MIRRORS NO. 3 – Bir Sığınak Olarak Ev Ortamının Büyüsüne Kapılmak

Christian Petzold’un hem yazıp hem de yönetmiş olduğu son filmi Mirrors No. 3 (2025), geride bıraktığımız 32. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde izleyiciyle buluştu. Daha önce filmleriyle Berlin ve Venedik’te boy gösteren Petzold, yönetmenlik kariyerinde ilk kez Mirrors No. 3 ile 78. Cannes Film Festivali’nde de (2025) yerini almış oldu. Filmin başrollerinde Paula Beer (Laura), Philip Froissant (Jakob), Barbara Auer (Betty) ve Matthias Brandt (Richard) gibi isimler bulunuyor. Beer neredeyse artık Petzold’un filmlerinde markalaşmış bir isim olarak kendisini gösteriyor. Bu açıdan yönetmenin hemen her filminde, izleyici üzerinde bir bağlantı ya da filmler arası bir iletişim arayışı içerisine girme hevesi bırakıyor. Buna rağmen Mirrors No. 3. kendi başına değerlendirilebilecek bir film diyebiliriz ve bunu takiben filmin kayıp bir hayalet hikâyesi dokusuyla harmanlandığını da ekleyelim. Bunun da filmin dokusuna nostaljik bir hava katarken diğer yandan karakterler arası birbirine sıkışmışlık hissini büyüttüğünü de söyleyebiliriz. Filmin tamamı Almanya kırsalında geçiyor ve mekân olarak kısıtlı alan kullanılıyor. Anlatıya bağlı olarak karşımıza çıkan karakterlerin azlığı da düşünülürse kendinizi oldukça duru bir kompozisyonun içerisine girerken bulmanız mümkün.

Paula Beer

Yıkık Olanı Zarif Ancak Aldatıcı Şekilde Onarmak

Maurice Ravel‘in eserinden ilham alınarak oluşturulan filmin ismi, duyulara her açıdan göndermede bulunarak duru bir anlatım içinde olayları derinleştirmeye ve yer yer de kışkırtmaya çalışıyor. Her ne kadar yönetmenin bir önceki filminde duyularını kaybetmiş insanların gerçekliğine odaklanıyor olsak da, bu filmde duyuları kaybetme fikrinin kendisiyle yüzleşiyoruz. Bu bağlamda duyularımız hâlâ avucumuzun içindeyken onların var olmadığı fikri, zihni sürekli kaşıyor. Petzold bunu yaparken doğrudan birini kaybetmiş olmanın hakikatini izleyicinin üzerine yavaşça ancak sert bir şekilde fırlatıyor. Filmin en vurucu yanı tam olarak bu anda uyanıyor ve göz kırpmaya başlıyor. Müzik kullanımı bu çerçevede film içerisinde sanki dışarıdan gelen bir etki gibi cama çarpıyor ancak kimliği nedeniyle senaryoyu da güçlendiriyor. Aynı şekilde filmin kırsal bölgede geçmesi de buna bir işaret. Öte yandan yönetmen filmde karakterlerinin yüzüne çarpan rüzgârın etkisinin dahi aynı şekilde bir element gibi anlatının yüzeyine yansımasını arzuluyor. Mirrors No. 3 tam olarak dolu dolu bir müzik akışıyla geçmiyor ancak müzik kavramının kendisine eylemsel ölçütte birkaç kez dokunuyor, bunu abartmadan ve kimi zaman yüzeysel şekilde duyuruyor. Bu da temanın tadımlık yanına nüfuz ediyor.

Paula Beer, Enno Trebs

Kayboluşun Haritasını Çıkarmak

Anlatının bir hayaletin ayak izlerini arar gibi ilerlemesinin bir diğer yansıması da teknik olarak filmin derinine işliyor. Petzold, vermiş olduğu bir röportajda Mirrors No. 3 için iki farklı kapanış sahnesi üzerine çalıştığını belirtiyor. Bu şekilde filmin yönetmenin zihnindeki en baştaki formu, izleyici olarak bizlerin nihayetinde izlemiş olduğu formdan çok daha farklı. Teknik olarak arka planda işleyen bu durum filme doğrudan keskin bir farklılık katmıyor ancak kompozisyonun ucunun açıklığı ve başka türlü evrilebileceği fikrini de kolaylıkla akla getiriyor. Filmin son sahnelerinin yanı sıra başlangıç sahneleriyle de teknik bağlamda birçok kez oynayan Petzold, tıpkı karakterleri için kurgulamış olduğu alt yapıyı görsel olarak da en gergin ve tamamlanamaz şekilde vermiş. Bu da izleyicide filmin başlangıcından itibaren bir şeylerin eksik ya da yanlış gittiğine dair hislerin doğmasına izin veriyor. Bir anlamda teknik olarak araya giren “sahneleri bıçaklama” tekniği, filmin anlatısındaki kompozisyonu hem içerik hem de teknik bağlam açısından ortak paydada buluşturmayı başarmış.

Barbara Auer, Paula Beer

Ancak yönetmenin diğer filmlerine göre farklı bir yapım arkası hikâyesi barındıran Mirrors No. 3, Petzold’un sinematik kimliğine yeni bir detay kazandırmıyor. Bir ailenin kendi içlerine gömülü olan dramını onarma biçimine odaklanan hikâye, öte yandan teknik olarak yönetmenin diğer yapımlarındaki karakterlerin izlerini de taşıyor. Bu şekilde anlatıya eşlik eden tüm nesnelerin yanında insan kavramı da kendi içinde metalaşmış oluyor. Yine de hiçbir karakter, – diğerleriyle aynı ortamda bulunsa dahi – bir bütün oluşturmuyor, her zaman hepsi birlikte ama yalnız bir şekilde varoluşlarını sergiliyorlar. Bu türden bilinçli şekilde inşa edilmiş olan toplu yalnızlık biçimi günümüz sosyolojik yapısına da göndermede bulunurken, hikâye kendi zaman dilimi içinde kendisini imha edebilecek güce sahip. Mirrors No. 3 her ne kadar isim olarak Klasik Batı Müziği türünde bir esere göndermede bulunsa da bu esere dair tınıları filmin geneline yayılmış halde bulmuyoruz. Buna karşın tınılar kimi zaman boyut değiştirerek sadece gündelik yaşamın kucağından dışarıya taşan sesler haline gelebiliyor. Bu da filmi kendi doğal atmosferi içerisinde daha naif ve duru bir köşeye alıyor. Film, karakterlerin duygu boşalımlarından değil, aksine birbirinden kopmuş, parçalar halinde etrafa yayılmış olan duyguların tamamlanamaz yap-boz parçalarından oluşuyor.

Burcu Meltem Tohum

Bir Cevap Yazın