ile Serra Yılmaz (sağda)

Yalnızca 1980 – 1989 dönemi arasında yönettiği filmleri üzerinden değerlendirdiğimizde Atıf Yılmaz sinemasıyla Latife Tekin edebiyatının buluşmasının hangi ortak meseleleri izleyiciye sunduğunu ve üç başlık altında toplanabilecek izleklere ek olarak hangi konuların Bir Yudum Sevgi filminde irdelenmesine olanak tanıdığını söyleyebiliriz? Atıf Yılmaz sinemasını incelerken getirilen dönem sınırlamasına koşut biçimde Latife Tekin edebiyatının da 1983 – 1989 yılları arasındaki dönemi bu yazıda temel alınacağı için yazarın bu dönemde yayımlanan ilk dört romanı olan Sevgili Arsız Ölüm (1983), Berci Kristin Çöp Masalları (1984), Gece Dersleri (1986) ve Buzdan Kılıçlar (1989) adlı yapıtlarındaki izlekleri incelediğimizde şu bilgiler karşımıza çıkar: Köyden kente göç, uyumsuzluk, yabancılaşma, yoksulluk, gelenekselle modern yaşamın değer yargılarının karşı karşıya gelmesi, bireyin özgürleşmesi, toplumsal cinsiyet ideolojisinin egemen olduğu bir dünyada kadınlık ve erkekliklerin yapılandırılmaları, beden, cinsellik, sanayileşmenin yol açtığı çevre kirliliği, bunlarla birlikte bütün bahsi geçen izleklerin kesişimi olan dil ve yazı, Latife Tekin’in hem bu dört romanının hem de sonraki romanlarının ortak meselelerindendir (Ş. Atik, 2012).

Bir Yudum Sevgi’nin kadın başkarakterinin kocasıyla yaşadığı sorunlar, yoksul bir mahallede işsiz kocası ve dört çocuğuyla hayatlarını idame ettirmeye çalışan bir kadının ekonomik açıdan yaşadığı zorlukları ve kendisine bir çıkış yolu bulma çabalarını gündeme getirirken duygusal ve cinsel açıdan da tatmin sağlayamayan evlilik tecrübesi beden, cinsellik ve arzu gibi kavramları anlatıya dâhil eder. Kadınlar arasında geçen sohbetlerden birinde Didar adlı karakterin etrafına toplanan kadınlara verdiği tavsiyeler, Berci Kristin Çöp Masalları’ndaki şu sahneyi hatırlatır:

Mavimsi su, Çiçektepe’ye içme suyu taşıyan tankerlerin önü sıra parıltıyla akıp giderken, Fidan, elinde direz iplik, kondu kondu gezdi […] Yalnızca erkeklerin ‘keyif’ olmadığını, kocasıyla yatan kadının da keyif olabileceğini fitneledi. Verdiği gece dersleriyle adı Çiçektepe kondularının alnına çöpün ve rüzgârın yanına yazıldı. Onun için yakılan türküler rüzgâr ve çöp türkülerine karıştı. Verdiği gece dersleri öteki kondu mahallelerinde, Çöp Yolundaki fabrikalarda, tamirhanelerde duyuldu. Göz süzüp boyun kırması, erkeği baştan çıkarmanın ilmini bilmesi fabrikaların tezgâh başlarında, soyunma odalarında konuşuldu. (Tekin, 1986, s. 47, 48)

Film ve romanda birbirine benzer meseleleri tartışmaya açan bu sahnelerle tabu gibi kabul edilen ama aslında yasaklandığı ölçüde fısıltıyla da olsa illaki konuşulan cinsellik konusu irdelenmeye başlar. Kadınlar arası sohbetlerde rahatlıkla konuşulan bu başlıklar, kamusal alanda farklı meselelerle gün yüzüne çıkar. Örneğin, arzunun ifadesi yalnızca bu ve benzeri sahnelerde sunulduğu gibi uzamsal olarak çevrelenmişken filmde iki kadın karakterin kendi mahallelerinde yürürken maruz kaldıkları sözlü tacizin failleri, hiçbir engelle karşılaşmazlar. Başkarakterin bir fabrikada işe başladığı gün, çalıştığı yerin bekçisinin ima bile denilemeyecek açıktan ifadeleri, cinsiyetçi kodların dil kullanımından insan ilişkilerine bakışa kadar her alanda yeniden üretildiğini söyler.

