FINDING NEMO: Hiçkimsenin Peşinde Herkesi Bulmak

Finding Nemo (Kayıp Balık Nemo) 2003 yılında Pixar tarafından yaratılmış ve Walt Disney Pictures tarafından yayınlanmış bir Amerikan yetişkin masalıdır. Yönetmen Andrew Stanton bu yetişkin masalındaki karakterleri çeşitli engellere sahip olarak dizayn etmiştir. Filme de adını veren ana kahraman olan palyaço balığı Nemo‘nun ismi Latince’de “hiçkimse” anlamına gelmektedir. Masalın temeli de aslında hiçkimse‘nin bulunmasına yönelik bir maceradır. Bu hiçkimse, aynı zamanda herkestir. 

Nemo (Alexander Gould) dünyaya bir engel ile doğmuştur; bir yüzgeci diğerinden daha küçüktür. Daha doğmadan önce annesini kaybeden Nemo’yu babası Marlin (Albert Brooks) yetiştirir. Karısı Coral’ı (Elizabeth Perkins) hem trajik bir şekilde kaybetmesi hem de 399 yavrusundan sadece bir tanesinin geriye kalması onun da Nemo olması yüzünden oğlunun üstüne çok fazla düşen ve onu sıkan bir baba figürü haline gelir. Özellikle Nemo’nun küçük yüzgecinin onun yüzmesini engellediğini düşünerek kendisinden çok da uzaklaşmasına izin vermez. Okula başlama yaşı geldiğinde de, Nemo ondan belirli bir zaman aralığında uzaklaşacak bile olsa bunu kabul etmekte epey zorlanır. Fakat Nemo‘nun engeli onu geriye düşürmez çünkü gerçek hayatta engellere sahip olan insanlar düzen içerisinde bir adım geride kalır gibi görünseler de, masallarda (ve gerçek hayatta da) engeller, aslında kahramanı kahraman yapan unsurlar, biricik özelliklerdir. 

Eski Yunan mitleri de bir bakıma masal özellikleri gösterir ki mythos kelimesinin anlamı söylenen söz, hikâye ve masaldır. Eski Yunan mitolojisinde engele sahip olup buna rağmen geriye düşmeyen bir kahraman vardır ve o da Zeus ile Hera‘nın topal oğlu Hephaistos‘tur. Hephaistos‘un bir bacağı aksaktır ve diğer tanrı veya tanrıçalar gibi bir güzelliğe sahip değildir. Topal olmasına karşın hiçbir tanrının ve tanrıçanın elinden gelmeyecek işler yapar Hephaistos. Sanatın ve işçiliğin yüceliğini simgeleyen bu tanrıyı bu denli görkemli yapan da engelidir aslında. Ondan beklenmeyeni gerçekleştirdiği zaman biricik özelliği onu o yapan değerli bir unsur haline gelir. 

Balık Nemo ile Tanrı Hephaistos masalının ortak noktası da bu engeldir. Nemo’nun küçük yüzgeci yüzünden daha da kontrolcü bir baba haline gelen Marlin karısını kaybetmeden önce yavruları için şunları söyler; “Ya beni sevmezlerse?” Coral içlerinden bir tanesinin elbette onu seveceğini söyler. İçlerinden bir tanesi Nemo’dur fakat Marlin bu kısıtlayıcı ve sıkıcı davranışlarından dolayı oğlunu onu sevmemeye itmiştir. Kendini gerçekleştiren kehanet misali Nemo, babasına ondan nefret ettiğini söyler. Ve bu sözleri tüm sınıfının ve öğretmeninin önünde dile getirir. 

