TENET Fragmanı Üzerine Düşünceler

Fragmanlar… Henüz gösterime girmemiş bir film hakkında bilgi vermeyi, daha da önemlisi merak uyandırmayı amaçlayan bu birkaç dakikalık kısa filmler, genellikle yanıltıcı olmaktan öteye geçmezler. Fragmandaki birkaç sahneye kanıp filme gittiğimiz, filmdeyse o sahnelerden eser bile bulamadığımız kaç defa olmuştur. Ya da filmini gölgede bırakan, usta işi fragmanlar ardından, esas eseri gördüğümüzde kaç kez hayal kırıklığına uğramışızdır. Dolayısıyla “fragmanı izledik ve şunları fark ettik” tarzında bir yazı türüne pek sıcak bakmıyor olsak da, söz konusu ayrıntı delisi, mükemmeliyetçi Christopher Nolan olunca dayanamadık ve kağıda kaleme sarıldık. Öncelikle fragmanı izlemenizi şiddetle öneriyoruz doğal olarak:

Yaklaşık iki dakikalık fragmana geçmeden önce, söze filmin adıyla başlayalım çünkü TENET sözcüğü hem içerik hem de biçimsel olarak, film hakkında çok şey söylüyor. İçeriğe baktığımızda sözcüğün anlamı (İngilizce) “prensipler bütünü”, “inanç”, “ilke”, kısacası “doktrin” anlamına geliyor. Fragmanda da “hayatı görme şeklini değiştir” , “olan biteni anlamaya değil, hissetmeye çalış” gibi cümleler yer aldığı için, Tenet’in “inanç” anlamına, ya da belli bir kurallar (ya da fragmana bakılırsa bildiğimizden farklı uzay ve zaman kanunları) bütününe uyan, uymak zorunda olan insanlara gönderme yapıyor.

Nolan’ın, Tenet sözcüğünün biçimsel yapsıyla ortaya koyduğu gönderme ise, filmin ana iskeletini oluşturuyor bir bakıma. Tenet sözcüğü, bir palindrom, ya da daha az kullanılan Türkçe karşılığıyla söylersek, anakiklik. Yani hem soldan sağa, hem de sağdan sola okunduğunda aynı ses dizimini veren, aynı şekilde okunabilen bir sözcük. Türkçe’de bunun en bilinen örneği Anastas mum satsana cümlesi ama AL KAZIK ÇAK KARAYA, KAYARAK KAÇ KIZAKLA gibi daha yaratıcı (ve komik!) örnekler de mevcut. İngilizce’de de Empire dergisinin Mart 2020 (evet Mart sayısını yayınladılar geçenlerde nedense) sayısını okurken karşılaştığım MR. OWL ATE MY METAL WORM gibi çok sayıda örnek var. Filmin Tenet’den önce düşünülen başlığı da Merry Go Round imiş zaten, yani atlı karınca. Uzun lafın kısası bir “sürekli başa dönme” veya “olduğu yerde dönüp durma” anlamları çerçevesinde sağlam bir göndermeler havuzu var önümüzde, ve daha sadece başlıktan bahsettik.

Fragman: Giriş (0:03 – 0:45)

Evet artık fragmana başlayalım, bizi karşılayan ilk sahne, Inception’daki meşhur sahne için inşa edilen döner odayı hatırlatıyor, Robert Pattinson ve John David Washington sırtlarını yere dayamış, bellerindeki iplerle bina boyunca dikey olarak yukarıya çıkmaya hazırlanıyorlar. Ancak bu cümledeki “yere” ve “yukarı” kavramları son derece göreceli bir anlam evreni içinde muğlaklıklarını koruyorlar. Filmde en başta zamansal, ardından da mekânsal bir çarpıklık olduğu izlenimi fragmanın her köşesine serpiştirilmiş. Binanın çatısına büyük ihtimalle tersine (inme hareketleriyle çıkış) çıkan ekip, çatıya vardığında normal zamansal akışa geçiyor gibi, zira Washington silahına susturucuyu normal bir şekilde takıyor gibi. Öte yandan silahlar hakkında bilgimiz tam anlamıyla sıfır olduğu için, bir susturucu vidalama yönüne doğru çevrilerek mi silaha takılıyor hiçbir fikrimiz yok. Ama dediğim gibi, hareketleri daha normal göründüğü için, sanki doğal zaman akışına geçmiş gibiler.

Hemen takip eden sahnede ise Washington bu sefer tren rayları arasında yatarken görülüyor, filmin kötü adamlarından (öyle görünüyor ama olmayabilir de pekâlâ) Andrew Howard elinde mermiye benzer bir şey tutuyor, bu aslında bir kapsül, izleyen sahnede Washington’ın ağzının köpürdüğünü gördüğümüz için bunun bir siyanür kapsülü olma ihtimali yüksek. Yine bu savımızı destekleyen bir diğer sahne de, önemli “Welcome to the afterlife” (Öteki Dünya’ya hoş geldin) repliğinin Martin Donovan tarafından telaffuz edildiği, takip eden sahne. Siyanür ile intihar ettiyse bu replik mantıklı, ama bir Nolan filminde, daha doğrusu Tenet’te olduğumuz için, hiçbir şey göründüğü gibi olmayacaktır. Öteki Dünya’dan kasıt zamanın normal akmadığı bir paralel evrene geçiş de olabilir mesela. Bu noktada da duvardaki saat tercihi ilginç bir ayrıntı, rakamların gittikçe yatay hale geldiği bu tasarım küçük bir ipucu mu acaba?

