THE BRUTALIST: Çimentoyla İşlenen ve Dönüştürülen Bedenlerin İhtişamlı Parçalanışı

Oyunculuğuyla Funny Games filminin Amerikan versiyonunda (2007) Peter karakteriyle akıllara kazınan ve buna ek olarak Thirteen (2003), Mysterious Skin (2004), Melancholia (2011), Snow Therapy (2014), Sils Maria (2014) gibi filmlerde yine oyunluğuyla ön plana çıkan Brady Corbet, The Childhood of a Leader (2015) ve Vox Lux (2018) sonrası 81. Venedik Festivali’nde karşımıza son filmi The Brutalist (2024) ile çıktı. Venedik’ten en iyi yönetmen ödülüyle dönen Brady Corbet’nin, yaklaşık 3,5 saat uzunluğundaki filmine A24 aracılığıyla şimdiden ABD pazarında dağıtımcı bulması sevindirici. Filmin tam anlamıyla masumiyet imleyen, ilk dakikalarda karşılaştığımız grimsi tonu radikal bir kompozisyon biçiminin ilk meyvelerini en baştan sezdirmeye başlıyor. The Brutalist’in anlatım biçimi, tam anlamıyla karanlığa bürünmüş yapısıyla ve destansı ağırlığıyla baştan sona izleyici üzerindeki etkisini koruyor. Karakterlerini beyazperdede ön plana aldığı her sekansta üzerlerine görünmez, karanlık bir pelerin örten yönetmen, bu şekilde filmin sonuna dek gizemli ağırlığını beton blokları istiflercesine örüyor. The Brutalist hem sadık kaldığı kendisine özgün stiliyle hem de teknik üslubundan kurgulanış tarzına varıncaya dek, ilk sahnelerden itibaren cezbedici lanetini izleyicilerinin üzerine salmaya hazır.

Adrien Brody

Bir Esrarengiz Gösterge Olarak Mütevazi Mevcudiyeti Kısa Bir Arayla Taçlandırmak

Filmin ilk açılışı itibariyle tam anlamıyla kompozisyonuna uygun bir jenerik tasarımı ile karşımıza çıkması bir anlamda 2000’lerin başında özellikle üsluplarına ve yaratıcı unsurlarına dikkat edilen reklamcılık endüstrisini anımsattı. Jenerik üzerine derinlemesine düşünüldüğü ve biçimsel duruşuna kafa yorulduğu oldukça açık bir şekilde kendisini gösteriyor. Bu anlamda filmin hemen ilk başında anlatım tonunun nasıl şekilleneceğine dair fikir edinebiliyoruz. Bu açıdan bu türden bir girişin filme estetik anlamda puan kazandırdığını ve filmin ilerleyen sekanslarında karşımıza çıkacak olan görsel dili keskinleştirip doğrudan cilaladığını söyleyebiliriz. Bunun dışında Brady Corbet, filmin kendi anlatım biçimine göre ikiye ayrıldığını düşündüğü kısma 15 dakikalık bir arayı, seçtiği bir aile fotoğrafı eşliğinde bizzat eklemesiyle The Brutalist filminin kesinlikle biçimcilikten çokça beslendiğini söyleyebiliriz. Öte yandan bu biçimcilik dışavurumu o kadar ince bir şekilde düşünülmüş ki filmin hiçbir yanına soyut olarak herhangi bir anlam yüklemesine izin vermiyor. Aksine film bu tarzıyla izleyicinin üzerine adeta kükrüyor. Yapımla ilgili basına yansıyan bilgileri de paylaşalım, öncelikle The Brutalist’in One Eyed Jacks (1961) filminden bu yana tamamı VistaVision kullanılarak çekilen ilk Amerikan filmi olma özelliğini avucunun içerisinde tuttuğunu ekleyebiliriz. Bu şekilde hem içerik hem de biçimsel olarak tüm ağırlığını her anlamda ölçülü ve kendisine yakışacak şekilde kullanan filmin son derece hoş bir retro formata sahip olması, onu izlerken daha değerli kılıyor.

Guy Pearce, Adrien Brody, Isaach De Bankolé

Tini Kendi Kemiğiyle Besleyen Dürtü ve İstencin Süt Banyosu

Filmin ilk kompozisyonu doğrudan 2. Dünya Savaşı’nın yıkımının etkilerine odaklanırken bu yıkımın tüm ağırlığını doğrudan filmin ana karakteri olan ve tüm filmi sırtlayan Macar mimar László Tóth’un (Adrien Brody) üzerine bırakıyor. Öte yandan filmin adının zaten hali hazırda bir mimari terimden gelmesi ve filmin hem görsel hem de karakter temelinde bu terimin içine derinden nüfuz ettiği gözlerden kaçmıyor. Özellikle jenerikte de bu terimin ve bu terime bağlı olan özelliklerin biçimsel olarak filmi bütünüyle sarmış olduğunu rahatlıkla deneyimleyebiliyoruz. Brutalist mimarinin 1950’lerde, savaş sonrası dönemde patlak vermesi ve dekoratif yapının yanı sıra yapısal bir eleman olarak da kendisini var etmesi filmi daha derinden temellendiren bir anlatının perdelerini aralıyor. Bu anlamda biçimsel olarak karakterize edilmiş olan minimalist yapının film boyunca sürekli göz önünde bulundurulması filmin anlatı iskeletinde derinlemesine bir iz bırakıyor. Brutalist’in etimolojik olarak ortaya çıkışına kısaca göz atacak olursak Fransızca kaba beton anlamına gelen “béton brut”den türediğini görebiliriz. Oldukça ağır bir yapıya sahip olan kütlelere göndermede bulunan bu terime bağlı olarak geliştirilen mimari yapılarda en dikkat çekici özellik son derece yüksek olan heykelsi blok şekilleri ve bu blokların bir araya gelmesiyle oluşan dengesiz görüntü yatmaktadır. Brutalist akımda ayrıca, filmde de değinildiği gibi, üzeri herhangi bir maddeyle kaplanmayarak açıkta bırakılan çıplak beton görüntüsü de ön plandadır.

