THE GRADUATE: Büyümek Karşı Çıkmak mıdır?

The Graduate (1967) yani Mezun, başarıyla tamamladığı üniversite eğitiminden sonra aile evine dönen Benjamin’in (Dustin Hoffman) yetişkinliğe geçişteki başarısızlığını konu alıyor. Mükemmel bir senaryo, mükemmel bir yönetmenlik ve mükemmel oyunculuklarıyla The Graduate (ülkemizde Aşk Mevsimi adıyla oynamış), “Kesinlikle İzlenmesi Gereken Filmler” listesi yapacak olsaydım mutlaka listede yer alırdı. Öncelikli ilgi alanı senaryo olan birisi olarak şunu söyleyebilirim, senaryo yazmaya çalışan birisi için ders niteliğinde bir film bu. İzleyin, izletin…

Dustin Hoffman

İlk anından başlayarak hayranlıkla izledim tüm detayları. Ailesinin yanına dönmek için bindiği uçakta koltuğunda oturan Benjamin’le başlıyor film, “Los Angeles’a iniş yapmak üzereyiz” anonsu duyuluyor. Yakın plandan Benjamin’in yüzünü gördüğümüz kadraj hızla geniş plana doğru zoom out’la açılıyor; Benjamin uçak dolusu bir kalabalığın ortasında yalnız kalıyor. Zoom in ve zoom out’lar dramatik şekilde kullanılıyor film boyunca. Benjamin Los Angeles havalimanında iken o muhteşem şarkı başlıyor: “Hello darkness my old friend, I’ve come to talk with you again…” Merhaba karanlık, eski dostum. Yeniden seninle konuşmaya geldim. Benjamin’i karanlık bir bilinmezlik bekliyor gittiği yerde; yetişkinlerin dünyasında. Hava alanında yürüyen bantta endişeli bir ifadeyle duruyor Benjamin, bir anons duyuluyor: ‘Geçecek olanlar lütfen soldan yürüsün.’ Benjamin yürüyen bandın sağına yanaşıp, solundan geçenleri izliyor. Şu anlamsız görünen açılış planı Benjamin’in karakterini daha ilk dakikadan çabasızca tasvir etmiş oluyor: Benjamin hayatında ilerlemek istemiyor. Filmin büyük kısmını da bu tavırla geçiriyor Benjamin: Olup bitenlere kendini kaptırıp, kendi hayatına bir kenardan bakarak. Mrs. Robinson’la (Anne Bancroft) ilişkisi de böyle, Mrs. Robinson’ın isteklerine bırakıyor kendini Benjamin. Elaine’e (Katharine Ross) âşık olmasıyla beraber Benjamin sonunda aksiyon almaya başlıyor. Yetişkinlerin dünyasındaki bir kukla olmaktan çıkıp, istediği hedefe varamayacağını bile bile amacına koşan bir geç adama dönüşüyor. Ya da gerçekten öyle mi?

Elaine’le tanışıncaya dek Benjamin’i kendinden yaşça büyük insanlarla yani yetişkinlerle çevrili görüyoruz. Benjamin bebeksi yüzü, şaşkın yüz ifadesi ve minyon vücuduyla yetişkinlerin dünyasına ait değil; bu dünyaya girmeye hazır da değil. Yetişkinler Benjamin’in başını okşuyorlar, düzenledikleri partide okul yıllığını okuyup başarısıyla eğleniyorlar, dalgıç kıyafeti giydirip zorla havuza sokuyorlar. Benjamin yetişkinlerin yanında, anne babasının evindeki merdivenin üstünde asılı tablodaki gibi bir palyaçoya dönüşüyor. Yetişkinlerin dünyası derin bir su ve Benjamin adeta suyun altında nefes alamayan, etrafında olan bitenlere cevap veremeyen minyatür bir oyuncak. Konuşması, yürüyüşü, bakışları, üniversiteden mezun olmuş genç bir adam gibi değil; merakla etrafındaki yetişkinlerin ne yaptığını anlamaya çalışan küçük bir çocuk gibi. Mrs. Robinson’la ilişkiye girmeyi kabul etmesi bile, Mrs. Robinson’ın onu bakir olmakla itham etmesi üzerine oluyor. Benjamin, yetişkin bir erkek olduğunu bu yasak ilişkiyle kanıtlamaya çalışıyor. Yetişkinlerin onu itip kakmasından kurtulmak için ne yapması lazım, kendisi de bilemiyor gibi. Ama esas soru, bu küçümsenme halini gerçekten sonlandırmak istiyor mu, yoksa fark etmeden kendine bu çocuk rolü içinde konforlu ve dokunulmaz bir alan mı yaratıyor? Mrs. Robinson, hayatının kontrolünü eline almaya çalışmayan Benjamin’i manipüle etmek için içinde bulundukları çevrenin ataerkil bakışını tereddüt etmeden kullanıyor. Bu kadar rahatça bunu kullanabilmesinin sebebi ise, kendisinin de bu bakışın bir tutsağı olması.