Üzerindeki bu gerginlik yüzünden Marlin‘in diğer deniz canlıları ile iletişimi de pek iyi değildir. Okulun ilk günü diğer öğrencilerin ebeveynleri ile konuşurken ondan bir fıkra anlatması istenir. Palyaço balığı olduğu için güldürücü olması beklenir Marlin’den. Fakat Marlin kendisinin diğer balıklardan farklı olmadığını anlatmaya çalışsa da onların zihinlerindeki bu güldürmesi gerekli olan palyaço balığı imgesini yıkamaz. Fıkrayı anlatmaya çalışır ama başarılı olamaz. Türünden dolayı çeşitli özellikler genelinde etiketlenir Marlin. Diğerleri ile aynı olmasına rağmen ondan beklenen farklı şeyler vardır. Beklentileri karşılamayınca da kökeni sorgulanır ve bu durumun normal olmadığına karar verilir çevre tarafından. Nemo da herkesin onu korkak bir palyaço balığı olarak görmesinden rahatsız olup diğerlerine meydan okumak ve aynı zamanda babasına gücünü kanıtlamak için tehlikeli bir konuma sürükler kendini. Bu noktada kontrolcü babanın sözlerini çiğneyen kahraman, kötü karakter olan dalgıçlara yakalanarak evden uzaklaşır. 

Oğlunu kurtarmak için hiç vakit kaybetmeden dalgıçların teknesinin peşine düşen Marlin yolda “balık hafızalı” Mavi Tang balığı Dory (Ellen DeGeneres) ile karşılaşır. Artık Dory ve Marlin Nemo‘nun izini beraber sürmeye başlarlar. Okyanusta karşılaştıkları ilk canlı, köpekbalığı Bruce’dur (Barry Humphries) ve bu Marlin için başlarına gelebilecek en korkunç şeylerden birisidir. Dory için ise durum farklıdır çünkü her daim pozitif olan Dory, köpekbalığı Bruce‘a arkadaş canlısı yaklaşır. Bruce ikiliyi arkadaşları olan diğer köpekbalıklarının yanına götürür. Marlin bu köpekbalıklarına yem olacaklarını düşünürken tam tersi bir durumun içinde bulur kendisini.

Bruce ve iki arkadaşı iyi bir köpekbalığı olmak için çabalamakta ve balıkla beslenmemeyi seçmektedirler. Balıkları yem değil dost olarak görürler. Deniz canlılarının bu tutumu karada yaşayan canlılar olan insanların vejetaryen olmayı seçmeleri ile benzerlik gösterir. Diğer canlıları yemeyerek iyi bir canlı olmaya çalışma yolu ve bu canlıları dost olarak görüp dostlarını yemeyi reddetmeleri vejetaryenlerin düşünce sistemi ile paralellik gösterir. Marlin‘in oğlu Nemo’nun kaçırılmasıyla ilgili Bruce‘un arkadaşlarının söylediği sözler de dikkat çekmektedir; “İnsanlar, dünyayı kendilerinin sanıyorlar. Amerikalı olabilirler.” Dünya siyasetindeki güncel durumdan bu şekilde bahsedilmesi de Finding Nemo filminin çocuk masalından uzaklaşıp yetişkin masalına yaklaştığının bir göstergesidir. 

Nemo‘yu bulmak için ellerindeki ilk ipucu dalgıçlardan birisinin okyanusa düşürdüğü gözlükte yazan adres ve isimdir. Bu ipucunun peşinden gidecekleri sırada Dory‘nin yaralanıp kanamasıyla ve bu kanın kokusunu alan Bruce’un nefsine hakim olamayarak özüne karşı çıkamaması durumu gözler önüne serilir. Bruce ne kadar çabalarsa çabalasın özündeki köpekbalığı özelliklerini yok edemez. Bu da pelikan Nigel’in (Geoffrey Rush) söylediği şu sözleri doğrular; “Balıklar yüzmeli, kuşlar yemeli.” Doğanın doğasına karşı durmak aslında en zor şeydir ve doğanın doğası da her daim kendini doğrular. 

