James L. Brooks Sinemasında Yolculuklar, Karşıtlıklar ve Dönüşümler: AS GOOD AS IT GETS

James L. Brooks, bu yazı dizisinin birinci bölümünde ele alınan Terms of Endearment adlı ilk uzun metraj filminde karakterler arası ilişkileri irdelerken hem bireysel hem ortak hikâyelerin nerede başlayıp nerede tamamladığını gösteren sürece odaklanmıştı ve dikkatini çevirdiği ilişkileri biçimlendiren birçok etmenden biri de elbette karakterlerin duygu, düşünce, davranış ve söylemlerinde yankısını bulan karşıtlıklardı. Peki Brooks’un Akademi Ödülleri’nde Helen Hunt’a En İyi Kadın Oyuncu, Jack Nicholson’a En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini kazandıran ve daha birçok festivalden de ödüllerle dönen, 1997 yapımı filmi As Good As It Gets’in (Benden Bu Kadar) açılış sekansında “Bugün lale mevsimi başlıyor. Bu yüzden çok mutluyum” sözleriyle güne başlayan ama anlatının başkarakterlerinden olan komşusu Melvin Udall’ı (Nicholson) asansörün kapısında görünce yüzü asılıp “Lanet olsun” diyerek kapısını kapatan kadının (Bibi Osterwald) böyle bir tepki vermesine neden olacak kadar ne yapmış olabilir bir insan? Melvin, anlatıda hangi karşıtlıkların bir tarafıdır? Neleri temsil eder ve sorgulamamızı, düşünmemizi, anlamamızı sağlar? Pierre Guiraud, Göstergebilim adlı kitabında çağdaş eleştiriyi açımlarken bir anlatı çözümlemesinde karşıtlıkların ne anlama geldiğini şöyle özetler:

“Kuşkusuz eleştiri her dönemde Doğa, Aşk, Ölüm gibi izlemlerle büyük yazarların imge ve eğretilemelerini incelemeye yönelmiştir. Ama şimdiye değin tek tek göstergeler gibi değerlendirilen bu şeylerin arkasında, bugün, karşıtlık dizgeleri bulunduğu ve bu göstergelerin anlamlarını bu dizgelerden aldığını kabul etmektedir. Bundan böyle eleştiri, çözümleme yöntemlerini ve tanımlama biçimlerini dilbilimden alarak, işte bu dizgelerin varlığını ortaya koyma çabasına girişmektedir.” (1994, s. 86)
Helen Hunt, Jack Nicholson

As Good As It Gets’i anlatıdaki karşıtlıklar üzerinden incelemeye başladığımızda Melvin ile komşusu arasındaki durumla örneklendirilen karşıtlığı bir diğer komşusu, ressam Simon Bishop (Greg Kinnear) ve onun köpeği Verdell (Jill) ile hikâyesi takip eder ki bu, anlatının temel karşıtlığını oluşturur. Melvin, ilk sahnelerden itibaren sevilmesi hiç mümkün olmayacak biri olarak betimlenir. Verdell’den rahatsızdır. Onu kontrol etmeye çalışır. Başaramayınca apartmanın çöp kanalından bodrumdaki çöplüğe atacak kadar rezil bir adamdır. Verdell gibi Simon’ın da gözünün önünde olmamasını ister. Gözüne görünmedikçe ne istediğini yapabileceğini söylemekten geri kalmaz. Karşısında ise onun tüm hadsizliğine karşı yalnızca “Siz hiçbir şeyi sevemezsiniz” diyebilen, nahif ve sorunlarını ne olursa olsun nezaket kuralları çerçevesinde çözmeye çabalayan bir Simon vardır. 