Filmin 81. Venedik Film Festivali’ndeki Basın toplantısından (Adrien Brody, Brady Corbet ve moderatör)

Kaba Betonu Mideye Sıcak Şarapla İndirmek

Brady Corbet, tam anlamıyla sessiz sedasız bir şekilde girişini yaptığı filminde anlatım biçimi olarak en yüksekten düşüş yaşayacağı anda bile düşüşünü yavaşlatacak her elementi son derece iyi biliyor izlenimi veriyor. Bu açıdan filmin akışındaki iniş ve çıkışlar birbirleriyle oldukça orantılı bir şekilde ilerliyor. Diğer yandan filminin jenerik biçimine bile brutalist akımını dikkat çekici bir şekilde kendi tarzında – ancak hiç ağdalı olmayan bir biçimde – yansıtmasıyla Corbet, kendi beton bloklarını yazınsal bir tarzda henüz film kendisini tam göstermeden açığa vuruyor. Modern çağın en ayrıksı üslubuna sahip olan brutalist ekolü, betonun kendisine has çıplaklığı, ham yapısı ve cesur geometrik tarzıyla formunun özelliğini derinlemesine temsil ediyor. Bu anlamda şehirleşmeyle beraber günümüz mimari yapısında kimi zaman başını belirgin bir şekilde kaldıran bu yapıların duygu durumunu kendi karakterleri üzerine doğrudan enjekte eden Corbet, bu ekolün duygusal ve zamansal ağırlığının kokusunu filminin her bir yanına sindire sindire işliyor. Her ne kadar brutalist ekol anlayışına göre tüm pürüzsüz yapısıyla bu mimari formların kimlik olarak dürüstlüğü temsil etmesi gerekse de, The Brutalist filminde çoğu zaman karşı karşıya geldiğimiz karşıtlıkların imgeleriyle filmin anlatım bakımından dürüstlük kavramının her iki dışavurumunu da kullanarak kendisini maskesiz bıraktığını söyleyebiliriz.

Adrien Brody ve Felicity Jones

Varlığım Orada Bir Yerde; Varlığım Öznenin Değil Ancak Benim de Değil

Çıplak ve ham bir biçime hayat veren filmin her karesi ve karakterleri oldukça zengin bir şekilde işlenmiş. Zamanın ve mekânın içerisinden sivri bir şekilde sıyrılan The Brutalist; Guy Pearce, Felicity Jones, Alessandro Nivola, Joe Alwyn, Stacy Martin, Emma Laird ve Raffey Cassidy’den oluşan başarılı oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor. Özellikle Adrien Brody, László karakteri için tam anlamıyla biçilmiş kaftan olma duruşunu tüm film boyunca bedeninin içerisine hapsediyor. Film medyaya ilk kez duyurulduğunda oyuncu kadrosunda Marion Cotillard da vardı ancak filmin son versiyonunda kendisini göremiyoruz. Toplamda 34 günde çekilen The Brutalist, çekim mekanları olarak Budapeşte, Macaristan ve İtalya’yı kendisine mesken edindi. Bu anlamda da seçmiş olduğu alanların en karanlık yanını kullanmayı tercih eden filmin yönetmen koltuğunun yanı sıra Mona Fastvold ile birlikte senarist koltuğunda da yer alan Brady Corbet, brutal (acımasız, yontulmamış) olanı en sarsıcı ve en bağımsız bir şekilde filminin her karesine işliyor. Bir yandan da otantik bir anlatım biçimi sunan yönetmen, yaratmış olduğu kurgularda sanal olarak hissettirilen her şeyden uzak durarak tarihsel anlamda bunalmış ve tüketilmiş olan yolu en doğal biçimiyle yansıtıyor.

Bu anlamda yönetmenin de belirtmiş olduğu gibi tüm kompozisyon boyunca sanatsal deneyim ile, göçmenlik kavramının her ülkede maruz kaldığı negatif bakışlar arasında giden yol ayrımlarını deneyimleyebiliyoruz. Tam olarak çirkin, korkunç olarak etiketlendirilen “modern” yapıdaki binaların tarihsel olduğu kadar kimlikleri de yansıttığını gözden kaçırmamak gerekir. Bu da tüm brutal yapıları, etrafındakilerden farklı oldukları için yıkıma veyahut terk edilmeye götürür. Bu anlamda film boyunca nesneleşmiş binaların özünde belli bireylerin temsilcilerini de görmek mümkün. Bu dışavurum biçimi The Brutalist’i olduğundan daha sert, dokunulmaz gösterirken diğer yandan dikkat çekici tüm özelliklerini de koruyor ve bu da tüm resmedilen bina biçimlerinin yansıtmış olduğu tarihsel travmatik duruşa da göndermede bulunuyor. Filmin her bir bölümlemesi hem tarihsel hem de günümüzdeki olaylar ışığında şekillendirilmeye uygun bir malzeme biçimi sunuyor. Bu şekilde filmin ilk yarısında kurtuluşa doğru giden iyimser bir yapıyla göz göze gelip onun göz kırpışının arkasında saklanmaya tenezzül ederken ikinci yarıda ise bu göz kırpışın açmış olduğu trajedi kapısının içerisinden geçmek durumunda kalıyoruz ve bu, kucağımıza isteyerek aldığımız bir acı olarak tüm seyir anı boyunca bizimle kalıyor.

Burcu Meltem Tohum

Alessandro Nivola, Adrien Brody

Bir Cevap Yazın