Füsun Demirel (arka plan)

Bir Yudum Sevgi, erkek başkarakterin evinde erkeklerin masada; kadın ve çocukların ise yer sofrasında yemek yedikleri sahneyle simgeselleştirdiği bir tablonun devamında ataerkil yapının söylem ve ideolojisini birbiriyle ilişkili alt başlıklar altında irdelemeyi sürdürür. Filmin gösterime girdiği yıldan günümüze Emine Demiray’ın Atıf Yılmaz’ın Mine, Bir Yudum Sevgi ve Dul Bir Kadın Filmlerinde Kadın Olgusu (1987) başlıklı yüksek lisans tezi ve Kurgu Dergisi’nde yayımlanan “Atıf Yılmaz’da Kadın” (1991) başlıklı makalesi, Emrah Öztürk’üngecekonduda yaşayan kadınların gündelik pratiklerini 1978 yapımı Sultan filmiyle Bir Yudum Sevgi örneği temelinde mukayeseli incelediği makalesi (2009), Kübra Akyurt’un Feminist Eleştiri Bağlamında Atıf Yılmaz Filmlerinin İncelenmesi (2018) başlıklı yüksek lisans tezi, Doğan Aydoğan’ın “Hegemonik Erkeklik Krizi ve Yeni Türk Sineması’nda Erkeklik Halleri” adını taşıyan makalesi ve Nüket Elpeze Ergeç’in “Feminist Öznenin Toplumsalla Kuruluşunda Sinema-Ötekiyle Karşılaşma” (2020) adlı makalesi gibi birçok çalışma, Atıf Yılmaz’ın Bir Yudum Sevgi ve diğer filmlerinde toplumsal cinsiyet ideolojisinin sunumunu ve eleştirisini tartıştığı için ben bu yazıda “toplumsal cinsiyet” başlığı altında verilecek örnekleri yukarıdaki sahnelerle sınırlı tutup filmde bir yan hikâye gibi beliren çocukların yaşantılarını Latife Tekin edebiyatının önemli meselelerinden olan yoksullukla ilişkili olarak temel alıp incelemeye devam etmek istiyorum.

Hale Soygazi (focus)

Filmin açılış sekansında kamera, yoksul bir mahalleyi zeminden takip etmeye koyulur. Çöpler, eskimiş, kırık dökük eşya, orada bulunan her şey, yoksulluğu imler. Kamera, zeminden uzaklaşıp yapıları göstermeye başladığında kentin tepelerinde, çeperlerinde merkezdeki olanaklardan uzak insanların yaşadıkları evler – gecekondular – sıralanır. Filmin henüz uzaktan bakılan bu evlerdeki insanların yaşantılarına odaklanacağı böylelikle sezdirilirken kent sosyolojisinin temel kavramlarından olan merkez – çevre ikiliği üzerine izleyicinin düşünmesi için bir parantez açar. Atıf Yılmaz, Buzdan Kılıçlar romanının anlatıcısının “Yoksulların dünyasının dışarıya açılan camı yoktur!” sözünü anımsatırcasına yalnızca çeperlerdeki koşulları yansıtır bu filminde (Tekin, 2013, s. 99). Çöplerin arasından öteberi, kullanılacak bir şeyler arayan yetişkinler ve çocukların her türlü olanaksızlığa karşın kurup sürdürmeye çalıştıkları yaşamlarını Latife Tekin edebiyatına da uygun bir biçemle ele alır ama öte yandan, izleyicinin artalan bilgisi, resmedilen yoksul mahallelerin uzağında, kentin merkezindeki koşulları da bir arada düşünerek sınıf meselesinin tartışılmasına olanak tanıyacaktır.