Fragman: İkinci Kısım (0:45 – 1:10)

Açıkçası bu 25 saniyelik kısım görsel açıdan İngilizce “filler” dedikleri, merak duygusunu beslemek dışında pek anlam ifade etmeyen, “boşluk doldurma” görüntüleri. Bu nedenle sözler ön plana çıkmış, Clémence Poésy “Anladığım kadarıyla Üçüncü Dünya Savaşı’nı engellemeye çalışıyoruz” der.

Ardından Washington “Nükleer soykırım mı?” diye sorduğunda “Çok daha kötü bir şey” cevabını alır. Ama dediğimiz gibi bu sözler görsellerle pek desteklenmez. Aklımıza Nolan’ın Dark Knight üçlemesinde mermiyi yuvaya iten başparmağın izini yeniden oluşturma sahnesini hatırlatan, üzerinde delikler olan bir betonarme (ya da kaya?) bloğu görüyoruz. Bir de tabii Inception’ı hatırlatan bir sahnede, iradesi dışında ters yöne doğru kayan bir özel tim üyesi. Bunlar dışında açıkçası pek veri yok.

Fragman: Üçüncü Kısım (1:10 – 1:27) – En Hassas Sahne!

Evet bu üçüncü başlığa bir de palindrom eklemenin gururuyla (!) devam ediyoruz. Bu arada gerçekten de çok önemli bir sahne bu naçizane. Sahnede geniş planda deniz, yel değirmenleri (aslında rüzgâr jeneratörü demek daha doğru) ve ilerleyen gemiler görürüz, ancak daha önce (0:35) gördüğümüz jeneratörlerin aksine, değirmen kolları sağa doğru değil ters yöne dönmektedirler, gemiler de geri geri gidiyordur.

Bu noktada Nolan bize küçük bir ayrıntı vermiş gibi görünüyor, çünkü geniş plandan biraz daha yakın plana geçer ve kamera geri geri giden gemide, barfix hareketini yaparmış gibi görünen bir insan gösterir bize. Dolayısıyla burada iki sorunsal ortaya çıkıyor: Yatay ve dikey düzlemler. Zaman çoğunlukla yatay bir doğrultuda düşünülür, başlangıcı ve sonu vardır. Ancak bu gemi sahnesinde, Nolan bize şunu hatırlatır: Gemi yatay bir düzlemde ileri veya geri gidebilir, zaman doğru veya tersten akabilir, ancak kollarıyla kendisini yukarı kaldırıp indirme hareketi, bu barfix kişisinin yaptığı eylem aynı görünecek, değişmeyecektir.

Fragmanın başında da binanın en tepesine çıkış hareketini geriye doğru yapmış gibi görünen ekip, kafamızda yine bu paradoksu uyandırıyor: Zaman sadece yatay bir düzlemde mi yönlendirilebilir, yoksa dikey düzlemde de zamansallıkla ilgili oynamalar yapılabilir mi? Inception ve Memento dahil birçok filminde paradoks kullanan Nolan için, “paradoksları sever” demek hafif bile kalacaktır. Dark Knight’ta “Durdurulması imkânsız olan bir nesne, yerinden oynatılması imkânsız olan başka bir nesneye çarptığında ne meydana gelir?” sorusunu Joker’e sordurması da kesinlikle tesadüf değildir.

Bu bölümde bir de tabii tüm endamıyla bizi karşılayan, filmin Inception’ın devamı olduğu söylentilerinin çıkmasına sebep olan Michael Caine bulunmakta. Inception savının salt Caine’in görüntüsüne dayandırılarak yapılması oldukça anlamsız aslında, çünkü bu bakış açısıyla pekâlâ Batman üçlemesinin devamı da olabilir. Neyse kısacası, umarız bu bir devam filmi değildir, farklı Nolan evrenlerinde dolanmak bizi daha çok mutlu edecektir zira.

Fragman: Dördüncü Kısım (1:27 – 1:45) – Punchline

Bu sondan önceki bölüme “punchline” yani en can alıcı nokta dememizin sebebi biraz da bu noktaya dek az çok tutarlı bir içerikle beslenmiş olan görselliğin ağzımızda bıraktığı muazzam tat. Otobanda ilerleyen (yine yatay düzlem) arabalar görürüz ancak bu hızda yön ve dolayısıyla da zaman, tamamen görece bir hal alır.

Memento’da Leonard’ın birisini kovalarken birdenbire aslında kovalayan değil, kovalanan olduğunu anlaması gibi, bu sahnede de PattinsonWashington ikilisinin olayların akışının hiç de göründüğü gibi olmadığının farkına vardıklarına ve yaşadıkları şoka tanık oluyoruz. Görsellik o kadar güzel ki, daha fazla yazarak mahvetmeyelim.

Fragman: Son Bölüm ve Kapanış (1:45 – 2:05)

Son bölümde bizi öncelikle filmin adının yazılış şekli karşılıyor, palindrom görseli doğal olarak. Ardından da Washington’ın cam paneldeki deliklere bakarak, Pattinson’ın “Ne oldu burada?” sorusuna verdiği yanıt: “Henüz olmadı”. Beslenen, dallanıp budaklanan paradoksun başka bir örneğini gördüğümüz bu sahnenin ardından, Hans Zimmer’in arkadaşı (ve Nolan’a Zimmer tarafından tavsiye edilen) Ludwig Göransson’un zihninden çıkmış olması muhtemel çarpıcı müzik eşliğinde fragman son buluyor.

Nolan’ın IMAX (70 mm) titizliği de fragmanın sonunda kendini gösteriyor, kocaman tavsiye yazısında, kabaca “Daha iyi bir deneyim için fragmanı sinema salonlarında izleyin” demeyi ihmal etmemiş yönetmen. Evet film 17 Temmuz 2020’de gösterime gireceğine göre, uzun bir bekleyiş olacak gibi. Takipteyiz.

H. Necmi Öztürk

Bir Cevap Yazın