Greg Kinnear, Jack Nicholson

Melvin / Simon karakterleri arasındaki karşıtlık dizgesinin bir tarafındaki özellikler hem kendisine hem başkalarına yönelik sevgiden, anlayıştan ve daha pek çok olumlu duygudan yoksunluk ve baskınlık; diğer tarafındaki özellikler ise kimilerine gereğinden fazla görülebilecek bir hassasiyet, kırılganlık ve ezilmişliktir. Melvin’in Simon ve Verdell’le iletişimini izlediğimiz sahneden sonra kendisine nasıl davrandığının örneklerini gördüğümüzde bu özelliklerin altındaki nedenler yavaş yavaş gün yüzüne çıkacaktır. Diğer deyişle, bu örnekler karakterin geçmişi ve iç çatışmalarına dair önemli ipuçlarıdır. Sözgelimi Melvin, sokakta elleri kirli olabileceğini düşündüğü yerlere temas ettiği için eve gelir gelmez soluğu lavaboda alır, eldivenlerini atar, önce bir sabun ve aşırı sıcak suyla ellerini bir defa yıkar, suyu kapatmadan o bir kez kullandığı sabunu atar ve yerine lavabonun üzerindeki dolabı açarak stokladığı sabunlardan birini alır, onunla da bir kez daha ellerini yıkadıktan sonra onu da atar. Alyson E. R. Steele G. WeickertAn Analysis of The Protaganists’s Face Work In “As Good As It Gets”: From An Obnoxious to A Sociable Being başlıklı tez çalışmasında Melvin’e yönelik şu tespiti yapmıştır: “Kişiliğinin temelinde obsesif kompulsif bozukluk yatar. Melvin’in bozukluğu, nevrotik biçimlerde kendini gösterir. Tüm bu özellikler, temizlik fobisi ve sosyal yakınlık korkusunun metaforlarıdır” (2001, s. 39).

Skeet Ulrich

BrooksTerms of Endearment filminde Aurora karakterinin hikâyesinde ele aldığı kontrol altında tutma gereksinimini bu filmde başka bir bağlamda Melvin’in hikâyesi üzerinden obsesif kompulsif bozukluğu temel alarak işler. Anlatı kişileri için önemli bir kırılmaya yol açan yolculuğa kadar olan önemli bir bölümde Melvin’in karşı karşıya geldiği ve çatıştığı başat karakter Simon’dır. Ona karşı diğer insanlara olandan bile fazla kabalığı, bir yandan Weickert’ın belirttiği gibi sosyal yakınlık korkusunun bir işaretiyken bir yandan da temeldeki başka bir kontrol etme arzusunu ifade eder: Melvin bir yazardır ve evinde çalıştığı bir sırada Simon’ın onun kapısını çalıp seslenmesi dikkatini dağıtır. Bu, Melvin’i sinirlendirir. Kapıyı açtığında aşağılayıcı üslûbu, hem kontrol altında tutmaya çalıştığı düzenini bozmasından kaynaklanan öfkesini yansıtır hem de böylesi bir iletişim biçimine rağmen hâlâ onunla konuşurken çok çekingen davranan, Verdell’i çöp kanalından bodrumdaki çöplüğe attığı için ondan hesap sormaya geldiği halde gözleri dolarak hakkını savunamayan Simon karakterini karşısına konumlandırarak anlatıdaki karşıtlıklar dizgesini kuvvetlendirir. 

Nicholson (Melvin) ve Jill (Verdell)

