MEMORY: Zihinde Dönüp Duran Atlı Karıncanın Adsız Misafirleri

Michel Franco’nun, harici öznenin pratik mücadelesi üzerine kurulu Memory (Hatır, 2023) filmi, insanın kendi üzerine defalarca düşünüp sonucunda kaybolmasına yönelik bir anlatım diline sahip. Bu bağlamda film, çeşitli temaları takiben bölümlenmeye hazır gözüküyor. Film her sekansta kendi içerisinde geliştiği için kompozisyon yenilenmeye açık konumda. Bu açıdan Franco’nun Memory’sinin donuk bir aksiyona sahip olduğunu söyleyebiliriz. Film, gücünü karakterler üzerine kurulmuş olan dramdan alırken diğer yandan izleyiciye hiçbir şekilde tahmin etmesi kolay ipuçları vermiyor. Filmin dinamiği uzaktan bakıldığında tahmin edilebilir gibi görünse de seyir esnasında Memory, izleyiciyi şaşırtabilme özelliğine sahip. Travmatik olayların anılarda yaratmış olduğu kara bulutlar, bir yandan muğlak bir anlatı perspektifi yaratırken diğer yandan izleyiciyi bir sis perdesine davet ediyor. O noktada Ben’in inşası bir olumsuzlamaya bağlı kalarak kendisini gerçekleştirme adına, bir şeylere son vermeyi pozitif bir karşı kuvvet olarak kullanıyor.

Jessica Chastain

Namluyu Kendine Doğrultmamak

Jessica Chastain’in canlandırmış olduğu Sylvia karakteri öznenin minimal gerçeğiyle eksik bir anılar döngüsüne kapılınca ona eşlik eden Saul (Peter Sarsgaard) kabul edilebilir sessizliği ile etraftaki sisler perdesini ortadan kaldırıyor. Saul’un filmdeki, kompozisyonu şekillendirici görevi Sylvia’nın travmasını nesneleştirmeden hayal ile gerçek anılar arasında mutlak bir ayrımın oluşmasına izin veriyor. Filmin ilk temasında hayalgücü diye varsayabileceğimiz durum belli bir boşluk yaratırken ikinci temasında bu boşluk minimal bir şekilde iki temel karakterin eksik yanlarını doldurur hale geliyor. Filmde belleğin üstlendiği rol yer yer yanıltıcı dışavurumlara sahip olması nedeniyle yanlış yönlendirmelerde bulunabiliyor. Bu da klasik bir “hatırlama” halini kültürel bir kompleks haline getiriyor. Modern hafıza biçiminin filmde bir nevi karakterler arası uyumsuzluklardan besleniyor olması, güvenilir geçmişin imkansızlığına da vurgu yapıyor. Hatırlamanın temel olgusu unutmak ile yakın ilişki halinde olduğundan ötürü Memory’de unutulmuş olana değil hatırlatılması imkânsız olanı defalarca kez hatırlamaya yönelik bir eylem açığa vuruluyor.

Peter Sarsgaard & Jessica Chastain

Ben Merkezci Hafıza Paradoksu

Sylvia ve Saul karakterleri üzerinden sorunla karşılaşılan bir anı biçiminin kırılmaya çalışılması hafızanın fonksiyonel yapısına da eleştirel bir göndermede bulunurken bir anının toplumsal olarak kabul edilebilir kılınmasının zorluğuna da göz kırpıyor. Buna göre hali hazırda bozuk olan bir anı yapısı travma ile iyileştirilmiyor. Öte yandan film kendisini açtıkça, hatırlanması ve hatırlatılması gereken iki temel farklılık da kendisini yine toplumsallaştırılmış bir paradoksun içine davet ettiriyor. Karakterler arasındaki gerçeklik kavramı çoğunlukla şeffaf kalırken diğer yandan anlatı genişledikçe hafıza, geçmişin dolayısıyla tek bir anın içine sıkışıp kalıyor. Bu ansal sıkışıklık hem Sylvia hem de Saul karakterleri üzerinde farklı bir şekilde yansıma yapıyor. Dinamizm ve sahte bir mücadele gerektiren travmanın yüzeye çıkışıyla beraber her iki ana karakterin de temelde ayrı bir hatırlama biçimine hizmet ettiklerini fark edebiliriz. Bu da hatırlamayı bir kayıp olarak değil, hatırlamaya engel bir sütun gibi gösterir. Bu anlamda Michel Franco’nun kompozisyonu filmin anlatısında kademeli bir şekilde kendisini gösteriyor ve hatırlamanın temsili olarak doğrudan unutma biçimlerini kullanmamasıyla öne çıkıyor.

Entropik Hafızanın İzinde

Unutmayı düz bir tabutun içine yerleştirerek onu rafa kaldıran motive edilmiş anılar sistematik bir şekilde anısızlığı da tetiklerken Sylvia ile Saul karakterlerinin birlikte buldukları yalnızlık biçimi birer materyal olmaktan çıkıyor. Sadece patojenik olan unutma hali Saul’u içten içe fethederken Sylvia yalnızca onun çeperi haline geliyor. Bu anlamda filmde yoğun olarak kullanılan koyu mavi ve gri tonları gündelik yaşam içerisindeki belirsizliği de koruyor. Bu şekilde izleyici sanki perdeleri tamamen çekilmiş bir odada ışığın içeri sızması için boşlukta bir aydınlık arıyor. Bu bahsi geçen sızıntı ise sadece Sylvia ve Saul etrafında dönerken onların yanında yer alan gelişigüzel hayatın temsilcileri ise bilinçdışının gerçeklikle buluştuğu hikâyenin sonucu olma rolüne bürünüyorlar. Film hiçbir şekilde olayları derinlemesine nörolojik bir boyuta indirgemeyerek sorunu tanıdık içgüdüler ve fenomenler aracılığıyla yansıtıyor. Psişik gerçeklik hiçbir zaman maddesel olan gerçekliğin önüne geçmezken, saklı olmaktan çıkmak üzere olan gerçeklik her zaman anlatıma baskın geliyor.

Peter Sarsgaard & Jessica Chastain

Gerçekliğin Nesnesel Dürtüsü

Filmde kullanılan gerçek Adsız Alkolikler (AA), Memory’nin ana anlatısına tasarlanmış bir gerçeklik katmanı da ekliyor. Bu şekilde filmin koyu rengi daha da koyulaşıyor. Bu durum yer yer filme belgesel tarzında bir doku kazandırıyor olsa da filme baskın gelmeyen toplantı geçişleri karakterlerin öz farkındalık noktasına temas ediyor. Karakterlerin inişli çıkışlı yapısı farkındalık yapısını sabote etmeden duygusal ihmalkârlığın eksikliğine gönderme yapıyor. Böylece filmin yapısına işleyen didaktik anlatım biçimi Memory’nin dramından çalıyor olsa da duygusal darbenin bedensel olana geçiş yaptığı noktada elde edilen karakterler arası gerilim ile eriştiğimiz “gerçekçi” kavramlar yer değiştirmeye tabi tutuluyor. Bu şekilde Memory, beden ve öz bilinç yapısını iki farklı mekanizmaya oturtarak yer değiştirmenin imkânsızlığını gösterirken, anıların bir başkasının anıları tarafından desteklenmedikçe gerçekliklerini yitirebildikleri olgusuna da güzel bir örnek oluşturuyor.

Burcu Meltem Tohum

Bir Cevap Yazın