İçerisinde birbirinden farklı alt ve üst türlere merhaba diyen korku/gerilim klasiklerinin bulunduğu bu seneki Halloween seçkimiz, türe ait klişeleşmiş ve alışık olduğumuz tondan birkaç adım uzakta duruyor. Bu da listemizdeki her filmi birbirinden farklı kılıyor ve türün kendi içindeki benzerlik tonunu ortadan kaldırıyor. Bu bağlamda listemizi oluştururken Hollywood tasarısından uzaklaşarak bunun yerine Hollywood Sineması’na ilham vermiş ve bugün hâlâ vermekte olan yapımları ele aldık. Bu açıdan eğer klişeleşmiş ana akım korku / gerilim filmleri beklentisi olanlar için listemiz doyurucu olmayabilir. Ayrıca artık kült statüsüne ulaşmış yapımları ele almamız nedeniyle filmlerin içerik bağlamında da hem sosyolojik hem de psikolojik açılardan eleştirel göndermelerle dolu olduğunu düşünecek olursak listemizdeki filmlerin çoğunun içerik açısından belli bir doygunluğa sahip olduğunu söyleyebiliriz. Şimdiden listeden faydalanıp izleme listesine film ekleyen herkese keyifli bir Halloween seyri diliyoruz. Bundan önceki Halloween seçkimizi tam dört yıl önce, çok yazarlı olarak gerçekleştirmişiz, 2020 Halloween seçkimize buradan göz atabilirsiniz (The People Under the Stairs her iki seçkiye de girebilen tek film, anlaşılan bu yakada o film çok seviliyor). Keyifli okumalar!
The People Under the Stairs (1991)

Wes Craven tarafından yazılıp yönetilmiş olan film, ele almış olduğu tematik konular eşliğinde çarpık ve dikkat çekici bir anlatım biçimi sunarken diğer yandan kara mizahı korku türüyle boyayıp ortaya toplumsal bir eleştiri atmosferi çıkartıyor. Filmin dekor kullanımı insan doğasının bir metaforu olarak kullanılırken, gerilim ve korku türüne de derinlemesine bir düşünme ağı açıyor. Bu da The People Under the Stairs’i basit düzlemde döneminin en dikkat çeken ama aynı zamanda da underground olarak tüketilen filmi ilan ederken diğer yandan günümüz toplumunun okumasını yapmak için de seyirciye olanak tanıyor. Bilhassa dekor tasarımının filmin tüm anlatısına hizmet etmesi filmin dinamiğini sonuna dek yüksek tutuyor. Günümüzde korku filmi listelerinde en özgün korku filmi kategorisine giren The People Under the Stairs, özellikle korku/gerilim türünde farklı bir damak tadına sahip olanlara hitap ediyor.
Dark Water (2002)

Koji Suzuki‘nin kısa hikayesinden uyarlanan ve Hideo Nakata tarafından yönetilen film, gerilimini atmosferik tasarımından alıyor. Japon korku sinemasının ön plana çıkan filmi Dark Water, psikolojik korku türünü sevenler için kapısını sonuna değin açık bırakıyor. Bu anlamda ana karakterleri üzerine inşa etmiş olduğu duygusal yapının derinliği ne kadar olursa filmin gerilim atmosferi de o denli etki bırakmış oluyor. Ürkütücü imgelerin filmin tüm sekanslarına hücum ettiği atmosferin olabildiğince karanlığa çalan tarafı, özellikle 2000’lerin korku filmlerini arayanlar için tam anlamıyla doyurucu bir seyir keyfi sunuyor.
The Cremator (1969)

