Bu yazımızda siz okuyucularımıza geçtiğimiz sene özellikle festivallerde adından söz ettirmiş olan, Almanya asıllı Türk yönetmen Türker Süer’in yazıp yönettiği Gecenin Kıyısı (Edge of Night, 2024) filminin analizini sunmaya çalışacağız. Yazı spoiler da içereceğinden yazıyı okumadan önce filmi izlemeniz tavsiye edilir. Ahmet Rıfat Şungar, Berk Hakman, Eda Akalın gibi oyuncuların başrolünde oynadığı Gecenin Kıyısı Türkiye’de ilk olarak Adana Film Festivali’nde gösterildi ve orada Yılmaz Güney Ödülü, en iyi erkek oyuncu ve en iyi kurgu dalları olmak üzere üç dalda ödül kazandı. Bunun yanında Singapur Film Festivali’nde de iki adaylığı bulunan film, ülkemizde geçtiğimiz aylarda gösterime girdi.
KONU: 15 Temmuz 2016 gecesi hangi suçtan hüküm giydiği bilinmeyen erkek kardeşi Kenan’ı (Berk Hakman) nakletme görevi alan başarılı asker Sinan (Ahmet Rıfat Şungar) yolda ilerlerlerken bir darbe girişimi olduğunu öğrenir ve nakil aracıyla birlikte en yakındaki kışlaya doğru yol alırlar. Yolculuk ve sonrasında yaşanacaklar ise her ikisinde de çok derin yaralar açılmasına neden olacaktır.

Öncelikle Gecenin Kıyısı Türk Sineması için hayli önemli ve özel bir film çünkü 15 Temmuz’u fonuna alan ve bunun üzerinden çok daha zengin ve önemli noktalara değinen, güçlü bir film. Filmdeki kamera hareketleri özellikle büyük önem taşıyor. Başından neredeyse sonuna kadar Ahmet Rıfat Şungar’ın canlandırdığı ana karakter Sinan’ın arkasından gelen kamera, asker yürüyüşünü andıran keskin ve net hareketlerle anlattığı camiayı seyirciye çok başarılı bir şekilde geçirmeyi başarıyor. Finale kadar çok keskin ve net bir kamera duruşu olduğunu söyleyebiliriz. Abartılı hareketlere hiç girmiyor ve son derece genel ve ortadan keskin duruşlar sergiliyor.

Öte yandan film 15 Temmuz gecesinde geçmesine karşın gün yalnızca ufak bir tema olarak alınıyor, o gün ne olduğuna dair filmin anlatmak istediği bir şey yok. Film 15 Temmuz darbe girişimi konusu üzerinden kendi aralarındaki “grilikleri” aşamamış bir abi kardeş, oradan da bir aile hikâyesi anlatıyor. Filmdeki abi kardeş ilişkisi başta sebep belirtmeksizin son derece keskin bir şekilde kuruluyor. Geçmişe dair, Kenan’ın hükümlülüğünün nedenlerine dair hiçbir şey bilmiyoruz. Buna karşın Sinan ise başlarda iktidara olan bağlılığıyla göze çarpıyor, kurumun sorgulanamazlığını öne çıkarırken devletin, ülkenin kutsallığına vurgu yapıyor.

Gece karanlığında nakil aracıyla ilerlemektelerken radyodan gelen 15 Temmuz olayları ise her şeyi birbirine karıştırıyor. Bu andan itibaren sorgulama, güven duygusu, korku, öfke, kuşku gibi kavramlar öne çıkıyor. Bir noktadan sonra Sinan da kardeşi Kenan ile aynı duruma düştüğünde ise kendisi için karakter dönüşümünü tamamlıyor. Darbe girişimi haberinin küçük bir suçlu nakil aracında çok az sayıda asker tarafından öğrenilmesi de son derece zekice bir senaryo hamlesi olarak okunabilir. Kendilerinden başka bir şey bilmeyen genç askerler bir anda şimdiye kadar bildiklerine dair her şeyle ilgili muazzam bir paradoksa düşüyorlar ve o nakil aracının dışarısı yani tüm ülke artık kendileri için kocaman bir griliğe, bilinmezliğe dönüşüyor.

Film bunu yaparken Türkiye toplumunun bilindik kangrenlerine de değinmeden geçmiyor elbette. Bu kangrenlerin en bilinenlerinden olan linç kültürü özellikle finalde ayyuka çıkarken hem o gece gerçekte yapılanlar hatırlanıyor hem de Türkiye’nin yakın tarihine dair de seyircinin aklına girerek geçmişi deşmesine olanak sağlıyor. Askerlik mesleğinin keskin çizgilerinin içinde aynı onun gibi keskin kamera hareketleriyle dolaşırken güven duygusunun da ne kadar ince bir çizgide olabileceğinin altı özellikle çiziliyor. Yönetmen ve senarist Türker Süer özellikle buralarda yetenekli kalemini ve coşkulu ve keskin yönetmenliğini açık bir şekilde konuşturuyor. Bu kadar önemli ve Türkiye’de yerin yerinden oynadığı bir gecede geçmesine karşın bu kadar da gerçek ve son derece olağan bir aileyi anlatmayı müthiş şekilde başarırken bu filmin bir ilk film olduğunu da hatırlatmamız gerekiyor.

Tüm bunlara değinmişken Adana’da en iyi kurgu ödülünü kazanan kurgucu Rainer Nigrelli’den muhakkak bahsetmek gerekiyor. Filmin en başarılı yanlarından olan kurgu Süer’in kafasındakiyle tamamen uyuşarak o şekilde ilerliyor, filmin başından sonuna en ufak bir ofsayta düşmeden hikâyeyle kusursuz bir uyum içinde ilerliyor. Yönetmenin ve dolayısıyla da filmin finalinin de gride kalma seçimiyle son derece uyumlu şekilde yol alıyor. Görüntü yönetmenliğinde de Matteo Cocco’nun tartışılmaz başarısı zaten yazının başında değindiğimiz kamera kullanımındaki özgünlük ve keskinlikle arşa çıkmış olarak, adını filmin en ağır topları arasında yukarılara yazdırıyor. Oyunculuk performanslarında Ahmet Rıfat Şungar ve Berk Hakman çok başarılı, Eda Akalın çok az sahnesi olmasına karşın unutulmuyor ve sahnede parlıyor. Şungar’ın ifadesiz gibi görünen son derece ceberut yüzü, delici bakışları çok şey anlatırken Berk Hakman da buna tecrübesiyle ayak uydurmaktan geri kalmıyor. Uzun lafın kısası Türker Süer’in Gecenin Kıyısı filmi son dönemde Türkiye’de görülmemiş derecede ne yaptığını bilen, anlattığı dönemin karmaşıklığına rağmen net ve keskin bir film. Tüm ekibi bu film için tebrik etmek boynumuzun borcu.

