Scott Beck ve Bryan Woods işbirliğinden doğan Heretic (Sapkın, 2024), Hugh Grant’i karşımıza hiç alışmadığımız bir rolde çıkartmasıyla bu yılın en oyunbaz filmi olarak beyazperdede yerini aldı. İkilinin filmografisine baktığımızda yoğun olarak korku/gerilim türlerine hizmet ettiklerini görüyoruz. Oldukça tekinsiz bir film olan Heretic, açılış sahnesi itibariyle öznelerini senaryo akışının sonralarında doğuran bir yapım olduğunun ipuçlarını veriyor. Bu anlamda elindekileri parçalarına bölerek onları önce biçimsiz ontolojik halleriyle baş başa bırakıyor, daha sonra ise onlardan sonsuz, bölünebilen bir paradoks yaratıyor. Yoğunlukla bireyin varoluşsal sorunsalına felsefi açıdan bir değerlendirme getiren ve bir yandan mevcut durumu inceden eleştirebilen bir düzlemde ilerleyen filmin başrollerinde Hugh Grant (Mr. Reed), Sophie Thatcher (Sister Barnes), Chloe East (Sister Paxton), Elle Young (Prophet) ve Topher Grace (Elder Kennedy) gibi isimler var. Oyuncu kadrosunu minimum düzeye indirerek ana karakterlerinin her birine yüzlerce roman sayfasına eşdeğer içerik yüklemesiyle filmin özellikle ilk yarısında izleyiciyi oldukça hoş bir sohbet bekliyor. Bu bağlamda anlatım açısından ikiye bölünmeye çok uygun olan filmin ilk yarısında izleyiciyi inanç ve varlık üzerine yoğun ve temel başlıklar altında bir diyalektik beklerken diğer yarısında ise tam anlamıyla aksiyon yüklü gerilim öğelerinin filmin içeriğine yedirildiğini deneyimleyebilirsiniz.

Uhrevi İmgeyle Doldurulmayı Bekleyen Boş Bedenler
Hemen ilk karesinde dahi sadece tanımsız bedenleri hedef alan ve belli bir mücadelenin tonuna dayanan Heretic’in getirdiği eleştirinin oldukça temel ve düşünme eylemine duyarlı tarafı ateşlendiren bir tavrı da var. Doğası gereği kendisini belli bir “şeye” temellendirme ihtiyacı duyan ile bunu sorgulayan tarafı tam anlamıyla isabetli yerlerinden vuran filmin bu bağlamdaki dinamiği kesinlikle eşsiz bir isyana dönüşüyor. Buna bağlı olarak çeşitli imgeler ve göndermelerle adeta süslenen varlığın kelebek unsuru ile benzeşimi, sonluluğun ve bir şekilde varlığın kendi geçiciliğinde boğuluşuna işaret ediyor. Bir duruma, oluşa bağlı veyahut kayıtlı kalma durumunu varlığın en birinci varoluş yöntemi olarak eleştiren ve bunun son derece içi boş, sallantıdaki haline dokunan Heretic, insanlığın inanç anlamında kültürel her yanına dokunmaya çalışıyor. Çoğunlukla uygulanan tek mekân çekimleri ve karakterlerin az kullanımı filmin görsel düzlemini bir anlamda teatral yapıya döndürürken diğer yandan kompozisyon metninin ağırlığını da her bir mekân ve karakter unsurunun üzerine dengeli bir şekilde yerleştiriyor. Fikir olarak tam 12 yıl öncesine dayanan Heretic, fazlasıyla ilkel ve her açıdan güncel bir konuya ışık tuttuğu için hiçbir şekilde eskimiyor. Dini ideolojilerden bir akşam yemeği salatası yapan filmde masaya oturan kimse önündeki salatadan herhangi bir tat almadan kalkamıyor. Bu açıdan filmin riskli, aslında mayınlı bölgelerde gezmesi de içerik anlamında leziz bir şölen sunuyor.

