PETITE MAMAN: Çarpıtılmış Zamanın Dekoratif Kafesleri

İçinden kaçılmasını salık veren bir labirentin inşası olan Petite maman (Küçük Anne, 2021) zaman kavramının görünmez sonu düzleminde bize eşlik ediyor. Zaman kavramını ele alan diğer yapımlara göre Céline Sciamma’nınki baş döndürücü bir mısır tarlası tasarımıyla karşımıza çıkmıyor, alan ve mekâna dair ayrıksı bir tasarımı da yok ancak zamanın özel anlamına dair incelikli bir kompozisyon sunuyor. Onun labirentini şiirsel kılan ise, kurgu bağlamında ele aldığı konu ile eşdeğer büyüleyicilikte bir görselliğe dayanmaması. Başta sürrealistler olmak üzere Thomas de Quincey, Franz Kafka, Jorge Luis Borges, Edgar Allan Poe gibi birçok yazar “hatırlatıcı” ve “anlatıcı” çerçevesinde hayal gücünün dışa vurduğu “ertesi”, “ötelenmiş” zamana dair belli hapishaneler veya rüya merkezleri kurarlar. Böylelikle fantastik bir mimariyle karşılaşma yolunda muhtemel kapılar açılır. Sciamma’nın Petite maman filminde tercih etmiş olduğu anlatım biçimi, beslenmiş olduğu kaynak hikâyede kendi kendine bir hakimiyet kuruyor. Bu da filmdeki ritmi en düşük seviyeye indirerek yankısı beklenilen Barok etkiyi silikleştiriyor. İlk bakışta böyle bir ritimsel tabana kendi işaretini koyan film, duygusal olanın dönüşümüne de tanıklık ettiğinden fantastik yapıyı da gizli öznesi haline getiriyor. 

Sıralamadan pek emin olmamakla birlikte (!) Joséphine Sanz ile Gabrielle Sanz

Mekân Sağlayıcı Öznel İlke

İç benliğin kendi keşfiyle içinde yaşamaya başladığı muhit, mekânın dünya içindeki yerini dışlıyor. Nelly (Joséphine Sanz) ve Marion’un (Gabrielle Sanz) hayattaki iç bakış temelli varoluşları, hiçbir şeyle değiştirilemeyecek başka bir varoluş öznesi yaratıyor. Bu özne, belirsiz bir zamanın özüne ait bir hatıra yaratırken diğer yandan anlaşmalı bir şeffaflığı da beraberinde getiriyor. Martin Heidegger’in Dasein (Varoluş) tasarısı için tesis etmiş olduğu dünya içinde varolma biçimi, öznenin mekân içinde bulunmasına izin vermez. Öte yandan öznenin özgün hali mekânsaldır. Dolayısıyla annenin (Nina Meurisse) mekâna dair yaklaşımı pek de paylaşılabilir bir aura sunmaz. Mekâna ilişkin varlık yorumu uzamın konumsal içeriğine dair yeterli bilgiye sahip olmamaktan gelir. Nelly ile Marion’un buluştukları ortak noktalar birinin diğerine sunduğu ortak, tekil bir alandır. İlk bakışta her ikisinin de mekânlarının temsilinin farklı olduğu kanısına varabiliriz. Kameranın çerçevesi ortak olan alanı her kadraj içerisinde belli bir aynılıkla sunmadığından bu sonuca varmak yarı zorunlu gerçekleşen bir eylem. 

Stéphane Varupenne (solda)

Tematik Benlik

René Descartes’ın Kartezyen ontolojisine göre varlığın halini res extensa ve res cogitans etrafında tartabiliriz. Buna göre res extensa’nın kavranamadığı noktada onun fenomenini (görüngü) belirlemek gerekir. Öznenin varlığına ilişkin sorularımızı yöneltebileceğimiz res cogitans, öznenin saf anlamının örtük kalmasını engeller. Nelly ve Marion’un hem kendi öznelerine yönelik hem de bulundukları mekân dolaylarında saptanmış bir zaman akışı var. Bu da varoluşsal dışavurumu kendine özgü bir şekilde dünyasızlaştırdığından, ortaya homojen bir doğal mekân anlayışı çıkıyor. Toplamda 72 dakikaya yayılan Petite maman, bu anlamda kendini yenileyen bir kompozisyon akışına sahip. Ana konusunu “yas” kavramından alan, tema olarak ise “kimlik”, “aile içi varoluş biçimi” unsurlarına dokunan film, felsefi bağlamda ağır topları çocukların dünyasına indirgiyor. Bu yaklaşım kompozisyonun ağırlığını hafifletirken, anlatısal düşüşü kolaylaştırıyor. Masalımsı atmosferi sayesinde gerçeklik duvarındaki çatlaklara kendi dilinde dinamitler yerleştirip onlardan psikolojik odacıklar yaratıyor. 