Evinde kontrolü bütün bu uğraşları sonucunda bir ölçüde sağlayabilen Melvin için sokak daha büyük gerginliğe neden olur her zaman. Yürürken kimseye değmemek için yoğun çaba harcar. Biri ona geçerken temas ettiğinde gerilir. Bununla birlikte ev dışı sahneler, Melvin’in Simon dışındaki temel karakterlerden biriyle daha iletişimini ortaya koyar. Melvin, alıştığı düzenin dışına çıkmak istemediğinden hep aynı restorana gider, aynı masaya oturmak ister ve ondan önce birileri gelip o masaya oturmuşsa bu büyük bir mesele olur. Restorandaki garsonlardan Carol’la (Helen Hunt) iletişimi, Melvin’in insanlarla sağlıklı bir diyalog kuramayışının bir diğer örneğidir. Onu sağlık sorunlarıyla mücadele eden oğlu Spencer (Jesse James) üzerinden incitir, öfkelendirir. İletişim için doğru kanalı bulamaz. Bir sonraki restoran sahnesi, Melvin’in iyileşme olasılığının ilk haberini verir. Restoranda verilen çatal bıçakların temiz olmamasından kaygılandığı için yanında yine çatal bıçağını getirmesi, bu iyileşmenin kolay olmayacağını söylerken Carol’a ilk defa Spencer’ın sağlık durumunu sorması, onun açısından bir gelişmedir. Spencer, nefes alırken zorlanmaktadır, ağır astımı ve toza alerjisi vardır. Bağışıklık sistemi onu yarı yolda bırakırken kulak enfeksiyonu ve daha birçok rahatsızlığı bulunmaktadır. Melvin’in bu türden, daha somut hastalıkları olan bir çocuğun mücadelesi hakkında bilgi sahibi olmaya başlaması, dönüp kendi ruhunda sağaltılması gereken yerlere bakma cesaretini gösterebilmesinde etkili olur adeta. Öte yandan evinde romanını yazarken sorduğu “Aşk neydi?” sorusuna yanıt bulabileceği bir hikâyenin de başlangıcıdır Carol’la doğru iletişim kurma denemeleri.

Helen Hunt

İyileşmek konusunda bir adım ileri gidebilirken çoğu zaman beş adım geri gittiği bir hayatı olan Melvin’in karşısında Simon ve Carol’dan başka, belki de onu diğerlerine kıyasla daha fazla köşeye sıkıştırıp afallatacak bir güç, Simon’ın arkadaşı Frank’tir (Cuba Gooding Jr.). Simon’ın aşırı inceliğine karşı Melvin’in haddini aştığı durumlarda ona geri adım attıran biridir Frank ve bu bağlamda her iki karakterle de bir karşıtlık oluşturur. Melvin, kendisinden daha baskın birini görünce panikler. Kendinden emin halinden eser kalmaz. Örneğin Frank, Simon’a karşı kabalığının ve Verdell’i bodrumdaki çöplüğe atmasının hesabını ondan sorar. Simon, saldırıya uğradığında Verdell’in bakımını üstlenecek birine gereksinim vardır ve Frank, Melvin’i bu konuda da ikna etmekte hiç zorlanmaz. Bu buluşma da Melvin’in hikâyesindeki bir başka önemli dönemeçtir.

Jack Nicholson

Verdell, Melvin’in evine ondan başka girebilen ilk kişidir. Melvin açısından bu, sıra dışı bir durumdur. Önceleri ne yapacağını bilemez. Hayatının her alanında olduğu gibi Verdell’le iletişiminde de ipleri elinde tutmak ister ama bu ne kadar mümkündür? Verdell’in ona itaat etmek gibi bir mecburiyetinin olmadığını zaman içinde kavrarken farkında olarak ya da olmayarak Melvin de değişmeye başlar. Carol’ın restoranına gittiğinde dışarıdaki Verdell’e göz kulak olabilmek için sokağı gören bir yere oturur. Verdell’in başını okşayan çocukları tebessümle izler. Onu gezdirirken bir arada olmaktan, ona bir şeyler anlatmaktan keyif alacak duruma gelir. Verdell, Melvin’e hayatını zorlaştıran OKB ile mücadele etmesi için önemli bir olanak sunmuş, meselesini dile getirmesini sağlamıştır. Verdell’le dertleşen Melvin, “Benim gibi olma. Sakın benim gibi olma. Şu anda nasılsan hep öyle kal; çünkü sen harika bir köpeksin” der. Bunu görmek ve ifade edebilmek, önemli bir mesafe kat ettiğini gösterir. Bir önceki ev sahnesinde piyanoda çaldığı, “Her zaman hayatın iyi tarafına bak” diyen şarkının önerisini yerine getirmeye yavaş yavaş başlamış gibidir artık. 

