77. Cannes Film Festivali’nin tartışmalı filmlerinden olan Ali Abbasi yönetmenliğindeki The Apprentice (Çırak, 2024), bir yandan dönemin yükselişte olan emlak dünyasının perdelerini aralarken diğer yandan ise Donald Trump’ın 20’li yaşlarına odaklanıyor. Ambiyans olarak ele aldığı dönemi fazlasıyla kusursuz yansıtan Ali Abbasi, kompozisyonuna eklemiş olduğu hayli cesur sekanslarla festival boyunca tüm gazetecilerin ilgi odağı oldu. Ele almış olduğu konu itibariyle bugünlerde Trump’ın kendisine dava açması söz konusu olduğu söylenen The Apprentice adlı filmle karakter üzerinden narsisizm, kendini kaybetme, sonsuz güce erişme arzusu gibi noktalara hiciv yoluyla parmak basıyor. Film, adını Donald Trump’ın ABD Başkanlık serüveni öncesinde, 2004-2017 yılları arasında yayınlatarak üne kavuştuğu The Apprentice adlı hit TV programından alıyor. Trump’ın popülaritesinin başlangıcı olarak düşünebileceğimiz bu TV şovuna yönelik film içerisinde herhangi bir temsil bulunmadığını, TV şovunun filme sadece adını kazandırdığını da ekleyelim. Film boyunca daha çok Trump eşliğinde New York’un dönemsel emlak dünyasına adım atıyoruz. Bir anlamda Abbasi’nin bu filmi, karakter oluşumu yeni başlamış bir bireyin hem arka planını hem de aynı kişinin bugünkü halinin oluşumundaki potansiyel dışavurumları gösterme konusunda aracı oluyor.

Kötü Şöhretli Çırak’ın Amerikan Rüyası
77. Cannes Film Festivali’nin yarışma kategorisinde yer alan The Apprentice, oyuncu kadrosuyla oldukça dikkat çekiyor. Donald Trump rolüyle Sebastian Stan elindeki tüm potansiyeli kullanarak adeta Trump’a dönüşüyor. Özellikle fiziksel benzerliğiyle dikkat çeken Stan, saç derisi küçültme ve cerrahi operasyonlar esnasında filmin seyir keyfini birkaç kat yukarıya çekiyor. Filmin oyuncu kadrosu son derece titiz bir şekilde seçilmiş, Ivana Trump’ı canlandıran Maria Bakalova da film boyunca gerçekçi bir atmosferin ruhunu besliyor. Şiddetin her yüzünü belli kademeler etrafında göstermeye çalışan Abbasi, tecavüz sahnesinde de filmin gerilimini elinde tutarak tüm kartlarını oynuyor. Filmin en kilit oyuncusu diyebileceğimiz Jeremy Strong’un canlandırmış olduğu Roy Cohn karakteri filmin her sekansına oldukça gergin yansımalar yüklüyor. Gerek yüz ifadesi gerekse fiziksel duruşuyla filmin sonuna değin gerginliğin titreşimlerini avucunda barındıran Jeremy Strong’un etkileyici oyunculuğu neredeyse canlandırdığı karakterin en kötü durumunda bile hâlâ seyirciyi etkisi altına alabiliyor, gerçekten çok iyi bir performans izliyoruz.

Betondan ve Mermerden Oluşan İmparatorluğun Tülden Perdesi
Roy Cohn ve Donald Trump arasında gidip gelen ustalık – çıraklık ilişkisine dayalı başarıya ulaşma kavramı filmin tüm anlatı akışına yayılıyor. Bu şekilde karakterlerin arka planına aktif olarak tanıklık ederken diğer yandan da bir anlamda yükselişin ve çöküşün doğal sürecinin içerisine ister istemez dahil oluyoruz. Bu anlamda başarı kavramının getirmiş olduğu tüm olasılıklıları birer birer izleyici olarak da deneyimliyoruz. Estetik düzlemde New York’u arka planına alan Ali Abbasi, bu anlamda şehri pitoresk bir manzara gibi kullanıyor. Filmin görsel dokusunun tonu ve çekim biçimi oldukça özenli bir şekilde oluşturulmuş. Bunun yanında jenerik tarzı olarak Quentin Tarantino’nun filmlerinin jenerik akışını anımsatan bir duruşu olan The Apprentice, seyir bakımından oldukça akıcı, estetik ve ilgi çekici bir kompozisyona sahip.

Hedonist Ünün Fırındaki Lekeli Eli
Filmin karakterler üzerindeki tonu tam değişecekken Donald Trump’ı bir gazeteciye röportaj verirken görüyoruz. Burada kendisine yöneltilen soru tüm varlığını kaybettiği takdirde ne yapacağı üzerine, buna cevabı Amerikan başkanlığı olan Trump’ın bu noktadan sonra hırsının vermiş olduğu şiddetle birlikte tamamen bir karakter değişimine gittiğini görüyoruz. Hem kişilik olarak hem aileye hem de arkadaşlığa yönelik çeşitli şiddet biçimlerinin ifadesine maruz kaldığımız film boyunca görsel estetiğin yaratmış olduğu figürün yer yer romantize edilmesi yer yer ise trajik bir çerçeve oluşturması filmin anlatım çeşitliliğini besliyor. 70’lerin New York civarının hem piyasa olarak yükselişi hem de iflası üzerine Trump Tower aracılığıyla gerçekçi bir kurgu yakalayan Ali Abbasi, önceki filmlerine göre hicivsel duruşunu koruyarak en başından beri filmin içine yerleştirdiği kuralları takip ediyor. Bu kurallara göre saldırıya saldırı ile karşılık vererek, her zaman inkâr etmeyi savunan ve asla yenilgiyi kabul etmeyen bir statü kavramı oluşturan film, sadece birey olarak Donald Trump’ı odağına almıyor. Bu anlamda filmin yer yer Trump karakterini bir X kişisi olarak yansıttığını da düşünebiliriz. Kimi zamanlarda bu karakter üzerinden tarafsız bir imaj çizerken kimi zaman Trump’ın günümüz medya yansımalarından ilham alarak inşa edilen bir karakterin trajik çöküşüne odaklanan The Apprentice, izleyici için kesinlikle keyifli bir seyrin sözünü veriyor. Günümüzün modern canavarının doğuşuna tanık olduğumuz The Apprentice hem estetik biçim, hem kostüm ve mekân tasarımı, hem de oyunculukların kalitesi bakımından yılın dikkat çekici filmlerinden biri olma özelliğini koruyor. Ali Abbasi böylesine karmaşık bir figürü tarafsız denebilecek bir halde yansıtırken benimsemiş olduğu anlatıcı bakış açısıyla kendi sinematografisine de farklı bir tat getiriyor.

