LONGLEGS: Deriden Yapılma Maskenin Ardındaki Gölgenin Fısıltılı Yakarışı

Tıpkı gönderme yaptığı Sharon Olds’un “Satan Says” şiirinin ilk mısrasında yer aldığı gibi tamamıyla kutu formatında bir sahne ile açılarak izleyicinin en başından itibaren derisine usulca işleyen sessiz bir gerilimi uykusundan uyandıran Osgood (Oz) Perkins’in son filmi Longlegs (2024), beklenilen etkiyi oldukça yüksek oranda karşılıyor. Fransa’da önceki gün (10 Temmuz) gösterime giren film için soluğu sinema salonunda aldık, iyi ki de öyle yapmışız. 4:3 formatında açılan ekranın ilk sahnesinin yaratmış olduğu kutu algısı içine sıkışıp kalmış olma durumu ve mekânın başıboş yalnızlık yansıması klostrofobik bir özelliği anında filmin kompozisyonuna yediriyor. Bu şekilde hemen karşımıza çıkan Lee Harker’ın (Lauren Acala) küçüklüğü ve Longlegs (Nicolas Cage) ikilisi zaten hali hazırda sıkışıp kalmış olan ekranın içerisinde belirerek ortamı giderek nefes alınması daha da zor bir hale sokuyor. Bu şekilde ilk sekanstan itibaren ortalıkta dolanan içsel ve dışsal, dolaylı ve soyut saldırı biçimi filmin özünde yatan estetiği besliyor. Bir bakıma antik gibi gözüken ancak potansiyel korku oyunlarını canlandıran ve anlatı yüzeyinde derin iz bırakan Longlegs, Hitchcock’un Sapık’ında başrol oynayan Anthony Perkins’in oğlu Osgood Perkins’in bu zamana kadar oynadığı en güçlü kartı diyebiliriz. Oldukça narin bir şekilde tasvir edilen bir mekâna veyahut bir an’a sıkışma durumu filmin sinematografı Andres Arochi’nin ellerinde nadide bir pırlantaya dönüşüyor. Arochi, hem arzulanan görsel bir estetiği uzun zamandan beri beklenen çukurundan çıkarıyor, hem de onu filmin tüm temsili haline getiriyor. Bu şekilde film boyunca zaman geçişleri için kullanılan farklı çekim formatları bir başka anlatıcı olarak dile geliyor. Usulca, sessiz bir biçimde gerilimini sinsice aramıza yerleştiren Longlegs’in tadının damakta kalması kuvvetle muhtemel. Filmin korku türünün çıtasını yükselttiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Lauren Acala

Manzaranın Ortasına Oturmuş Olanların Dış Gerçekliği

Görüş alanımızın daimî olarak ezilip büzüldüğü, kimi zaman net bir daralma yaşadığı kimi zaman ise bilinçli bir şekilde genişleme yaratarak bir anlamda tuzak şeklinde kullanılan geçiş sekanslarının ağırlığı, güçlü birer gölge görevi görüyor. Set dekorasyonundan sorumlu olan Trevor Johnston’ın her kompozisyonun içerisine yerleştirmiş olduğu nesnelerin ağırlığı ve biçimsel olarak kapladığı yer filmin her karesini olduğundan daha fazla küçültme özelliğine sahip. Filmin sahnelerinde kimi zaman neredeyse hiçbir boşluğun olmaması ve kullanılan nesnelerin filmin anlatısına kazandırmış olduğu detay unsuru Longlegs’in kanatlarını daha da güçlü kılmış. Tapılan kötülüğün özünü her bir karede elindeki görünmez orakla kazıyan Longlegs (Cage), kendisine yapılan makyaj ile tanınması zor bir karakter haline gelmiş. Bu anlamda karakterin dışavurumu adeta Rammstein’ın 2022 tarihli Zick Zack video klibindekilere benziyor. Longlegs, üzerine derinlemesine çalışılmış bir karakter olarak filmin her karesinde karşımıza çıkmasa da onun mekân içindeki yokluğunun filmin geneline yaymış olduğu gerilim öğesi sürekli olarak ensemizde geziniyor. Bu durum da özellikle makyaj ekibi Jordan Crawford, Felix Fox ve Harlow MacFarlane isimlerini anmayı gerekli kılıyor. Öte yandan makyaj ile yaratılmış olan yüzün saydamlığı, yüzeyselliği ve gerçek dışı hali Longlegs karakterinin görünmez yapısını göz bebeğimizin hemen üzerine hayali bir yansıma gibi yerleştiriyor ve film boyunca da bu görüntü, zihni lanetliyor.  

