THE DEATH of ROBIN HOOD (2026) – Ortaçağ Metinlerine Sadakatiyle Robin Hood Lanetini Bozabilecek mi?

Robin Hood dendiğinde nedense konuyu az çok bilen / bilmeyen herkesin aklına ormanda şarkı söyleyerek ağaçtan ağaca zıplayıp oklar atan, zenginden alıp fakire veren neşeli, ciddiyetten uzak bir haydut çetesi akla geliyor. Bu klişedeki tek doğruluk payı, “ok atma”, “orman” ve “haydut” terimlerine ait. Bu üçü dışında söz konusu klişeyle, kökeni 1370 sonrası (Robin Hood and the Monk) ve 1450 (A Gest of Robyn Hode)[1] yıllarına dayanan Robin Hood efsanesinin hiçbir ortak yönü yok. Akademisyenler tarafından Kral Arthur efsanesinin zıt izdüşümü olarak nitelenen Robin Hood efsanesi, Ortaçağ metinlerinde ve sonrasındaki 16. yüzyıl anlatılarında, hiç de “neşeli haydut çetesi” olarak anılmıyor. Yazımızın konusu olan 146 mısralık The Death of Robin Hood baladı da 1450’ler civarına tarihlendiriliyor ve son derece hüzünlü, ağır bir gerçekçiliğe sahip, karamsar bir metin. Robin Hood eski kaynaklarda hırsızlık yaptıktan sonra yoksula herhangi bir şey vermiyor bile. Bu efsane ancak Robin Hood daha ileriki anlatılarda hile ve kurnazlıkla Kral’ın onayını alarak toprak ve unvan sahibi olunca anlatılmaya başlanıyor, üstelik buna yer veren kaynak sayısı da fazla değil.

Bill Skarsgard, Hugh Jackman

Kral Arthur bir otorite ve düzen temsili iken, Robin Hood yasalara ve otoriteye karşı, bir “kanun kaçağı” olarak (outlaw; eski İngilizce’de “kynggis felon”)[2] tasvir ediliyor. İki efsane arasındaki zıtlık burada yatarken bir diğer ortak yön ise, her iki anlatının da gerçeğe dayanıp dayanmadığının net olmaması. Kral Arthur edebî metinlerde 9. yüzyılda yaşamış biri gibi anlatılırken en yakın gerçeklik kırıntısı 5. yüzyılda yaşamış bir krala değil, savaş şefine (dux bellorum) dayanmakta. Robin Hood ise şiir ve şarkılarda 1200’lerde yaşamış bir kanun kaçağı gibi tasvir edilirken, gerçekte böyle birisinin yaşamış olma ihtimaline tarihçiler pek sıcak bakmıyor, öte yandan 12. veya 13. yüzyıllarda benzer bir haydutun yaşamış olması ihtimalini de göz ardı etmiyorlar[3], ne de olsa her anlatı bir hikâyeden veya gerçeklikten ilham alır. Robin Hood efsanesi sanatsal yönü ağır basan romanlarda veya opera türünde pek karşımıza çıkmasa da efsane o denli çok şarkı, balad, piyes ve şiirde geçiyor veya anılıyor ki, sözlü gelenekten gelen hikâyenin gücü tartışılmaz bir hal alıyor. 14. yüzyıldan 1900’lere dek Robin Hood efsanesinin söz konusu olduğu tüm metinleri bir araya getirmek, nicelik açısından neredeyse imkânsız. Yine de özellikle Ortaçağ metinlerine baktığımızda, modern versiyondan çok daha ağırbaşlı ve karanlık bir Robin Hood portresi söz konusu.

Jodie Comer

Yönetmen Michael Sarnoski ve Senaryosu

Şimdilik sadece üç uzun metrajı bulunan 1988 doğumlu yönetmen Michael Sarnoski, Hollywood’un “entertainment” odaklı sinema anlayışından uzak duruşuyla bence kesinlikle yakın takibe alınması gereken bir yönetmen ve senarist olduğunu kanıtlamış durumda. Sarnoski’nin Nicolas Cage’li ilk uzun metrajı Pig (2021) de (Pig eleştiri yazısı) aynı şekilde seyirciyi ters köşeye yatıran, şiirsel bir senaryoya ve sinemasal anlatıya sahipti, Cannes festival direktörünün filmi 2021 programına dahil etmemesi, Thierry Frémaux’nun aldığı yanlış kararlar listesinde en tepede bile yer alabilir. Sarnoski’nin iyi işlemeyen tek filmi “A Quiet Place: Day One” (2024) oldu, onun sebebi de elbette özgünlüğünü konuşturabilecek serbestliğinin elinden alınmış olması, zira film oldukça sıradan bir serinin parçası olmak zorundaydı. Bu noktada yazımızın konusu olan filme döndüğümüzde Sarnoski’nin senarist yönüne de tekrar övgüde bulunmak durumundayız, son derece engin bir Robin Hood kaynağı taranmış ve ortaya Ortaçağ insanının hayata bakışına uygun, hem o döneme hem de yazınsal kaynaklara uyan bir tasvir çıkmış.