Marlin ve Dory Nemo’yu bulmak için hayatları pahasına savaşırken Nemo bir dişçinin akvaryumundaki “yeni balık”tır. Akvaryumda royal gramma türünde germafobik, karamsar ve endişeli olan Gurgle (Austin Pendleton), akvaryumun filtresinden çıkan baloncuklara takıntılı yellow tang fish türündeki Bubbles (Stephen Root), akvaryumun camındaki yansımasını Flo adını verdiği ikiz kardeşi sanan black-white humbug türünde, sanrılar aleminde yaşayan Deb (Vicki Lewis), anaç ve aşırı korumacı, aynı zamanda da okuma yazma bilen starfish Peach (Allison Janney), tedirgin ve öfkeli olduğunda şişen porcupine pufferfish Bloat (Brad Garrett), akvaryumu sürekli temizleyen Fransızca aksana sahip skunk cleaner shrimp türünden Jacques (Joe Ranft) ve Nemo gibi okyanustan gelen ve moorish idol türünden olduğu için esaret altında tutulması zor olan lider Gill (Willem Dafoe) ile tanışır.

Nemo ile Gill daha yakın olurlar çünkü Gill de okyanustan gelmiştir. Zorlu bir hayat ve yerden gelen ve akvaryumda esaret altında olan Gill ağırbaşlı bir liderdir. Bir defasında kaçma planını gerçekleştirdiği sırada dişçinin kesici aletleri üzerine düşüp derin yaralar almış ve aynı zamanda bir yüzgecinin yarısını kaybetmiştir. Bu engeli Nemo gibi onu geriye düşürmez, Gill Nemo‘ya küçük yüzgecini nasıl kullanması gerektiğini öğretir. Kahramanın bir numaralı akıl hocası Gill’dir.

Yönetmen Andrew Stanton, Gill karakterinin One Flew Over the Cuckoo’s Nest filmindeki gibi az konuşan, gizemli ve nevrozlu bir karakter olmasını istemiştir. Bu yaratılan imaj aynı zamanda yaraları bulunan bir mahkumu da andırmaktadır. Çeşitli engellere sahip olan bu akvaryum çetesi Nemo’nun kaçması için plan yapmaya başlar çünkü dişçi Philip Sherman’ın (Bill Hunter) yeğeni Darla Sherman’a (LuLu Ebeling) Nemo’nun hediye olarak verilmesi söz konusudur. Bu örneği daha önce akvaryumdakiler arkadaşları Chuckles ile yaşadıkları için olacakların sonucunu bilmektedirler. Nemo bir an önce kaçmalıdır yoksa balık katili Darla‘nın ellerinde ölecektir. 

Bu sırada Dory ve Marlin de hala Nemo’yu bulmak için durmadan yüzmektedirler. Başlarına gelen talihsizlikler yüzünden Marlin umudunu kaybetmeye yakınken onu toparlayan ve destekeleyen Dory’nin sözleri olur; “Hayat zorlaşınca ne yapacaksın? Yüzmeye devam et.” Evrende var olan her canlı aslında köpekbalıkları ile aynı kaderi yaşar. Ölmemek için her daim yüzmek zorundadırlar. Ne kadar uzun süre ileri gitmek yerine dururlarsa ya üzerlerini yosunlar kaplar ya da dibe batıp ölürler. Bu yüzden kendi çocuğu olmadığı halde Dory de bu yolculuk esnasında asla vazgeçmez ve sürekli yüzer. 

Buldukları ilk ipucunda geçen Sydney‘e giden akıntıya ulaşmaları için Deniz Anası sürüsünün arasından geçmek zorunda kalırlar. Dory, deniz analarına karşı olan korkusunu yenmek için bunu bir oyuna çevirir ve Marlin ile beraber sürüyü oyun oynayarak geçmeye çalışırlar. Bu sırada çokça yara almalarına rağmen korkularının üstesinden gelirler. Çocuk masallarında korkan ve korkularını yenen genelde çocukların kendileri olur fakat bu yetişkin masalında korkularını yenen ve bunu oyun sayesinde gerçekleştiren yetişkinler olmuştur. 