Greg Kinnear, Jack Nicholson, Helen Hunt

Sokakta yanlarından geçip Melvin’in Verdell’e iletişimine tanık olanların “Keşke bana da biri böyle davransa” diyerek onu bir nevi takdir etmeleri, motivasyonunu artırır. Verdell’e “Hadi eve gidip bir şeyler yazalım” demesi, çalışırken masada Verdell’in de bir yerinin olması, altmış ikinci kitabını yazıp tamamlamasının sevincini onunla paylaşması, iyileşme sürecinin devam ettiğinin diğer göstergeleri olur. Hâlâ kapıları Verdell dışındaki kişilere kapalıdır, OKB’lerin izleri vardır ama Simon, evine döndüğünde köpeğini alacağı zaman beklemediği kadar bu duruma üzülmesi ve hatta artık farklı bir nedenle de olsa gözleri dolan, ağlamak üzere olan tarafın Simon değil; Melvin olması, biriyle gerçekten bağ kurduğunu, kurabildiğini netleştirir. Verdell’e bakmak, Frank’tan korktuğu için üstlendiği bir görevken onun Verdell’e değil, Verdell’in ona büyük katkısı olmuş ve ikisi de farkında olmadan tedavi sürecini hızlandırmıştır. 

Jill ve Nicholson

Brooks’un ilk filminde karakterlerin sergiledikleri bağlanma biçimleri nasıl ki değişiklik gösteriyorsa As Good As It Gets’te de Melvin, önce yakın ilişkiler kurmaktan kaçınır, sonra güvenebildiği birkaç kişiye neredeyse saplantılı bağlanmaya örnek oluşturacak bir bağlılık duyar. Öncesindeki kaygılarını “As Good As It Gets Film İncelemesi: OKB’nin Görünmeyen İç Dünyası” başlıklı yazısında Büşra Nur Bilir (2024), şöyle açıklar:

“Melvin ihtiyaç duyduğu şefkati Carol’da arıyor olabilir. Bununla birlikte obsesif bireylerin duygusal bağ kurmaları ve sağlıklı ilişki yürütmeleri zordur çünkü çoğunlukla bağlanma ve ayrılık kaygısı yaşarlar. Carol’ın yakınlaşma çabaları karşısında Melvin’in kaçınmacı bir tavır sergilemesi rutinlerinin bozulacağı kaygısından kaynaklanıyor olabilir. Hatta Carol’a kötü davranıyor ve Carol ondan iltifat beklediğinde inanılmaz zorlanıyor. Duygularına ve kendine uzak biri olan Melvin içgörüsü düşük bir karakter. Bu şekilde davranarak adeta kendi kendini sabote ediyor ve bağlanmaktan kaçıyor diyebiliriz.”

Carol’ın Melvin’den beklediği aslında iltifat da değil, sağlıklı bir iletişim kurabilmektir. Gelgelelim, Melvin ya anlatının ilk sahnelerindeki gibi kaba davranır ya da Carol o restoranda işi bıraktığında hemen onun gelmesini ister, bu istediği olmayınca da evini bulup acıktığını, tüm gün hiçbir şey yemediğini söyleyecek kadar takıntılı bir bağ kurar. Makul bir şaşkınlıkla önce tepki gösteren Carol, sonra onu kabul ettiğinde Melvin, çok geçmeden Spencer’la iletişiminde aynı yanlışları yaparak oradan kovulur. İster çocuk isterse bir yetişkin olsun, Melvin’in tüm ilişkileri, Bilir’in dikkat çektiği kaygılara bağlı olarak yanlış hatta ilerler. Peki, denge nasıl ve ne zaman kurulabilecektir?