Hugh Jackman

Gerçekten de The Death of Robin Hood’un (2026) senaryosunu yazmadan önce Sarnoski’nin neredeyse Robert Eggers’ın ön çalışmalarını andıracak seviyede bir araştırma sürecine girdiği anlaşılıyor, çünkü filmde bulunan hemen her ayrıntı, doğrudan veya dolaylı olarak Ortaçağ Robin Hood anlatılarında mevcut. Normalde The Death of Robin Hood baladında Robin ölürken yakın arkadaşı Little John elini tutar, filmde ise bir rahibe söz konusu, rahibe de bir başka Robin Hood metninde geçen bir öyküye işaret ediyor, Robin’in bir akrabası veya bir tanıdığının huzurunda kanı akıtılarak ölmesi yine bir başka metinde mevcut, Sarnoski‘nin burada Jodie Comer’ın canlandırdığı karakteri, Robin’in eskiden öldürdüğü birisi ile bağdaştırması da çok yerinde ve tarihsel açıdan mantıklı, dramatik yönü artıran bir motif olmuş, filme ve efsaneye çok iyi oturuyor. Yönetmende böyle bir filmi çekme fikrini doğuran (kaynak) baladın sonu ise oldukça meşhur, daha doğrusu sonraki yüzyıllarda birçok defa tekrarlanmış bir motifle (beni okumu attığım yere gömün) bitiyor; Sarnoski bu motifi de ustalıkla uyarlamış ve kanımca Vigo: Passion for Life (1998) filmindekiyle yarışabilecek düzeyde bir ölüm sahnesine imza atmış.

Faith Delaney

Oyunculuklar ve Hugh Jackman Farkı

Film elbette Hugh Jackman’ın bir başka oyunculuk dersi verdiği film olan Logan’dan (2017) karakter bağlamında fazlasıyla besleniyor, akla gelen bir diğer karakter de The Witcher dizisindeki Geralt, ancak Henry Cavill’in performansı esas alınmalı. Filmin prodüktörleri arasında da yer alan Hugh Jackman yine usta işi bir performans sergiliyor ve “yorgun, bitap, geçmişini sorgulayan, pes etmeye yakın anti-kahraman” rolünde çok iyi. Onlarca, belki de yüzlerce kişinin ölümünden sorumlu ve tüm bu ölümlerin, kan davalarının hayatına getirdiği ağırlığın altında ezilmeye başlamış bir karakteri layıkıyla canlandıracak başka bir oyuncu bulmak, en azından ilk bakışta hiç kolay değil. Filme ihtiyacı olan ağırbaşlılığı ve karanlığı kazandıran önemli etmenlerden biri, Jackman. Bir diğer önemli karakter de elbette Robin’in sağ kolu Little John’u canlandıran Bill Skarsgard. Hem şiddet sahnelerinde hem de hafife alınmayacak teatral sahnelerde Jackman’ın karşısında sağlam bir oyunculuk sergiliyor. Şiddet, kötülük ve vahşet karşısında iyilik, şefkat ve anlayış timsali olarak filmdeki dengeyi sağlayan önemli unsur ise, The Last Duel’den (2021) de hatırladığımız usta oyuncu Jodie Comer’ın canlandırdığı Rahibe Brigid karakteri. Comer’ın yer aldığı her sahneyi dolduran performansı filme hem hayatın özüne ait bir devinim, hem de sürekliliğe, tutarlılığa ve iradeye bağlı bir dinginlik getiriyor, naçizane fikrimize göre çok iyi bir tercih olmuş.

Müzik: Jim Ghedi

Genelleme yaparsak neredeyse her filme bir müzik eşlik ediyor ancak her eleştiri yazısında müzikten bahsetmeye gerek duymuyoruz, en azından benim için durum bu, ne var ki The Death of Robin Hood’un müziğinin emanet edildiği müzisyen ve besteci Jim Ghedi, muhteşem bir iş çıkarmış, daha doğrusu önceki albümlerini de dinledim, bir süredir oldukça özgün işlere imza atıyormuş zaten. Filmin sadece Ortaçağ atmosferini değil, aynı zamanda insan sıcaklığını da besleyen, ayakları fazlasıyla yere basan, seyirciye ne hissetmesi gerektiğini söyleme çiğliğinden uzak durabilen tınılar söz konusu. Jim Ghedi’nin hem The Death of Robin Hood albümünü hem de diğer çalışmalarını mutlaka dinleyin. Bu başlık altında Sarnoski ile Pig’de de birlikte çalışmış olan görüntü yönetmeni Pat Scola’yı da anmak gerek, video klipler dahil toplamda 50’ye yakın çalışması bulunan Scola, The Death of Robin Hood ile şimdiye kadarki en iyi işine imza atmış olabilir, filmde özellikle ışık kullanımı ve karanlık sahnelerdeki renkler göz dolduruyor. Kostümlerin emanet edildiği Lorna Ó Ríordáin (kapanış jeneriğinde Lorna Marie Mugan) de çok başarılı, zira film bittikten sonra bile bazı kostümler aklınıza takılabiliyor, döneme uygunluk ve sahnelere efsanevi / büyülü hava katması açısından kostüm tasarımı filmin vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiş.