Osman Alyanak, Meral Çetinkaya, Kadir İnanır

Latife Tekin’in Berci Kristin Çöp Masalları romanı da benzer bir sahneyle açılır. “Bir kış gecesinde, gündüzleri kocaman tenekelerin şehrin çöpünü getirip boşalttıkları bir tepenin üstüne, çöp yığınlarından az uzağa, fener ışığında, sekiz kondu kuruldu” diye söze başlar masalın anlatıcısı ve kadınlarla çocukların bu çöp yığınları arasından bulduklarıyla sürdürdükleri gündelik yaşamlarını şöyle anlatır: “Çocuklar çöpten bulup kaçırdıkları kafası bacakları kopmuş naylon bebeklerle gizli gizli oynadılar. Kadınlar buldukları süslü kırık aynaları, çöp bekçilerini kollayıp ceplerine attılar. Çöpten çıkardıkları taraklarla geceleri bu aynalara bakıp saç taradılar. Taranan saçlara çöp sinekleri kondu” (1986, s. 9, 22).  Atıf Yılmaz, filmde yetişkinlerin yaşantılarından önce çocukların gündelik yaşamlarını verir. Romandaki gibi bir muhitte kimi kafasına gazete kâğıdından yaptığı bir şapkayı takarak, kimi bir kuru kafayı elinden düşürmeyerek kurdukları dünyaları, yalnızca o çeperlerin dışında yaşayanların değil, oradaki yetişkinlerin de uzağında gibidir. Oysa bir sahnede kadınlar arasındaki sohbeti aynadan seyreden çocuk gibi diğerleri de ya karşılarındaki rol modellerinin söylem ve eylemlerine doğrudan tanıklık ederek ya da bunlardan bir biçimde etkilenerek büyürler. Ayna, gelecekte dönüşecekleri kişileri yansıtır. Çocukların gezip oynadıkları yerler, hep yoksulluğun altını çizer. O mahallede Aygül, Cuma, Hanife ya da Cemal’e dönüşmekten başka olanakları yoktur.

Aygül’ün oğullarından birinin elinde birçok kez görülen bir kurukafa, neleri çağrıştırır? Çocuk, filmin başlarında bulduğu kurukafayı uzun süre elinden düşürmez. Bir sahnede ona yemek yedirmekle uğraşır, başka bir sahnede Aygül’ün kanepenin altında bulup ürktüğü kurukafa, sinirle sokağa atılır. Çamurlu yola düşer ama çocuk, onu yerden alıp ayrılmaz bir parçası gibi yanında taşımaya devam eder ama bir gün, “Fabrikalar hiç durmaz, değil mi?” diye soran kardeşine “Durmaz, durursa ölür” yanıtını verdiği sahnede kurukafayı elinden bırakır. Kurukafa, Latife Tekin’in romanlarından birinde – 1995 tarihli Aşk İşaretleri’nde –  kahramanı ürküten bir nesne olarak belirir (1995, s. 35). 1980’li yıllardaki romanlarından ise Berci Kristin Çöp Masalları’nda Bay İzak’ın çöp tepelerinin üstüne koyduğu kurukafaların neden olduğu korkuyu ve Gece Dersleri’nin anlatıcısının “dünyanın kollarımla sarabileceğim kadar küçük karanlık bir boşluk olduğunu tekrarlayarak kendimi avutmaktayım” sözünü akla getirir bu sahne (1986, s. 65; 2004, s. 88). Filmde çocuk, Aygül’ün fabrikada çalışmaya başladığı günlerde fabrikalardaki düzen üzerine o tümceyi kurup elinden kurukafayı bırakır. Bu yeni dönem, Aygül için bir yandan kendi ayakları üzerinde durabildiği ve yakın gelecekte yaşamını istediği gibi biçimlendirmek üzere kararlar almasına olanak sağlayan bir sürece karşılık gelirken bir yandan da çok çocuklu ailelerde yaşça büyük olan çocuğun, kardeşlerinin sorumluluğunu alarak hemen büyümek zorunda kaldığı başka bir düzeni başlatır. Aygül’ün kızı Nuran için böyle bir dönemin başlangıcıdır.  

Füsun Demirel, Hale Soygazi

Nuran’ın sorumluluğunda olan kardeşleri ise bir süre daha çocukluklarını sürdürebilirler. Çöplerin yığıldığı yerler, onların oyun alanlarıdır. Burada birbirlerine büyüklerinden duydukları çeşitli hikâyeleri aktarırlar. Yazının başlarında da belirttiği gibi nasıl ki dil ve yazı, Latife Tekin edebiyatının başat meselelerindense Atıf Yılmaz’ın bu filmindeki çocuklar da dilden dile dolaşan hikâyeleri anlatarak Tekin’in “yoksulluğun süren sesi” ve “yoksulluk bilgisi” olarak tanımladığı mırıltılarını ellerinden geldiğince işitilir duruma getirmeye çalışırlar. Buzdan Kılıçlar romanında geçen “Yoksulların ruhları en iyi birbirleriyle tanışır ve anlaşırlar […] yoksul olmayanların asla öğrenemeyeceği sessiz işaretleri ve gizli dilleriyle yüzyıllardan beri durmamacasına mırıldanıyorlar” tümcelerinde de belirtildiği gibi Nuran’ın kardeşleri, aralarında bir dil inşa ederek birbirlerini anlarlar, kendilerine özgü dilleriyle mırıldanırlar (1987, s. 145; 2013, s. 7). Aygül’ün oğlu Şener, mırıldandıkları bir sahnede çöp yığınlarının arasından bulduğu ve ne olduğunu bilmediği bir ilacı yalayıp hastanelik olduğunda bu mırıltı da kesintiye uğrar; çünkü Şener ve diğer çocukların yaşadıkları dünyada, onların mırıltılarını bölecek birçok engelin çıkma olasılığı vardır her daim. Gece Dersleri’nin anlatıcısının “karanlık boşluğa” benzettiği dünya, Aygül’ün çocuklarının da ayaklarının altına hiç sağlam olmayan bir zemin sermiştir.