Akıntıya ulaştıklarında kaplumbağa Crush (Andrew Stanton) ile tanışırlar. Crush, yavrularını kumsala bıraktıklarını ve onlar hazır oldukları zaman da, hep birlikte okyanusa açıldıklarından Marlin‘e bahseder. Bu anlatılanlar Marlin için korku dolu ve endişe yaratıcı şeylerdir fakat Crush için çocukların güçlenmesi için gerçekleşmesi gereken şey budur. Oğlu Squirt’i (Nicholas Bird) akıntının dışına fırlattığında Marlin korkuyla onun peşinden gitmeye çalışınca Crush onu durdurur. Squirt kendi çabasıyla akıntıya geri girmeyi başarır. Onun hazır olduğundan nasıl emin olduğunu sorar Marlin Crush’a. Crush ise emin olmadığını ve olamayacağını söyler. Hazır olduklarını anlayacak kişiler çocukların kendileridir. Her ne kadar ebeveyn olsa da sahip oldukları çocukları ayrı bireylerdir ve onların yerine bir hayat yaşayamaz. 

Dory ve Marlin, Sydney limanına vardıklarında Nemo da akvaryumdan kaçmayı arkadaşları sayesinde başarır. Bu zorlu yolculuğun sonunda buluşan baba ve oğul eski hayatlarına yeni bakış açıları ile geri dönerler. Filmin ilk sekansı son sekansı ile aynıdır fakat kahramanların davranışları farklılık gösterir. “Senden nefret ediyorum baba.” cümlesi ile başlayan yolculuk “Seni seviyorum baba.” cümlesi ile sona erer. Değişen sadece kelimeler değildir. Marlin artık daha az kısıtlayıcı bir babadır. Üzerinden kalkan gerginlik sayesinde diğerlerine fıkra anlatıp onları güldürebilir bile. Palyaço balığı olmanın hakkını verir bu şekilde. Daha az gergin olan babasının davranışları ile kendine daha fazla güvenen ve hareketlerini düşünen özgür bir balık olur Nemo

Nemo’nun kaçışı ile güç toplayan akvaryum çetesi de okyanusa kaçmayı başarır. Kurtuluşun beraber hareket etmekle geleceğine inanan bu arkadaşlar sonunda hayallerine kavuşmuşlardır. Bir kişi tek başına kırmızı ışıktan geçince tedirginlik yaşar fakat hep beraber kırmızı ışıktan geçilince bireysel bir tedirginlik veya korku hissedilmez. Bunu çözmelerine rağmen okyanusa vardıklarında Bloat bir soru sorar; “Ya şimdi?” Alışılmışın ve kendi normallerinin dışına çıkan bu deniz canlıları hayallerinin sonrasını düşünmemişlerdir çünkü oradan gerçekten kaçabileceklerine inanmamışlardır. Onları o akvaryumda hayatta tutan yalnızca okyanusa kaçma hayalidir. Bu hayal gerçekleştiğinde ne yapacaklarını bilemeyerek koca bir boşluğa düşerler. Amaç hayale ulaşmaktır fakat sonrasını düşünmeyenler için, ulaşılan hayalin bir anlamı yoktur. 

Anemon çiçeğinden ayrılan palyaço balıkları ile asteroid B612‘den ayrılan Küçük Prens‘in kaderi aynıdır bir anlamda. İki masal da yetişkinlere adanmıştır. Yetişkinlere ve yetişkin olacak çocuklara, yetişkin olup içindeki çocuğu koruyacak olanlara. Küçük Prens ile gökyüzüne bakıp kendimize “Koyun çiçeği yedi mi, yemedi mi?” diye sorduğumuzda göreceğimiz değişim, Nemo ile okyanusa bakıp kendimize “Anemon çiçeğine geri döndü mü, dönmedi mi?” diye sorduğumuzda göreceğimiz değişimle aynıdır. Fakat hiçbir yetişkin, bunun ne kadar önemli olduğunu asla anlamayacaktır. Her kim çocuk gözleri ile boa yılanın ve suda dalgalanan anemon çiçeğinin içine bakacak olursa orada hiçkimseyi ararken, herkesi bulacaktır.

Berfin Tutucu

Bir Cevap Yazın