Ladislav Fuks‘un bir romanından uyarlanan, Juraj Herz‘in yönettiği bir Çekoslovak filmi olan The Cremator, kara komedi ile psikolojik korku türünü aynı potada eritiyor. Ölüm ve yakılması arzulanan insan bedeninin başat rol üstlendiği bir kompozisyona sahip olan filmin ritmi, çizilmiş olan ana karakterlerinin dikkat çekici ve özellikli yapısıyla daha da ön plana çıkıyor. Gündelik hayat akışının bir anda vahşet boyutuna geçmesini oldukça sakin bir dille aktaran film, takip etmiş olduğu stili nedeniyle zaman zaman rahatsız edici tonunu oldukça üst seviyeye çıkarıyor. Bu da ana karakterlerin saplantılı ve fetişist yapısıyla birleşince filmin dikkat çekici yapısı kendisini daha da zenginleştiriyor. Ürkütücü tonunu benzersiz karanlık ve düşündürücü yapısından alan The Cremator, Halloween’i farklı bir şekilde tatmak isteyenler için tedirgin edici bir lezzet sunuyor.
Onibaba (1964)

Kaneto Shindō’nun yönetmenliğini yapmış olduğu Onibaba, Japon korku sinemasının temel yapı taşlarından biri. Doğaüstü temalarla gerilim türünü birleştiren film, korku duygusunu olabildiğince sembolize ederek bir anlamda korku duyumunu fetiş haline getirir ve her bir sekansta korku duygusunun içerisine daha da derinlemesine dalarken kendimizi bulabiliriz. Filmin tamamının siyah beyaz sinematografiden oluşuyor olması onun anlatımına naif bir dokunuş getirirken diğer yandan bu naif dokunuş bir anlamda maske olarak da kullanılıyor. Gerilim temasını güçlendiren bu tipten bir sinematografi, doğa manzaralarının da kullanımıyla bir mekâna ait olma haline ve izolasyon konularına değerken diğer yandan korku türüne yenilikçi yaklaşımıyla seyir keyfini korku / gerilim türünde kaliteli bir düzeye çekiyor.
Deep Red (1975)

Dario Argento tarafından yönetilmiş olan Deep Red (Profondo Rosso), stil ve tonuyla yönetmenin sinematografisinde oldukça dikkat çekici bir alanı kaplıyor. Yönetmenin her zaman alışmış olduğumuz renk paletlerinin ağırlıklı olarak kendisini gösterdiği filmde ses tasarımı koltuğunda Suspiria’dan (1977) bildiğimiz Goblin bulunuyor. Giallo türü açısından yapısı gereği tam anlamıyla besleyici bir performans sergileyen filmin gerilim tonu yaratıcı atmosferik duruşuyla tematik ve sanatsal bir derinlik kazanıyor. Dario Argento’nun sinemasına aşina olan izleyici kitlesi için Deep Red’in, içerisinde bulunduğunuz odanın tamamını deliliğin düşüşüne işaret eden kırmızının göz alıcılığıyla boyayacağı kuşku götürmez.
Sisters (1972)

Brian De Palma‘nın yönettiği Sisters, tam anlamıyla psikolojik gerilim türünün en üst düzeyde olduğu, kendine özgü bir gerilim sunuyor. Kimlik bunalımı ve travmatik psikoloji dışavurumunu bir anlamda röntgenci bakış açısıyla birleştiren filmin gerilim özü daha çok kamera tekniklerinin çeşitliliğinde yatıyor. Zihinsel hastalık yapısının toplum ile olan entegrasyon seviyelerini işleyen ve bunu yaparken izleyiciyi de belli bir gerilim ortamının içerisine almadan bırakmayan Sisters, doğası gereği pek de doğal olmayan bir psikolojik yapının nedenselliğine derinlemesine inerken bu nedenin etrafında toplanmış olan herkesi de kendi çemberine sinsice çekiyor. Alfred Hitchcock‘a özgü içerik ve görsel kompozisyonu anımsatan filmin akışı, birlikte olmanın sorunsallığına inerek estetize edilmiş bir gerilim sunuyor.
Wolf’s Hole (1987)