Şener iyileşip gündelik yaşamına döndükten bir süre sonra hepsi için ilk bakışta yeni gibi görülebilecek bir sayfa daha açılır. Aygül, Cuma’dan ayrılıp Cemal’le yeni bir yaşam kurar. Peki, finalde evlenmelerinden sonra farklı zamanlarda çekilmiş fotoğraflar, neleri mırıldanır? Düğün gününe ait fotoğraf, cicim ayındaki mutlu ama geçici zamanları yansıtırken akabinde gelen fotoğraf, ilk evliliklerinden olan toplam beş çocuktan sonra doğan ilk ortak çocuklarıyla yüzlerindeki coşkunun hayli azalıp yerini durgun bir ifadeye bıraktığı dönemi özetler. Nüfusun çoğaldığı üçüncü fotoğrafta ise Aygül ve Cemal’le birlikte Nuran’ın da yüzündeki ifade benzeşerek artan sorumluluklarla gelen yorgunluğu somutlaştırır. Nurdan Gürbilek, “Mırıltıdan Dile” başlıklı denemesinde Latife Tekin’in romanlarına dair (i) yoklukla dil arasındaki ilişki, (ii) “dilin bir yanı büyüye, ışığa, imkâna, öbür yanı hüsrana, boşluğa, kırılmaya açılan doğasını, bu deneyimin karşıt uçlarında bekleyen coşkuyu ve öfkeyi, bu duyguların kökenindeki erken yaşantıya, çocukluğa geri dönerek” anlatması ve (iii) yoklukla dil arasındaki çift kutuplu yaşantıyı sahneleyen bir dil kurması olmak üzere birbiriyle ilintili üç özellik sıralar (2014, s. 37). Bir Yudum Sevgi filmindeki hikâyenin de bir yanı imkâna, coşkuya, aşka, arzuya açılırken bir yanı hüsranla kapanır. Finalde peşi sıra gelen fotoğraflar, bu iki ucu ve aşamaları imler. Filmin önceki kesitlerinde çevrelerinden gelecek her türlü tepkiye göğüs germelerine neden olan bir tutkuyla seçimlerini yapan Aygül’le Cemal’in aşkının çok geçmeden tekdüze ve yıpranmış bir ilişkiye döndüğünü ikinci ve üçüncü fotoğraflar net bir biçimde ortaya koyar. Buzdan Kılıçlar’ın anlatıcısı “Keşke… Zamanda aşkı öldüren zehirli bir yan bulunmasaydı” der (Tekin, 2013, s. 101). Bir Yudum Sevgi’nin karakterleri özelinde aşkı tüketen zamandaki zehri besleyen, içine doğup büyüdükleri koşullardır. İlk evlilikleri yıllar geçtikçe nasıl bir hal aldıysa bu tecrübeleri de öncekinden çok farklı olmamıştır. Nuran’ın da birkaç yıl sonra evlenerek kuracağı yaşamını betimleyecek fotoğrafta prototipi olan Aygül’ün yerinde duracağını sezdirir aynı zamanda bu iki fotoğraf.

