BACKROOMS – Çevrimiçi Hayatlar ve Dijital Şehir Efsaneleri

İnternet kendi efsanelerini yaratacak kadar eskidi mi? Hem bilişim hem de şehir efsanesi terimi olan “backrooms” kavramını araştırırken aklıma bu soru geldi. Evet ilk mesaj (Arpanet) 1969 yılında gönderildi, 1983’te de TCP/IP konfigürasyonuna geçildi ama “her evde internet var” diyebileceğimiz yılın 2000 olduğundan bile pek emin değilim, tabii hayatlarımızda baskın olarak belki 20 yıldır var olan bir dijital oluşumun, benim gibi 1980’lerde doğan kesimi değil de, “internetin içine doğan” yeni nesli çok daha fazla etkilemesi normal olsa gerek. Nesillerden ve doğum yıllarından neden bahsediyoruz derseniz, ilk sebebi Backrooms’un (2026) yönetmeni Kane Parsons’ın 2005 doğumlu olması, burada ekleyeceğim bir şey yok, ikincisi ise, Backrooms’un tam anlamıyla internet ortamında, hayatlarının çoğunu bilgisayar, cep telefonu ekranı ve oyun konsolu önünde geçiren bir nesil tarafından ortaya atılmış bir şehir efsanesi olması. Filme geçmeden önce burada biraz duralım.

Chiwetel Ejiofor

20. yüzyılda yaşamış olan herhangi bir yazara, senariste veya yönetmene “üretirken nelerden ilham alıyorsunuz?” diye sorulduğında genelde çocukluğundan, hayat deneyimlerinden, okuduğu kitaplardan, özetle kaynağı “gerçek dünyada” olan esinlerden bahsetmiştir. 21. yüzyılda doğmuş olan Kane Parsons için ise bu sorunun cevabı, “2019’da 4chan’da gördüğüm bir görsel” ve tabii görselin peşinde sürüklediği, “gerçek dünyadan backrooms denilen alternatif gerçekliğe geçebilmenin” mümkün olduğuna dair, kökenini yine dijital yaşamdan alan şehir efsanesi. Bu geçişe “noclipping” (başka isimleri de var) diyorlar ve YouTube’da “duvarda bir null zone (kabaca iki evren arasındaki portal) olduğundan emin olmadan duvarlardan geçmeye çalışmayın, yaralanabilirsiniz” bağlamında uyarı videoları ne yazık ki oldukça yaygın. Kimin paylaştığı bilinmeyen söz konusu görselin (aşağıda) temel özelliği, halıfleks kaplı bir zemini ve tamamen sarı tonlarda yarı-duvarları içermesi, görselden videoya geçtiğimizde ise bunlara “sonsuz büyüklükte” ve “yüksek sesli floresan cızırtısı” ayrıntıları da ekleniyor. Söz konusu fotoğraf 4chan platformunda bir konu başlığı haline gelmeden önce de, 2011-2018 arasında sohbet odalarında ve farklı platformlarda yaygın şekilde dolaşmış.

4chan’da yayınlanan görsel (2019)

Backrooms, terim olarak bilişim ve bilgisayar oyunu alanlarında, yaratılan dijital evrenlerin tam anlamıyla arka odalarını ifade ediyor ama asıl sorun, bu alanların müdahaleye ve kodlamaya kapalı, kendi içlerinde sonsuz olasılıklar barındıran, çıkış yolu sunmayan gücül (virtual) alanlar olmaları. Oyun tutkunları birçok defa oyunun ortasında yanlışlıkla bu alanlara geçiş yaptıklarını belirtiyorlar, bu geçişleri belgeleyen videolar da mevcut. Matrix evrenindeki Keymaker (Randall Duk Kim) karakterini ve yine yazılımcılıkta da yer alan backdoor kavramını hatırlayalım, aynı olmasa da benzer bir alan söz konusu. Kuantum bilgisayarcılığında ise söz konusu geçişler mümkün ve oldukça sık gözlemlenen bir olgu. Kuantum fiziğine göre “quantum tunneling” ve “quantum entanglement” gibi fenomenlerin sadece “atom altı” (subatomic) düzeyde gerçekleştiğini, “normal” fizik kurallarının hakim olduğu büyük cisimler dünyasında ise gerçekleşmediğini hatırlatalım. Şehir efsanesindeki “backrooms” kavramını önceki paragrafta açıkladık ancak efsanedeki yaratıcı yanlardan da bahsetmek gerek: Backrooms yani arka odalar denilen bu alternatif evrende duvarların tepeye kadar çıkmaması, odalarda mobilyalarla yaratılan yaşam alanlarının da aynı şekilde “gerçeğinin kopyası” olduğu izlenimini vermesi, bu devasa mekanın “yaşamın kopyası” olduğunun altını çiziyor, tıpkı video oyunu yazılımlarında ortaya çıkan arka odaların, oyundaki evrenlerin çarpık birer kopyasını veya madalyonun karanlık yüzünü ifade etmesi gibi. Filmdeki köpek metaforunun altında yatan da bu. 