Helen Hunt, Jack Nicholson

Carol’a haber vermeden Spencer için doktor bulması, Verdell’in artık ona yakınlık göstermesinin nedeninin cebinde taşıdığı yiyecek olduğunu ileri sürerek Simon’ı motive etmeye çalışması, gecenin bir vakti ona çorba yapıp götürmesi gibi örnekler, Melvin’in o dengeyi aradığını gösterse de sözgelimi Simon’a dertlerini anlattıktan sonra o tam kendi meselelerinden bahsetmeye başladığında kalkıp gitmesi, bu konuda hâlâ başarılı olamadığını ifade eder. Terms of Endearment filminin Flap’ını hatırlatır bir biçimde Melvin, nalıncı keseri gibi kendine yontar. Bencilliğini gizleyip karşısındakinin isteğini koşulsuz kabullenmek zorunda kaldığı başka bir sahnede yine Frank, Simon’ı ailesinin yaşadığı Baltimore’a götürmesi için Melvin’i çok zorlanmadan ikna eder. Yola çıkmak üzerelerken Melvin hangi aşamadadır? Carol, ona Spencer’ın tedavisi konusunda yardımları için teşekkür ettiğinde Melvin, birine herhangi bir nedenle teşekkür etmenin değerini fark eder; fakat aynı zamanda Simon’la iletişimindeki kaygıları sürmektedir. Bu yüzden yolculukta onlara Carol’ın da eşlik etmesini ister. Carol, bu yolculuğa çıkarken dolu bir bavul hazırlamaya gereksinim duymazken Melvin, titiz bir hazırlığa çoktan başlamıştır. Gereksinim duyma olasılığı olan her şeyi yanında bulundurma isteği nedeniyle yatağının üzerine düzgünce sıraladığı gerekli gereksiz bir dolu eşya bavula girmeyi beklemektedir.

Harold Ramis, Shirley Knight, Helen Hunt, Antonia Jones

Yol boyunca yaşanan gelişmeler, Melvin‘in ve Carol‘a bağlanma biçiminin hangi prototipe yakın olduğu konusunda bilgiler vermeye devam eder. Bilir’in makalesinde belirttiği gibi babasıyla ilgili meselelerini anlatan Simon’ı Carol’ın dikkatle dinlemesi, Melvin’in kıskançlığını gün yüzüne çıkarır. Konu, Simon’ın meselesiyken rol çalarak kendi çocukluğunu anlatmaya koyulur. Babasıyla meselelerinin Simon’ın babasıyla meselelerinden kalır yanı yoktur. Bu yönden anlatı boyunca karşıtlık dizgesinin iki tarafında yer alan bu karakterler ilk defa aynı çizgide hizalanmışlardır ama yine bir karşıtlık burada da dikkati çeker: Otoriter ve cezalandırıcı baba figürü, Melvin’le Simon’u birbirlerine taban tabana zıt iki insana dönüştürmüştür. Diğer deyişle aynı nedenler, farklı sonuçlara yol açmıştır.  

Jack Nicholson

Brooks, Melvin’i finale doğru son birkaç kez ritüellerini tekrarlarken gösterdiğinde izleyici olarak OKB’nin sınırları / sınırsızlığı üzerine düşünmemize yol açacak birkaç örnek sunar. Melvin, otel odasında yine aşırı sıcak suyla yıkanıp akabinde Carol’la akşam yemeğine çıktıklarında restoranın kuralları gereği ceket giyip kravat takmak zorunda olduğunu öğrenince orada ona verilen, daha önce giyilse de temizlenmiş bir ceket ve kravatı kabul etmek yerine akşamın o saatinde kapanmamış bir mağaza arar ve bulur. Brooks, Melvin’in son kompulsiyonlarından birini örneklendirmek üzereyken onun aşmakta zorlandığı bir eşik koyar mekâna. Ceket ve kravatı alacağı mağazanın girişindeki eşiğin yananlamı OKB ile ilgili aşmakta zorlandığı her şeyin toplamıdır. İçeri girmek, bir yere değmeme telaşından eşiğin neresine basacağını belirlemeye kadar her şeyiyle bir meseledir onun gözünde ama sonunda zar zor da olsa mağazaya girerek alışveriş yapar. Peki, restoranda ona verilen ceketle kravatın giyildiğini bildiğinden bunları kabul etmezken mağazadan satın aldığı ceketin daha önce bir müşteri tarafından denenmediğinin garantisi var mıdır? Bu aklına gelmez mesela; fakat biz bu olasılıkları düşündüğümüzde OKB’nin sınırlarının olmadığını görürüz ki iyileşmeyi hızlandıran aydınlanmanın hangi yolda ilerlersek mümkün olacağını bize bu düşünce fark ettirir. 

