THE ONLY LIVING PICKPOCKET IN NEW YORK: Başarısız Bir Deneyime Karşılık Nazik Bir Kayıtsızlık

76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde (Berlinale) yarışma dışı kategoride uluslararası prömiyerini yapan The Only Living Pickpocket in New York, (New York’un Yaşayan Tek Yankesicisi, 2026) New York’a duyulan nostaljik sevginin temel yaklaşımda “hırsızlık” teması altında şehrin dinamiğini ve enerjisini resmetmek için kurgulanmış bir yapım. Noah Segan’ın hem senarist hem de yönetmen koltuğunda oturduğu filmin başrollerinde … Okumaya devam et THE ONLY LIVING PICKPOCKET IN NEW YORK: Başarısız Bir Deneyime Karşılık Nazik Bir Kayıtsızlık

SARI ZARFLAR: Bir Açık Sistem Eleştirisi Olarak İdealizmin Evrensel Gerilimi

76. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde yarışma kategorisinde izlediğimiz ve festivalden Altın Ayı / En İyi Film ödülüyle dönen Sarı Zarflar (Yellow Letters, 2026), politik bağlamda dramatik bagajı oldukça dolu bir Almanya-Türkiye ortak yapımı olarak karşımıza çıkıyor. Yönetmenliğini İlker Çatak’ın yaptığı filmin başrollerinde Özgü Namal (Derya), Tansu Biçer (Aziz), Yusuf Akgün (Fikret), Leyla Smyrna Cabas (Ezgi), … Okumaya devam et SARI ZARFLAR: Bir Açık Sistem Eleştirisi Olarak İdealizmin Evrensel Gerilimi

THE WEIGHT: Psikolojik Yükün Altında Kültürel Yabancılaşma

76. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Berlinale Special Gala’da gösterilen The Weight (2026), endişe ve korku duygusunu doğrudan dram değil de daha çok gerilim yaratsın diye kullanırken, evrensel dünya düzeninden dışlanmış figürlerini oldukça modern gözüken anlatısının içerisine yerleştiriyor. Padraic McKinley’in ilk uzun metraj filmi olan The Weight, insan psikolojisi üzerine doğanın tam ortasında adeta bir keşfe … Okumaya devam et THE WEIGHT: Psikolojik Yükün Altında Kültürel Yabancılaşma

NIGHTBORN: Anne Olmanın Trajikomedisi

76. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde yarışma kategorisinde gösterilen Nightborn / Yön Lapsi (2026), Hanna Bergholm’un ikinci uzun metraj filmi olarak karşımıza çıkıyor. Film anne olmanın, özellikle anne üzerindeki yansımalarından metaforik bir anlatı yakalıyor. Fantastik ve psikolojik gerilim türlerine giren filmin başrollerinde Seidi Haarla (Saga), Rupert Grint (Jon), Pamela Tola (Taru) ve Pirkko Saisio (Saga'nın annesi) … Okumaya devam et NIGHTBORN: Anne Olmanın Trajikomedisi

THE MOMENT: Gerçekliğin Marka Değeri

Dial M for Movie olarak 76. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Panorama kategorisinde izleme şansı bulduğumuz Aidan Zamiri’nin  “uzun metraj video klip” tarzındaki filmi The Moment (2026), Charli XCX’in orijinal fikri üzerinden ortaya çıkmış, daha sonra ise yine Zamiri ve Bertie Brandes tarafından senaryolaştırılmış. Zamiri’nin daha önce Charli XCX’in müzik videolarının yönetmenliğini de yaptığını düşündüğümüzde filmin … Okumaya devam et THE MOMENT: Gerçekliğin Marka Değeri

ROSEBUSH PRUNING: Aile Kavramının Monotonluğundan Manipüle Edilmiş Bir Ritüel Yaratmak

76. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Yarışma kategorisinde gösterilen Karim Aïnouz’un son filmi Rosebush Pruning’de (2026), kokteyl niyetine kullanılan cinsel öğelerin birer leitmotiv gibi sürekli kendini tekrar etmesi, yönetmenin genel olarak film üzerindeki tonunu da belirliyor. Filmin oyuncu kadrosu oldukça dikkat çekici; Elle Fanning (Martha), Callum Turner (Ed), Pamela Anderson (anne), Riley Keough (Anna), Lukas Gage … Okumaya devam et ROSEBUSH PRUNING: Aile Kavramının Monotonluğundan Manipüle Edilmiş Bir Ritüel Yaratmak

2025 yılının en iyi filmlerinden ÇİRKİN ÜVEY KARDEŞ’in yıldızı LEA MYREN ile Konuştuk!

Bu yılın başında Dial M for Movie olarak katıldığımız 75. Berlin Uluslararası Film Festivali çok güçlü başlamıştı ve gördüğümüz bazı filmler bizi mutlu etmişti, ilerleyen günlerde tam her festivalde olduğu gibi “fazla iyi film göremeyeceğiz galiba” korkusu üzerimize çökecekken, bize “işimi seviyorum!” dedirten esas film kesinlikle Emilie Blichfeldt’in yönettiği ve Lea Myren, Ane Dahl Torp … Okumaya devam et 2025 yılının en iyi filmlerinden ÇİRKİN ÜVEY KARDEŞ’in yıldızı LEA MYREN ile Konuştuk!

Interview with LEA MYREN, starring in one of the best movies of 2025, THE UGLY STEPSISTER

Film Festivals are fun, but our presence as accredited press members is also part of our job, so sometimes we may begin to cover a festival with a certain feeling that we may not see a lot of “good ones” throughout any given festival. Film criticism isn’t exactly an area where you can review films … Okumaya devam et Interview with LEA MYREN, starring in one of the best movies of 2025, THE UGLY STEPSISTER

Bağımsızlığın ve Özgürlüğün Kuklası Olarak Bedenin Son Dansı: SEVEN VEILS – Berlinale #4

Dinamiğini travmatik sorunsallar ile besleyen Seven Veils (Yedi Peçe, 2023), Atom Egoyan’ın yazıp yönetmiş olduğu ve 74. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde dikkatimizi çeken filmlerden biriydi. Melankolik tonların hâkim olduğu film, bireyin kendisine ve etrafındakilere yabancılaşması üzerinden gerçekleştirilmeyi bekleyen öznesel arzular çatısı altına kuruluyor. Richard Strauss'un 1905 tarihli Salome operasının yeniden sahnelemesi etrafında açımlanan kompozisyonuyla katmanlı … Okumaya devam et Bağımsızlığın ve Özgürlüğün Kuklası Olarak Bedenin Son Dansı: SEVEN VEILS – Berlinale #4

SPACEMAN: Kontrol Altına Alınmış Saf Aklın Alegorik Esrarengiz Figürü – Berlinale #3

Johan Renck’in kendi sanatsal ve yaratımsal aurasından ilham alarak yönetmiş olduğu Spaceman (2024), yalnızlık için yazılmış sonlu bir şiir havasını taşıyor. Bir astrofizikçiyi canlandıran Adam Sandler (Jakub Prochazka) tam anlamıyla gerçekçi ve sembolik olanın, tanınabilir ve gizemli olan ile yerlerini değiştiriyor. Kendini evinde hissetmek üzere kurulmuş olan kendi anı dünyasına istemeden son derece sadık kalan … Okumaya devam et SPACEMAN: Kontrol Altına Alınmış Saf Aklın Alegorik Esrarengiz Figürü – Berlinale #3