Kadir İnanır ve Hale Soygazi (arka sıra)

Peki, böyle bir tablonun ardından başka bir dünya olasılığına nereden bakabiliriz? Atıf Yılmaz sinemasıyla beraber Latife Tekin edebiyatı, izleyici ve okura bu bağlamda nasıl bir olanak tanır? Sevgili Arsız Ölüm’ün beş çocuklu Aktaş ailesinin bir ferdi olan Dirmit, söz konusu koşulların getirdiği engelleri yazıyla aşarak – Sibel Irzık’ın “Latife Tekin’de Beden ve Yazı” başlıklı yazısında dile getirdiği gibi – mırıltılarını bir meydan okumaya dönüştürecek adımı atmıştır (2011, s. 201). Hem bu ilk roman hem sonrakiler, dilin olanaklarını mesele edinirken yoksulların dilinin yazı aracılığıyla sabitlenmesini sağlar. Atıf Yılmaz ise Bir Yudum Sevgi’de gerek yetişkinlerin yaşantılarını temel alan genel anlatı izlencesinde gerek çocuklara kamerasını çevirdiği yan anlatılarda dil ile yoksulluk arasındaki ilişkiyi sinemanın olanaklarıyla yansıtırken filmin başından bahsi geçen fotoğrafların düştüğü son sahneye kadar kurduğu görsel atmosferde “yoksulların mırıltılarının” daha duyulur raddeye gelmesinin yollarını arar ve açar. Böylece yazı dizisinin önceki bölümlerinde ele aldığım filmlerinde Faust uyarlamasıyla mizahi bir biçemle genel anlamda insanlık hallerini irdeleyen, Reşat Nuri Güntekin uyarlamasıyla ise sağlam bir hiciv örneği sunan Atıf Yılmaz, Latife Tekin edebiyatını biçimlendiren meselelerle ortaklaşa bir anlatı inşa ederek 1980’li yıllar boyunca farklı toplumsal meseleleri irdelediği sinemasına yoksulların perspektifinden bir hikâyeyi dâhil etmiş olur.

Baran Barış

Kaynakça

  • Akyurt, K. (2018). Feminist Eleştiri Bağlamında Atıf Yılmaz Filmlerinin İncelenmesi. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi. Ordu Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü. Sinema ve Televizyon Anabilim Dalı.
  • Atik, Ş. (2012). Türk Edebiyatında Postmodernist Süreç ve Latife Tekin. Bilge Kültür Sanat Yayıncılık: İstanbul.
  • Aydoğan, D. (2020). “Hegemonik Erkeklik Krizi ve Yeni Türk Sineması’nda Erkeklik Halleri”. Erciyes İletişim Dergisi. C. 7. S. 1. ss. 1 – 24.
  • Demiray, E. (1987). Atıf Yılmaz’ın Mine, Bir Yudum Sevgi ve Dul Bir Kadın Filmlerinde Kadın Olgusu. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi. Anadolu Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü.
  • Demiray, E. (1991). “Atıf Yılmaz’da Kadın”. Kurgu Dergisi. S. 9. ss. 117 – 122.
  • Elpeze Ergeç, N. (2020). “Feminist Öznenin Toplumsalla Kuruluşunda Sinema-Ötekiyle Karşılaşma”. SineFilozofi Dergisi. C. 5. S. 10. ss. 637 – 652.
  • Gürbilek, N. (2014). “Mırıltıdan Dile”. Ev Ödevi. Metis Yayınları: İstanbul.
  • Irzık, S. (2011). “Latife Tekin’de Beden ve Yazı”. Kadınlar Dile Düşünce: Edebiyat ve Toplumsal Cinsiyet. Derleyenler: Sibel Irzık ve Jale Parla. İletişim Yayınları: İstanbul. ss. 201 – 223.
  • Öztürk, E. (2009). “Türk Sinemasında Gecekonduda Yaşayan Kadının Gündelik Pratikleri: Sultan ve Bir Yudum Sevgi”. İletişim Araştırmaları Dergisi. C. 7. ss. 163 – 199.
  • Tekin, L. (1986). Berci Kristin Çöp Masalları. Adam Yayınları: İstanbul.
  • Tekin, L. (1987). “Yazı ve Yoksulluk”. Defter Dergisi. Söyleşi: İskender Savaşır. S. 1. ss. 133 – 148.
  • Tekin, L. (1995). Aşk İşaretleri. Metis Yayınları: İstanbul.
  • Tekin, L. (2004). Gece Dersleri. Everest Yayınları: İstanbul.
  • Tekin, L. (2013). Buzdan Kılıçlar. İletişim Yayınları: İstanbul.
  • Tekin, L. (2014). Sevgili Arsız Ölüm. İletişim Yayınları: İstanbul.

Bir Cevap Yazın