Helen Hunt

Restorana gidip Carol’ın karşısına oturduğunda sonrasında berbat edeceği bir çuval incire rağmen ilk defa çok değerli bir tümce kurar ve ona tedavisi için doktorun verdiği ilaçlarını kullanmaya başladığını söyleyerek “Daha iyi biri olmak istememi sağladın” der. Carol’ın da ifade ettiği gibi Melvin’den gelebilecek en güzel iltifattır bu. Kaygılarının, kaçma duygusunun henüz tümden çözülememiş olmasından dolayı büyük adımları yine Carol atar. Brooks, Melvin’in duygularını açmak konusundaki beceriksizliğini mizahî bir üslûbun hissedildiği bir sahneyle anlatmayı yeğleyerek karakterin bir barmene içini dökebildiğini gösterir. Sabah otele döndüğünde Carol’ı Simon’dan kıskanmaya devam ederken ona yaptıklarını düzeltecek ve doğru bir iletişim kuracak gücü verense Simon olur. 

Cuba Gooding Jr. ve Jack Nicholson

Hem anlatı boyunca olan hem de Baltimore’a gidiş ve dönüş yolculuklarında Melvin’in karşıtı Simon nasıl ve ne kadar değişmiştir? Nahifliğinin yanı sıra Melvin’le ayrıldıkları bir diğer özelliği, hiç kimseyi ve hiçbir şeyi kontrol etme çabasının olmamasıdır. Resmini yaptığı modele kendisi için gözlemlemenin önemli olduğunu, örneğin otobüs bekleyen birinde görebildiği gerçekten hareket ederek bir eser oluşturmanın değerini anlattığı sahnede bu duygusunu açımlar. Kaygıları yok mudur? Elbette vardır. Örneğin, Verdell’e Melvin’in baktığını öğrendiğinde huzursuz olur ama kendisini sakinleştirmeyi bir yerden sonra becerir. Sevgisine ve yeni duruma üzülmesine rağmen Verdell’in Melvin’e bağlandığını görünce kimsenin onu zorlamamasını ister. Ekonomik problemlerinin arttığı, hastane masraflarını karşılamak zorunda olduğu ve sergiden gelir elde edemediği döneminde de dönüştürerek de olsa duygularını farklı tepkilerle açığa çıkaran Melvin’in tam tersine içine kapanır, pes edecek duruma gelir.

Julie Benz

Simon’daki dönüşümün ilk belirtilerini hastaneden eve geldikten sonra Melvin’in her zamanki üslûbuna karşı haddini aşmadan konuşması için onu nazikçe uyararak bir sınır çizdiğinde görürüz. İlerleyen zamanlarda ise Melvin’in karşısında zayıf olmaktan üzüntü duyduğunu söylediği sahnede duymak zorunda kaldığı aynı üslûba bu kez tahammül edemeyerek tekerlekli sandalyesinden zor da olsa ayağa fırlayıp ona saldırmaya kalktığında Simon’ın da öfkesini saklayamayabileceğine tanık oluruz. Melvin’in iyileşmesinde Verdell ve Carol’ın azımsanmayacak paylarının olmasına benzer biçimde Carol, Simon’ın da eski gücünü kendinde bulmasına yardımcı olur. Önce yola çıktıklarında onu dinlemesi ve ardından otel odasında ona yeniden ilham vererek haftalar sonra resim yapmaya başlamasını sağlamasıyla devam eden süreç, ailesiyle telefonlaştıktan sonra hafiflemesiyle birlikte başka bir Simon’ın doğmasına olanak verecek kadar dönüştürücü bir güce sahiptir. O sırada Frank’tan gelen, evinin birine kiralandığı ve bu yüzden başka bir yer aramak zorunda kaldığı gibi haberleri bu sürecin etkisiyle dert etmez. Ev bulamayınca Melvin, ona kapılarını açtığında her ikisinin hayatında da dönüşümün önemli ölçüde gerçekleştiği görülür. 