Renate Reinsve

Başrollerinde Chiwetel Ejiofor ile Renate Reinsve dışında Lukita Maxwell, Finn Bennett ve Mark Duplass’ın da bulunduğu, James Wan‘ın da yapımcıları arasında olduğu filme döndüğümüzde, yönetmen Kane Parsons yukarıda bahsettiğimiz “bilgisayar yazılımlarında ve video oyunlarında ortaya çıkan gizemli arka odalar gerçek hayatta yer alsaydı nasıl olurdu” temeline sahip olan şehir efsanesini 110 dakikalık bir filme dönüştürmek dışında, sinemasal anlamda yeni bir şey yapmıyor. Her detayına hakim olmadığımız bir alanın korku öğesi olarak kullanılması, el kamerasının bozuk görüntüsünün ve ani hareketlerinin seyirciyi tedirgin etmesi, özellikle ses temelli jumpscare’ler, korkunun kaynağının tam olarak gösterilmemesi ya da aksine açıkça gösterilmesi, tüm bu teknikler daha önce hem iyi hem de kötü yapımlarda defalarca kullanıldı. Onun dışında senaryoda yönetmenle birlikte çalışan Will Soodik için de harikalar yaratmış diyemeyiz, zira senaryo bu alternatif evrenin varlığını açıklamakta veya temellendirmekte pek başarılı olamıyor. Bir senaryo herşeyi açıklamak zorunda değil elbette, ucu açık bırakılan birçok film var, fakat Backrooms’un, finale doğru söz konusu arka odaların varlık nedenini açıklama girişiminde bulunduğu da son derece bariz. 

Lukita Maxwell, Finn Bennett

Arka odaların varlık sebebiyle ilgili filmde ortaya birkaç fikir atılmış, en öne çıkanı bunların insan zihninin, özellikle de belleğinin fiziksel temsili olması. Bu alternatif uzama girildikten sonra kişinin hatırladığı her anı, oluşum anıyla doğru orantılı olarak, yani ne kadar eskiyse o denli çarpık olarak varlığını sürdürüyor. Birçok defa gördüğümüz, eşyaların küçük farklarla, kademeli olarak üst üste gelme (superposition) nedeni de bu, kişinin daha önce oradan geçmiş olması ve hatırladıklarının, mekan tarafından üretilmesi. Korkutucu olan tam da bu ayrıntı zaten: Mekanın, içine giren herşeyi, ama daha da önemlisi herkesi ve anılarını, elinden geldiğince (yine köpek metaforunu analım, bu alternatif evren dış dünyayı hiç deneyimlemediği için, dış dünyanın çarpık, bozuk bir kopyasını üretebiliyor sadece) kopyalamaya başlaması. Backrooms kavramının bilgisayar teknolojilerindeki karşılığı, filmde bu şekilde vücut bulmuş: Mekan, alternatif evrene girmiş olan kişiyi ve anılarını, en sonunda  onlar hiçbirşey hissetmeyecek hale gelene kadar, kronolojik olarak üst üste bindirerek ortaya bir kopya garabeti çıkartıyor. Film bu şekilde, çevrimiçi olarak “ekrandan ekrana” dolaşan şehir efsanelerinin adına da göndermede bulunmuş oluyor: Kopyala / yapıştır, yani “copy / paste” kavramından türetilen “creepypasta”. Filmin sonunda Mary’yi “palimpsest” olarak gördüğümüz kare de ya Mary’yi tanıyan ve arka odalarda vakit geçirmiş olan herkesin anılarının toplam yansıması, ya da Mary gerçekten de alternatif evrende çok vakit geçirerek o mekansal dönüşümü kendi bedeninde yaşamış oldu. Filmin diğer bir önermesi de Async şirketinin bulduğu bu mekanı, içine girenlerle beraber inceliyor ve işletiyor olması. 

Sonuç olarak daha önce de bahsettiğim el kamerası kullanımı, “found footage” üslubu, mekanın canlı olması ve hikayenin ilerleyişinde aktif rol alması, sese dayalı jumpscare’ler derken film kendisinden yıllarca önce çekilen ve bu teknikleri çok daha yaratıcı bir şekilde kullanan birçok önemli yapıtın eklektik bir toplamı gibi görünüyor. Aşağıdaki kısa listedeki herhangi bir film Backrooms yerine izlenebilir, ya da “Backrooms’u sevdiyseniz bunları da seversiniz” listesi olarak da değerlendirebilirsiniz, liste kronolojiktir:

  • The Blair Witch Project (1999)
  • Cloverfield (2008)
  • The Cabin in the Woods (2011)
  • As Above, So Below (2014)
  • A Ghost Story (2017)
  • You Should Have Left (2020)

Yaklaşık olarak yüzde yetmişini şehir efsanesine ayırdığımız yazımızın sonuna gelirken Backrooms’da seyirciye “iyi fikir aslında” dedirten en başat etmenin de yine bu şehir efsanesi olduğunu hatırlatalım. Konunun filme aktarılışı, özellikle filmin ikinci yarısında zayıflıyor. Backrooms gittikçe yükselen bir momentum sayesinde son anına kadar odaların içinden yükselen, açıklanamayan kaosa odaklansaydı ve sağlam bir crescendo ile bitirseydi çok etkileyici olurdu büyük ihtimalle, öte yandan korku / gerilim sevenler filme bir şans verebilir. Film 29 Mayıs’dan itibaren ülkemizde gösterimde.

H. Necmi Öztürk

Bir Cevap Yazın