Çek Sineması’nın avangart yönetmeni Věra Chytilová’nın pek bilinmeyen filmlerinden biri olan Wolf’s Hole, bireylerin kendi içlerine kapandığı insan doğasının gizemli halini tam olarak terk edilmiş doğanın içerisinde bulmaya odaklanıyor. Bunu yaparken özellikle psikolojik gerilim türünden beslenen yönetmen, türün diğer filmlerine oranla Wolf’s Hole ile bambaşka bir evren açıyor. Filmdeki birçok geçişi bir nevi metafor olarak kullanan Chytilová, travma ve kendini keşfetme üzerinden bir kapı aralıyor. İç gözlemin özellikle umutsuzluk kavramına yaptığı göndermelerle filmi ince ince işleyen yönetmen bir anlamda filmi deliliğin sınırlarında dolaştırıyor. Bunu yaparken kendine özgü tarzını asla bozmuyor. Sembolik imgelerin ve alışılmadık dışavurumların sıklıkla karşımıza çıktığı filmin bazı yerlerinde belli kopukluklar göze çarpsa da temasının vermiş olduğu yenilikçi bakış açısı nedeniyle Wolf’s Hole kesinlikle deneyimlenmesi gereken bir film.
Crimes of the Future (1970)

David Cronenberg’in 2022 yılında kendi sinematografisinden tekrardan uyarlamış olduğu Crimes of the Future’un 1970 versiyonu kendisine has distopik bir yapı taşırken diğer yandan insanın zihinsel olarak evrimleşme eğilimine ve buna bağlı olarak kendi çevresel faktörlerine uyum sağlama sürecini dikkatli bir şekilde kurguluyor. Filmin bu 1970 tarihli orijinali 2022 yılı versiyonuna göre daha sade ve süslerinden arındırılarak çekilmiş. Bu da filmin yeni versiyonunu tekrar başka bir sinema diliyle deneyimlemek için iyi bir sebep. İnsan vücuduna odaklanan ve onu tam anlamıyla maddeleştiren Crimes of the Future, bedensel kimlik üzerinden korkunun tadına varılması için elinden geleni yapıyor ve sahip olduğu ana karakteri nedeniyle de gerilim dinamiğine dikkat çekici bir kılıf giydiriyor. Filmin yeni versiyonu orijinaline göre deneysel ve hatta bazı noktalarda amatör kalırken diğer yandan Cronenberg’in ilk dönemlerinin izini taşıdığı için orijinal Crimes of the Future, bu listede yer alma hakkına fazlasıyla sahip.
Blood and Black Lace (1964)

Mario Bava’nın Giallo türüne armağan ettiği en iyi çalışmalarından biri olan Blood and Black Lace, özellikle korku/gerilim filmlerinde kırmızı tonun estetiğine derinlemesine dalmak isteyenler için ayrı bir koltuk çekiyor. Moda dünyasının yüzeysel yapısını hicivsel bir bakış açısıyla ele alan Bava, izleyiciyi endüstrinin karanlık yanına çekerken Giallo türünün icat etmiş olduğu köşe kapmaca oyununun çevresini de süslemeyi de ihmal etmiyor. Kendi içerisinde tekrar eden motiflerin belli bir sembol taşımasıyla ve rahatsız edici atmosferini beslemesiyle kült bir akışa sahip kompozisyonu onu bu listede özel kılıyor. Türünün tüm kurallarını sırasıyla takip eden Blood and Black Lace, klasik bir Giallo izlemek isteyenler için leziz bir deneyimin kapılarını aralıyor.
Pulse (2001)

Kiyoshi Kurosawa‘nın yönetmiş olduğu Pulse, internetin yaygın kullanımının insan hayatına girmeye başladığı zamanlara ait bir film olma özelliğini koruyor. Döneminin hem görsel hem de içerik bakımından bireysel gerilimini taşıyan Pulse, dijital çağda varolmanın ağırlığını karakterlerinin üzerine beklenmedik şekilde bırakıyor. Bu anlamda dönemin varoluşsal gerginliğini de kendi tarzında bir gerilimle birleştiren Kurosawa, filmi felsefi alt tonlarla da dolduruyor. Çağdaş toplumun teknolojik dünyadaki rolünün deşilmesiyle ilgilenen filmin atmosferi bugün dahi sakındığımız ve belli düzeyde gerilimini yaşadığımız teknolojik yapının içerisine bizi sürüklüyor. Derin ve buna bağlı olarak karanlık kaygıların tüm sekansları doldurduğu Pulse, eleştirel yapısıyla da klasik korku türü kategorisinde alt bir türe hizmet eder.