Maika Monroe

Şimdi Kötü Bir Rüyaya Yatma Vakti

Gerek karelerin en-boy oyunlarıyla, gerekse müziğin bu karelere sindirilmesiyle başlangıçtan itibaren sunulan filmin üç bölümü, en kötü rüyaların sınırlarını zorlayarak hayal gücüne nefes aldırtmıyor. Bu şekilde gündüz ve gece düşünü bir arada aynı çamurlu banyoda yıkayan Longlegs, doğum günlerimizin karanlık Noel babası olarak hediyeleriyle bizi bekliyor. Her ne kadar orijinalinde uluslararası bir mite dayanmıyor olsa da yerel olarak kullanılmakta olan Longlegs anlatısı folklorik şehir efsanelerine göz kırpıyor. Film, Neon prodüksiyon şirketinin de yaratıcı reklam tasarım fikirleriyle henüz vizyona girmeden önce birçok kişinin merak konusu haline gelmişti. Bunların arasında hâlâ güncelliğini koruyan (+1) 458 666 43 55 telefon numarasını sayabiliriz, bu numarayı çevirdiğinizde Longlegs’in sesinin bizzat kendisine ulaşabiliyor ve bir dakikayı aşkın bir süre boyunca, söylenenlerin pek de anlaşılmadığı uğultulu ses dalgalarına kulaklarınızı serbestçe bırakabiliyorsunuz. Ayrıca www.thebirthdaymurders.net (yeni sekmede açılır) adlı site üzerinden filmin kompozisyonuna daha fazla yaklaşabilme imkânınız da var.

Şeytan’a dönük yapılan ayinlerin çeşitli hallerine rastlayabileceğiniz Longlegs, suç işlemenin aksiyonunu en düşük dereceye indirip adeta bir DJ edasıyla gizemli olanın seviyesini tepeye kadar çıkartıp her karesini pek de unutulmayacak cinsten loş bir maddeye yontuyor. Bu şekilde yaratılan huzursuzluk hissiyatı filme karanlık tonlarda büyülü bir atmosfer katıyor. Osgood Perkins’in babasının Psycho (Hitchcock, 1960) filmiyle korku-gerilim türüne damgasını vuran Norman Bates karakterine hayat veren isim (Anthony Perkins) olduğunu da hesaba katacak olursak filmin düzeneğinin karanlık yapısının estetik anlamda nasıl bir doruğa çıktığını tahmin etmek zor değil. Oğul Perkins’in baba Perkins’e olan benzerliği ise Psycho’yu defalarca izlemiş korku severler için kesinlikle kan dondurucu. Tedirginlik ile korku arasında eşitsiz bir şekilde dağıtılan duyguların dışavurumu Longlegs’in seyrini zihne bulaşan şiirsel bir metastaza bırakıyor.

Maika Monroe

Korku Duygusunun Uyandırdığı Karanlık Romantizm Dansı

Filmin başrol koltuğunda yer alan Maika Monroe kuşkusuz içerisinde bulunduğumuz zamanın çoğu korku-gerilim filmine soluğunu bırakmış biri. Lee Harker karakteriyle birlikte ön ayak olduğu satanik bir ritüelin ateşini adeta bilmeden taşıyor. Bu da Longlegs’in ritüelini en iyi körükleyen kullanım olarak karşımıza çıkıyor. Bunun dışında neredeyse izleyiciye buz kestiren performansıyla Kiernan Shipka, canlandırdığı Carrie Anne Camera karakteriyle oldukça ön plana çıkıyor. Film boyunca hemen her karakterin yüz kullanımında birer plastik bebek havası alınabilir. Ancak Longlegs, bu durumu kendi içerisinde şekillendiriyor. Bu şekilde her ruh haliyle, hatta daha çok karanlık itkisi olan plastik bebek dokusuyla karakterler aracılığıyla tanışabilirsiniz. Filmdeki bu hava akıllara House of Wax (2005) yapımını getirebilir. Buna ek olarak yapım boyunca filmin taslakları için Oz Perkins’e yardımcı olan Jordan Peele’in de Longlegs’e birçok açıdan dokunduğunu belirtmek gerek.

ABD’li şair Sharon Olds’un “Satan Says” şiirinin ilk kıtası.

Filmin en kilit noktasında Ruth Harker’ın (Alicia Witt) kendi vücudu içinde birden fazla kez yaşamı ter edip tekrar hayatın içine doğması filmin ritüelistik havasına en iyi şekilde ev sahipliği yapıyor. Aile içi, farklı dışavurumlar eşliğinde yansıyabilecek bir dramı olabilecek en yumuşak havadan alıp yerine kurşun ağırlığında bir atmosfer yerleştiren Osgood Perkins, Longlegs’i en kişisel filmi olarak görüyor. Bunun nedeni ise kendi ailesi içerisinde gizli tutulan yaşanmışlıkların ona derinden etki etmesi. Bir anlamda kimlik arayışının yaratmış olduğu gizemli havayı bacası tüten bir ayin kalıbına yerleştiren Perkins, kendi kimliğini ve ailesinin kendisine işlemiş olduğu dolaylı öznesini tüm film boyunca en şiddetli versiyonda yansıtıyor. Filmin bu anlamda tutunduğu kişisel katkı, sevginin en salt şiddetinin elinden tutuyor. Longlegs’in, salondan çıktıktan sonra kollarınıza görünmez birer dokuzuncu doğum günü hatırlatması bırakacağı muhakkak. Son olarak film içerisinde Longlegs aracılığıyla karşımıza çıkan tüm sembollerin Vignere kod kullanım kılavuzuyla (Wikipedia) çözülebileceğini de hatırlatalım. Ülkemizde Eylül ayında gösterime girmesi beklenen Longlegs’i mutlaka izleme listenize alın deriz.

Burcu Meltem Tohum

Bir Cevap Yazın