Nicholson & Hunt

Terms of Endearment filminin karakterlerini çözümlerken temel alınan bağlanma modelleri üzerinden bu filmdeki karşıtlıklara baktığımızda Carol’ın güvenli bağlanma prototipine yakın bir karakter olduğunu ileri sürebiliriz. Yaşadığı zorluklara rağmen Melvin gibi başkalarını incitme yolunu seçmemiş ya da Simon gibi pes etmemiştir; fakat annesi Beverly’ye (Shirley Knight) içini döktüğü sahnede hayatın nasıl bir şey olduğunu unuttuğunu ve bunu otobüsteki çiftlere bakarken fark ettiğini söyler. Bütün yük omuzlarındadır. O zamana kadar bunu dile getirmekten ve hatta düşünmekten bile kaçmıştır. Ne var ki bunun neden olduğu yorgunluğu sonunda itiraf eder. 

Hunt, Nicholson ve Kinnear

Öte yandan Carol’ın da kaygıları ve beklentileri vardır. Melvin’den farklı olarak o da Simon gibi bunları doğru iletişim yollarıyla anlatmayı seçmiştir. Finalde Melvin, Carol’la konuşmaya geldiğinde Beverly, kızı adına mutlu olur; fakat Carol, emin değildir. Beverly’ye dört başı mamur bir yol arkadaşı bulamamaktan dert yandığında annesi ona böyle birinin bulunamayacağını söyler. Kendini korumak amacıyla Melvin’e karşı bir sınır çizmeyi denese de finalde birlikte sokakları adımlarken Brooks, onların artık ortak ve yeni bir yolculuğa başladıklarını izleyiciye söyler. Evde piyano çalıp kendi kendine şarkılar söyleyen Melvin’in sesini ilk kez Carol duyar. Sakınıma gerek görmeden Carol’a açılıp öpüştükleri sahne, Melvin’in de artık eski Melvin olmadığını gösterir. Yerdeki çizgilere basmamak için beceriksiz bir tel cambazına dönen Melvin, artık o çizgilere basıp geçmektedir. Önce Verdell’in tanıştırdığı eşsiz sevgi, sonra Carol sayesinde tecrübe ettiği aşk ve tabii Simon’la öğrendiği dostluk gibi duygular, o çizgilerin önemsiz olduğunu öğretmiştir ona. Weickert’ın tespit ettiği üzere bu dönüşüm ya da kapıyı beş kez kilitleme alışkanlığını bırakması, OKB’sinin hafiflediğinin kanıtlarıdır. Başka deyişle bunlar, OKB’nin çöküşünü sembolize eder. Weickert’a göre her biri “çift metafordur; çünkü kapıların takıntılı bir biçimde açılıp kapanması, izolasyon arzusu sürecini temsil ederken çizgiler, aynı zamanda insanlarla etkileşim kurmak için geçilmesi gereken sınırlarla ve çatlakların içinde biriken kirle de bağlantılıdır” (2001, s. 45, 59, 109). Finalde Simon, anlatı boyunca en çok çatıştığı kişiyle sağlıklı bir iletişim kurmayı başarabilmiş; Carol, Spencer’ın da tedaviye olumlu yanıt vermesiyle omuzlarındaki yüklerden hafiflemiş ve Melvin sevgi, aşk ve dostluk sayesinde Art Garfunkel’ın seslendirdiği “Always Look On The Bright Side of Life” şarkısının şu sözlerine kulak vermiştir:

“Hayat berbat görünüyorsa, unuttuğunuz bir şey var. 
O da gülmek, gülümsemek, dans etmek ve şarkı söylemek.
Kendinizi kötü hissettiğinizde, aptal olmayın, ahmaklar.
Sadece dudaklarınızı büzün ve ıslık çalın, mesele bu.” (Eric Idle / Hans Zimmer)

Baran Barış

Kaynakça

  • Bilir, B. N. (2024). “As Good As It Gets Film İncelemesi: OKB’nin Görünmeyen İç Dünyası”. Söylenti Dergi. (Bağlantı)
  • Guiraud, P. (1994). Göstergebilim. Çev. Mehmet Yalçın. Ankara: İmge Kitabevi Yayınları.
  • Weickert, A. E. R. S. G. (2001). An Analysis of The Protaganists’s Face Work In “As Good As It Gets”: From An Obnoxious to A Sociable Being. Florianópolis. 

Bir Cevap Yazın