Benjamin’in annesinin saç modeli ve giyim tarzı Mrs. Robinson’ınkiyle tıpatıp aynı. Benjamin tıpatıp annesine benzeyen bu kadınla ilişkiye girerek rüştünü ispatlamanın derdinde, babasının ve içinde bulundukları çevrenin bütün yetişkin erkeklerinin taklidini yaparak bunu başaracağını sanıyor. Benjamin’in Mrs. Robinson’ın yanından eve döndüğü sahnelerde yanından annesi mi geçiyor yoksa Mrs. Robinson mı anlayamıyoruz. Benjamin’in bir anne figürüyle sevişip babasının yerine geçme dürtüsünün altında yatan Oedipus kompleksini açıkça görüyoruz; peki ya Mrs. Robinson’ın Benjamin’le ilişkisindeki motivasyonu nedir?

Dustin Hoffman

Mrs. Robinson, kızı Elaine’e hamile kaldığı için okuduğu Sanat bölümünü bırakıp şimdiki kocasıyla evlenmiş. Elaine hikayemiz sırasında üniversitede okuyor, Mrs. Robinson ise kaybettiği gençliğinin ve hayatının yasını tutuyor. Benjamin’in ailesi ve Mr. Robinson’ın (Murray Hamilton) Benjamin’le Elaine’i buluşturmak istediklerini duyuyoruz tekrar tekrar. Mrs. Robinson Benjamin’i baştan çıkarırken, kızı Elaine için uygun görülen bir genç adamı baştan çıkarıyor aslında. Benjamin nasıl kendi babasının yerine geçmeye çalışıyorsa, Mrs. Robinson da kendi kızının yerine geçmeye çalışıyor.

Mrs. Robinson ve Benjamin’in bir ortak özellikleri var: İkisi de içinde oldukları çevreye yabancı hissediyorlar. Benjamin’in yabancılığı apaçık ortada: Ailesinin evinde yaşayan işsiz bir yeni mezun o. Mrs. Robinson’ın yabancılığı ise daha gizli: Ciddiye alınmak için nasıl davranması ve nasıl konuşması gerektiğini öğrenmiş, yalnız ve mutsuz bir kadın o. Kendisini ‘alkolik’ olarak tanımlıyor. Mrs. Robinson’ı Benjamin’e çeken şeyin, gençlik özlemine ek olarak bu yabancılık hissi olduğunu hissedebiliyoruz. Etrafındakiler “Los Angeles’ta yaşayan zengin yetişkinler” rolünü o kadar içselleştirmiş ki, Mrs. Robinson’ın etrafında kendini açabileceği hiç kimse yok; oraya ait olmadığı her halinden belli olan Benjamin dışında. Mrs. Robinson, Benjamin’in acemi ve korkak hallerine gülerken kendini hem daha güçlü hem de daha az yalnız hissediyor bence. Belki de Benjamin Mrs. Robinson’ın, tıpkı kızı Elaine gibi genç, güzel ve geleceğe dair umutluyken âşık olabileceği türden bir adam.

Anne Bancroft, Dustin Hoffman

Benjamin’in Elaine’le buluşmasına sert bir şekilde karşı çıkıyor Mrs. Robinson, aralarında hemen bir elektrik olacağını öngörür gibi. Benjamin’in Elaine’in peşinden koşması, Mrs. Robinson’a karşı çıkıp rüştünü ispat etmenin başka bir yolu. Filmin başından sonuna Benjamin’in davranışlarına bakalım: Yanlış olduğunu bile bile annesi yaşındaki Mrs. Robinson’la bir ilişkiye başlıyor. Bir gelecekleri olamayacağını bile bile Elaine’e âşık oluyor. Elaine’in ondan kaçtığını bile bile Elaine’in peşinden Berkeley’e gidiyor. Elaine’in başkasıyla evlendiğini bile bile Elaine’i düğünden kaçırıyor. Bütün bu hareketleri, ailesine isyan eden bir ergenin hareketleri gibi. Bu aksiyonlarının ortak özelliği, bunları yaparken Benjamin’in bir veya daha fazla otorite figürüne karşı gelmesi. Bu otoriteler Mrs. Robinson, kendi ailesi, Elaine evlendikten sonra ise bütün toplum ve devlet… Var olduğunu kanıtlamasının tek yolunun yaramazlık olduğunu düşünen küçük bir çocuk gibi Benjamin. Kendi sorumluluğunu alıp bir işe veya yeni bir okula girmesi gerekirken özel hayatını alt üst ederek gerçek hayatından kaçıyor sanki. Yürüyen bantta soldan yürüyüp gitmek yerine sağda tünemiş bekliyor.

