Hiç kuşkusuz ki Güney Amerika Sinemasını düşündüğümüz zaman aklımıza gelen ilk yönetmen Alfonso Cuaron olacaktır. Filmlerinde siyasi arka planlı alt metinler, politik duruş ve evrensellik kendini gösterirken, insanlığa dair her daim bir şeyler söylemeye çalışan bir sinemaya gönül vermiş olan Cuaron’u dünyaya ciddi anlamda tanıtan film de herhalde 2001 yapımı Y Tu Mama Tambien’den (And Your Mother Too / Ananı da!) başkası değildir. 1998’de Cuaron efsanevi yazar Charles Dickens’ın The Great Exptectations yapıtını Ethan Hawke, Gwyneth Paltrow ve Robert De Niro’lu oldukça dikkat çekici bir kadroyla beyazperdeye uyarladığında film pek beğenilmemiş, olumlu eleştiriler almamıştı. 1995’te çektiği ilk uzun metraj olan A Little Princess ile Oscar adaylıkları elde etmesine karşın ikinci filmiyle bekleneni veremeyen Cuaron, üçüncü filmi Y Tu Mama Tambien ile kendisinin dahi hayal edemeyeceği bir noktaya ulaşacaktı.

KONU
1999 sonlarının Meksika’sında babası üst düzey bir devlet çalışanı olan burjuva sınıfına mensup Tenoch Iturbide (Diego Luna) işçi sınıfına mensup Julio Zapata (Gael Garcia Bernal), -ki karakterin soyadıyla ünlü Meksikalı sosyalist devrimci Emilliano Zapata’ya gönderme yapılmaktadır- ve Tenoch’la akrabalığı bulunan, ikisinden de yaşça büyük genç ve güzel Luisa Cortes (Maribel Verdu). Üçü bir arabayla Cennet Kapısı adlı plaja doğru yolculuğa çıkarlar ve bu yolculuk hayatlarındaki en özel, kendi aralarında kalacak olan gizli anları yaşamalarına sebep olacaktır.

ELEŞTİRİ
“Hayat sörf yapmak gibidir. Kendinizi suyun akışına bırakın.” – LUISA
Y Tu Mama Tambien aslında mükemmel bir yol filmi olmasına karşın içerisinde çok şey barındıran gerçek bir hazine. Büyüme, kendini keşif, gerçeği arayış, ölüm, cinsellik, siyaset, sınıfsal farklar, sosyo-ekonomik eşitsizlikler… Y Tu Mama Tambien hakkında konuşulduğunda liste kolayca böyle uzayıp gidebilir. Günümüzün en büyük görüntü yönetmenlerinden olan Emmanuel Lubezki’nin etkileyici kadrajı yol boyunca bizlerin aslında yalandan arınıp dünyanın gerçekleriyle karşılaşmamızı sağlıyor. Bunu yaparken de iki farklı sosyal sınıfa mensup iki gencin büyümeleriyle bunu müthiş bir şekilde harmanlayarak ortaya bir başyapıt çıkarıyor.
Yazının buradan sonrası filmi izlemeyenler için spoiler içermektedir.

Tenoch ile Julio ikilisinin daha filmin ilk sahnesinde kendi sevgilileriyle (Aura & Mercado) müthiş bir aceleyle sevgililerinin evlerinde sevişmeleri aslında çok şey anlatıyor. Bugüne değin aceleyle veya doğru dürüst hissetmeden, tat almadan, duymadan, koklamadan yaşadıkları hayatlarının son gününü yaşıyorlar. Sevgililerinin İtalya’ya onlar olmadan tatile gitmesi birbirlerini keşiflerine yol açacak olan dallardan sadece bir tanesi. Bu yolculukta özellikle cinsellik anlamında kendilerinden hayli olgun ve tecrübeli olan çekici Luisa ise onları hayatın gerçekleriyle tanıştıran bir melek görevi görüyor. Luisa’nın kendisiyle ilgili öğrendiği ölümcül gerçek onu artık anı yaşamaya, zevke, cinselliğe ve aslında hedonizme yönlendiriyor. Filmde hayli Freudyen olarak okunabilecek cinsellik ağırlıklı ‘aşk’ üçgeninde Luisa, Tenoch’la da Julio ile de sevişerek onların gerçek anlamda cinsel devrimlerini yaşamalarının yolunu açıyor.

Bunun haricinde yolculuk boyunca anlatıcımız (Daniel Gimenez Cacho) aralıklarla bize bilgiler veriyor. Bu sahnelerde ses tamamen kısılıyor ve dönemin Meksika’sına dair gerçeklerle yüz yüze geliyoruz. Filmde, kurulduğu 1929’dan 2000’e kadar tam 71 yıl ülkeyi yönetmiş olan Kurumsal Devrimci Parti’nin 1999’daki yolsuzluğunun ayyuka çıkışıyla karşı karşıya kalırız. Ancak bu, popüler sinema diliyle bizlere gösterilmez, herhangi bir duygu seli, şoven milliyetçi duyguları ayağa kaldıracak hiçbir sahne yoktur. Sadece somut gerçekler, Cuaron tarafından sade bir şekilde, kör göze parmak yapmadan bizlere gösterilir. Yolculuk esnasında ‘trafiğe’ neden olmuş bir iş cinayeti, yol kenarında bir devrimcinin kazılmış mezarı, devamlı olarak denk gelinen polis çevirmeleri gibi küçük soslar Cuaron’un lezzetli çorbasına serpilerek hikâyeyi daha da zengin bir hale getirir. Bu sahnelerde özellikle anlatıcının ifşalarıyla birlikte Tenoch’un bürokrat babasının yolsuzluk iddialarına da kulak kesiliyoruz ve dünyanın her yerinde var olabilen, ideoloji fark etmeksizin yozlaşmaya mahkûm kirli siyasetin, bürokrasinin gerçeklerini görüyoruz.

Aslında bu siyasi alt metinlere denk gelinen sahnelerde, araba içi uzamda gördüğümüz şekliyle sürekli gülüp kahkahalar atan karakterlerimizin dünyanın gerçekliğinden bihaberliklerine de güçlü bir gönderme yapılır. Ergenliklerini yeni bitirmiş iki genç erkekle onlardan biraz büyük genç bir kadın, erkeklerin tek derdi Luisa ve seks ama aslında gerçek, Luisa’nın da onların yüzlerine birkaç kez bağırarak vurduğu ve finale doğru son cinsel birleşmeyle göreceğimiz üzere çok farklı.

Sona yaklaştığımızda aslında filmde birçok kez karakterler tarafından dile getirilen, ‘ulaşılmaz saf gerçekliğe’ ulaşmayı başararak dönüşümlerini tamamlayan Tenoch’u, Julio’yu ve Luisa’yı görüyoruz. Tenoch ve Julio kendi cinsel devrimlerini yaşarlarken Luisa da aslında kendisi için tek amaç haline gelen Cennet Kapısı plajını sonunda buluyor. Kendisiyle, sağlığıyla alakalı herkesten gizlediği gerçekle birlikte denizin sonsuz sularına kendisini bırakıyor ve sonsuzluğa doğru, kendi cennetine doğru masmavi bir yolculuğa çıkıyor.