Nesillerin Akışına Tanıklık Eden Ev

David Lowery’nin 2017 yapımı A Ghost Story adlı filminde, “ev”i içerisine alan pek çok yapının tanıklık etmiş olduğu gerçekliklere dair neredeyse belgesel akışında bir görsel düzlemin içine gireriz. Bu tanıklık zamanın kendisinden daha yıkıcı bir performansa sahiptir. Öyle ki zamanı kavram olarak da kendi içine yedirir, böylelikle onun akışının eylemsel dışavurumlarından ziyade sonuçlarına dikkat kesiliriz. Petite maman bu türden yıkıcı performansların sergilendiği bir sahne değil ancak senaryosunun dinamiğinde benzer bir gücü barındırıyor. Çocukluğa dönüş ise filmin beslendiği ana nokta değil, zira dönüş olabilmesi için önce belli bir yol almak gerekir. Petite maman, “dönmek” için hiçbir zaman bu tür bir yol almıyor. Dikkat çeken diğer bir nokta ise filmin “tesadüf” motiflerini kullanıyor olması. Buna en iyi örnek, filmin kırılma aşamalarından biri olan ve Nelly‘nin, annesi Marion’un tam da Nelly’nin yaşlarındayken inşa etmiş olduğu kulübeye denk gelmesi ve orada, o zaman diliminde yaşıtı olan annesi Marion ile, sanki kendisinin farklı bir versiyonuyla karşılaşması. An içinde çoktan yaşanmış olan bir başka anı temsil eden filmin bu aşaması, uyku ile ayıklık sınırlarında geziniyor. 

Kendimizin Kendimize Bir Başkasının Elinden Aktarılışı

Aynı benliğin hiçbir zaman kendisiyle denk düşmediği ancak kendisine bağlı diğer özneler aracılığıyla iletişim kurduğu zamansal ziyaret her insan doğasına hitap edecek şekilde tasarlanmış. Elveda niteliğindeki yaklaşımı hiçbir zaman masumiyetin doğuşuna yardım etmeyen etken ve edilgen yaklaşımlar görünüşte zararsız anlar doğuruyor. Ancak fantastik malzeme, metafizik dışavurumları tetiklediği ölçüde hikâyenin kompozisyonuna ağır yüklerini bırakmaktan uzak duruyor. Bunun yerine kendi büyüsünü en saf haliyle resmediyor. Hikâyesinin özünde eleştiriye açık düşünsel bir kapıyı ardına dek açıyor, ne var ki oradan bizzat kendisi girmiyor. Özgürlük sınırını kendisi belirliyor ve oyunu bozmamak için gücü olmasına rağmen sınırlarını genişletmiyor. Céline Sciamma’nın beşinci uzun metraj filmi olan Petite maman, kendi kendine sınır koymasıyla bir anlamda en özgür statüyü kazanıyor. 

Öznesi Olduğumuz Öznenin Taşıyıcısı Olarak Özlenmemek

Gücünü yalnızca gerçekliğe dayandırdığı duygusal havuzdan alan Petite maman, doğaüstü soruların şekillendirilmesini es geçmiş olmasıyla utangaç bir yapı sergiliyor. İşlenmeye elverişli bir atmosfer oluşturuyor ancak şiirdeki bazı mısraları söylemeyi erteliyor, bir nevi avucunun içindeki hikâyeyi mırıldıyor. Özellikle anime altyapısının yansımalarını (Your Name, The Girl Who Leapt Throught Time, özellikle de neredeyse doğrudan esinlenilmiş gibi duran 2018 yapımı Mirai) sıklıkla hatırlatan yapı taşlarıyla eksik kalmış bir hayalin peşinden güvendiği birini yolluyor. Genel hatlarıyla Dark (2017) dizisinin “soft” versiyonunu andıran örtülü atmosferiyle Petite maman, mevcut olanın değil de el atında olanın varlığının türüne sahip çıkıyor. Böylelikle hikâyesindeki birçok özneyi aynı anda var ederken, daha sonra onlara dünya içinde kendileri olmaları için davetiye göndermeyi de ihmal etmiyor. Bu anlamda dünyanın “dünyasallığı” ontolojik karakterini imar ederken varolanı öznesinden, kendinden doğuruyor ve onu ham halindeki kulübesine teslim ediyor. 

Burcu Meltem Tohum

Bir Cevap Yazın