Anne Bancroft, Dustin Hoffman

Tüm bunlara rağmen, bu hikâyenin esas güçsüzü Benjamin değil. Benjamin’e tepeden bakmasına, onu manipüle etmesine, çocuk azarlar gibi bir tonla ona ‘Benjamin’ diye seslenmesine, Benjamin’den daha güçlü ve daha sarsılmaz görünmesine rağmen, esas güçsüz ve çaresiz olan kişi Mrs. Robinson. Mrs. Robinson’ın adını bile bilmiyoruz. Kocasının soyadıyla var oluyor o; sevmeden evlendiği kocasının kazandığı parayla, kocasının edindiği çevreyle, kocasının ona sağladığı sosyal statüyle ayakta kalıyor. Mrs. Robinson’ın kendine ait bir kimliği, hayatı, geleceği yok. Belki de bu yüzden tıpatıp Benjamin’in annesine benziyor; o sosyal çevredeki bütün kadınların birbirine benzediği gibi. Mrs Robinson, kızı Elaine’i kıskanıyor. Elaine’in elinde gençliği ve istediği gibi şekillendirebileceği bir geleceği var: Yani Mrs. Robinson’ın özlemini duyduğu her şey. Belki bu yüzden son sahnede Benjamin Elaine’i düğünden kaçırmak için düğünü bastığında, Mrs. Robinson neşeyle şöyle diyor: “İstediğini yapsın, çok geç kaldı”. Kızının âşık olmadığı bir adamla apar topar evlenmesinden keyif alıyor gibi bir hali var; çünkü artık Elaine de onun yolundan geliyor. Benjamin’in ise düğünün durması için haykırırkenki silueti, çarmıha gerilmiş bir İsa gibi çöküyor düğünün üstüne.

Senaryonun alaycı tavrını filmin görsel dili ustalıkla kullanıyor. Sade ve net bir anlatı izliyoruz filmin başından sonuna kadar. Benjamin’in şaşkın yüzü, Benjamin’in Mrs. Robinson’ın bacağının arasına sıkışmış sırıtışı, Benjamin’in yetişkin bir adammışçasına ciddi bir tavırla puro içerkenki sahte ciddiyeti, Benjamin’in uzaktan Elaine’i özlemle izleyişi… Filmin son planında ise, o ana kadar ağırlıkla Benjamin’i gösteren kadraj bu sefer iki kişinin şaşkın yüzlerini çerçeveliyor: Elaine ve Benjamin.

Katharine Ross, Dustin Hoffman

Filmin akıldan çıkmayan kadrajları, görsel dilin ne kadar etkili kullanıldığını kanıtlıyor. Filmi hatırlayınca ilk olarak, Mrs. Robinson’ın bacağının arasında küçücük kalmış, küçük bir çocuk gibi sırıtarak yukarıya Mrs. Robinson’a doğru bakan Benjamin geliyor akla. Tıpkı bu resimdeki gibi, filmin başından sonuna kadar Mrs. Robinson’ın bedeninin içinde hapsoluyor Benjamin. Elaine de Mrs. Robinson’ı kızı, yani o da Mrs. Robinson’ın bedeninden bir parça. Elaine de Benjamin’i hapseden kalabalığa ait.  

Benjamin Elaine’i düğünden kaçırmaya gittiğinde hayatın akışına kendini bırakan bir adam değil, o akışın karşısında durmaya çalışan bir adam rolünde. Peki bunu başarıyor mu Benjamin? Uzak lensle çekilen koşma sahnesinde, Benjamin kameraya doğru koşuyor, koşuyor, koşuyor, ama hiç yol alamıyormuş gibi aynı noktada kalıyor. Filmin başından sonuna kadar ne kadar yol aldı Benjamin? Herkese karşı gelerek verdiği kararla, yetişkin olmaya adım atmış mı oldu? Peki ya Elaine, o Benjamin’le kaçarak kendisi için iyi bir şey yapmış bir kadın mı artık? Otobüse binip uzağa doğru giderlerken gitgide endişeli bir ifadeye bürünen yüzleri, ikisinin de bir zafer kazanmaktan çok uzakta olduklarını gösteriyor bize.

Mike Nichols’a En İyi Yönetmen Oscar’ı kazandıran The Graduate; sırasıyla Benjamin, Mrs. Robinson ve Elaine’i canlandıran Dustin Hoffman, Anne Bancroft ve Katharine Ross’a da Oscar adaylıkları getirdi. Ayrıca film en iyi uyarlama senaryo ve en iyi sinematografi alanlarında Oscar’a aday oldu. Sayısız başka adaylıkları da bulunan bu yer yer komik, yer yer dramatik eşsiz filmi izlediğinizde tüm ödül ve adaylıkların sonuna kadar hak edildiğini göreceksiniz. Simon and Garfunkel’ın filmdeki şarkılarını ise filmi izlemeseniz bile kesinlikle dinlemelisiniz.

Eda Bebek

Bir Cevap Yazın