Beyaz Gürültünün Kulak Memesinde Bıraktığı Vişne Tadı
Bir A24 filmi olan Heretic, orijinal senaryo anlamında A24’ün o hâlâ başlangıçtaki tadını izleyiciyle paylaşıyor. Formunda ve mayasında her karesi itibariyle değişime açıklık bulunan ve her zaman karakterleri aracılığıyla domine edilen Heretic, klasik anlamda insanlığa verilen temel yaşam formu tarzından maya hazırlayıp ondan fırında bir yılbaşı keki yapıyor. Görsel açıdan bir tiyatro modellemesini alıyor ve bir anlamda bunu bir maket modellemesine indirgiyor, böylesi bir kompozisyon akışında filmin anlatım düzlemi üç defa belli bir katman kazanıyor. Bu şekilde kendi kurduğu oyununun düzeneğini daha da derinleştiren filmin köklerinden canlandırdığı temel kültürel eleştiri eşiği, olumsuz hiçbir aşınmadan etkilenmiyor.

Öte yandan Hugh Grant’ın ortaya atmış olduğu basit ancak temel soruların izleyici üzerinde bırakmış olduğu, düşündürmeye dayalı virüs, izleyicinin zihnini film bittikten sonra bile rahatsız etmeye devam edecek tarzda. İnce bir şekilde düşünülmüş göndermeler, dünya dinlerini birer ürünmüş gibi değerlendirerek din kavramını kapitalizmin en süslenmiş dışavurumu olarak markette satışa sunulabilecek birer metaya kadar indirgiyor. Bunu yaparken bu “ürünle” ilgili doğru bilgilendirme yapan ve konuya estetik bir şekilde yaklaşan senaryonun yapısı özellikle Heretic’in ilk yarısını kaliteli kılıyor. İncil, Kur’an-ı Kerim ve Mormon Kitabı gibi bugün dinler arasında önemli konumda bulunan kutsal kitaplardan yaptığı dolaylı alıntıları ince bir şekilde diyaloglara yediren Scott Beck ve Bryan Woods ikilisi bundan yıllar sonra bile tartışma yaratabilecek, yaşayan bir gerilimi Heretic’in iç dinamiğine yedirebiliyor.

Varoluşun Ölümü Onun Eşsizliğine Dayanır
Başlangıçta bir nevi çocuk masallarını anımsatan bir girizgâh oluşturan ve bu tempoyu gerek mekân kullanımında aksesuar ayrıntılarıyla beslemesiyle, gerekse özellikle Hugh Grant’ın karakterinin sakinliğiyle devam ettiren Heretic, gösterdiği ile asıl ima etmek istediği arasındaki ince çizgiyi koruyor. Anlatı kutsal hikâyeler etrafında çemberler çizdiği için bu tarzdaki dışavurum biçimi filmin etrafına gümüşten bir kalkan indirirken insanların hikâye duymayı ne kadar sevdiğine de vurgu yapıyor. Bu şekilde dinsel anlatıyı masalsı bir dokunuşla kış manzarası içindeki bir evin çatısından içeriye sızdırıyor. Bir Pandora kutusunu da anımsatan Reed’in evinin düzeneği klasik anlamda özlediğimiz gerilim evlerine selam ediyor.

Bunu yaparken kendi mekanizmasını ve imzasını mekân içerisine yerleştirmeyi unutmayan Beck ve Woods, klasik bir Monopoly panosundan kendi kompozisyonuna sesleniyor. August Ferdinand Möbius tarzındaki mekân tasarımının kendi içerisindeki boyutu her ne kadar bir bakıma kurbanlarına iki farklı yol sunuyor gibi olsa da herkesi tek bir yüzey içerisinde oynatmaktan kaçınmıyor. Möbius’un bu anlamdaki mimari çıkış noktası, Heretic’e özenli bir şekilde ilham veriyor. Filmin temelde kullandığı mekân ve müzik tasarımı, kompozisyon akışı boyunca film hakkında izleyiciye temel ipuçları verirken bilinmezlik adı altına toplanmış varoluşsal soruları pistin diğer tarafında deneyime davet ediyor. Bu türden bir bilinmezlikle izleyicilerini ayakta tutan Heretic, çıkış kapısı için düz bir harita sunmak yerine maket ve klasik oyun kavramını ortaya çıkarıyor.