Jodie Comer

Robin Hood Laneti

Yazımızın başında bahsettiğimiz Robin Hood lanetinden kastımız elbette Disney’in “sevimli hırsız” bağlamında bir tilki olarak betimlediği çizgi filmden (1973) bir türlü uzaklaşamayan, Mel Brooks’un “parodi” olarak çektiği Robin Hood: Tayt Giyen Adamlar (1993) komedisini özümsemiş gibi görünen bir Robin Hood anlayışı. 1991’de çekilen Kevin Costner’lı Robin Hood bile adına “Hırsızlar Prensi” gibi pek ağırbaşlı olmayan bir ibare eklemeyi uygun görmüştü, Costner’ın gülücükler dağıtarak ormanda gezdiği sahneler çoğunlukta. 2010’a geldiğimizde usta yönetmen Ridley Scott’ın çektiği Russell Crowe’lu, 200 milyon dolar bütçeli Robin Hood bile efsaneye ihtiyacı olan ağırbaşlılığı verememiş oldu, bunun suçu da Scott’da veya Crowe’da kesinlikle değil, anlaşılan “zenginden alıp fakire dağıtan neşeli halk kahramanı” motifi bir türlü kırılamıyor. 

Bill Skarsgard

Sonuç

The Death of Robin Hood’un da bu motifi kıracağını sanmıyorum zira film oyunculuğu, sinematografisi, prodüksiyon kalitesi, müziği, atmosferi ve tüm unsurlarıyla çok başarılı olmasına rağmen, yeterince konuşulmuyor. IMDb’de (herkesin filmleri yorumlama hakkını sonuna dek kullandığı site) şimdiden film hakkında “hikâyenin sadece bir kısmına değinilmiş” eleştirileri boy göstermeye başlamış bile, Ortaçağ İngilizcesine, Ortaçağ / Rönesans edebiyatına ve tarihine, özellikle de Robin Hood külliyatına bu denli hâkim kişilerin(!) IMDb’de yorum girecek vakit bulması sevindirici tabii. Robin Hood’un genel algısı bir filmle değişmeyecektir ancak The Death of Robin Hood, yönetmen Sarnoski’nin senaryosunun ve sinemasal tercihlerinin de katkısıyla ayakları yere sağlam basan, Ortaçağ metinlerine ve Ortaçağ algısına sadık, ağırbaşlı ve seyirciyi hayatın anlamı dahil birçok konuda rahatlıkla felsefi bir yolculuğa çıkarma kapasitesine sahip, özgün ve özel bir film. “Sırf Hugh Jackman’ın performansı için bile izlenir” demek istemiyorum, izlenebilir elbette ama filmi küçümsemek gibi olur çünkü oyunculuklar dışında da bu yazıda bahsetmeye çalıştığım çok sayıda unsur, filmi bir değil iki defa izlemek için yetiyor da artıyor bile. Ekran karşısına “keyifli vakit geçirmek için” oturuyorsanız size hitap etmeyebilir, ama dönem filmlerine, Ortaçağ atmosferine veya sadece iyi film izlemeye merakınız varsa mutlaka izleyin. Hemen.

H. Necmi Öztürk


[1] ”Gest” anlam olarak “tamamlanmış işler” veya “macera” olarak çevrilebilir, ortaçağ araştırmalarında ise genel olarak “belli bir konudaki anlatıların tamamı” yani “cycle / çevrim” terimiyle yakın bağlamda kullanılır. Bu metin, “Robin Hood’un Maceraları” şeklinde çevrilebilir.

[2] “Kynggis felon” sözü Robin Hood and the Monk (1370) anlatısında geçmektedir. Kaynak (Mısra 85).

[3] Bu eleştiri yazısında birçok akademik makaleyi ve Eski İngilizce metni bir araya getirmiş olan tek bir kaynak kullanılmıştır: Robin Hood and Other Outlaw Tales, Stephen Knight, Thomas Ohlgren, Medieval Institute Publications, 2000. (online)

Bir Cevap Yazın