NIGHTBORN: Anne Olmanın Trajikomedisi

76. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde yarışma kategorisinde gösterilen Nightborn / Yön Lapsi (2026), Hanna Bergholm’un ikinci uzun metraj filmi olarak karşımıza çıkıyor. Film anne olmanın, özellikle anne üzerindeki yansımalarından metaforik bir anlatı yakalıyor. Fantastik ve psikolojik gerilim türlerine giren filmin başrollerinde Seidi Haarla (Saga), Rupert Grint (Jon), Pamela Tola (Taru) ve Pirkko Saisio (Saga'nın annesi) … Okumaya devam et NIGHTBORN: Anne Olmanın Trajikomedisi

RETURN to SILENT HILL: İkonik Seriyi Oyunlaştırmak Uğruna Kendi Mitolojisini Pasifleştirmek

Dial M for Movie olarak geçtiğimiz günlerde Paris’teki dünya prömiyeri özel gösterimine katıldığımız Return to Silent Hill (Sessiz Tepe: Dönüş, 2026), sisle örtülü bir mekânda kül parçacıklarını aktif tutmaya çalışıyor. Japon şirketi Konami'nin beğenilen oyunu Silent Hill’den, artık bir uyarlama serisinin parçası haline gelen Return to Silent Hill, her ne kadar oldukça takdir gören 2006 … Okumaya devam et RETURN to SILENT HILL: İkonik Seriyi Oyunlaştırmak Uğruna Kendi Mitolojisini Pasifleştirmek

EXIT 8: Mekânsal Süreklilikte Metro Koridorlarının Jeopolitik Döngüsü

Genki Kawamura’nın, Kotake Create tarafından tasarlanan aynı adlı video oyunundan uyarladığı Exit 8 (2025) filmi, sıradan bir mekâna hapsolma anlatısından ziyade sistematik bir akış sunuyor. Daha önce 78. Cannes Film Festivali'nde gösterilen ama başka seanslarla çakıştığı için kaçırdığımız bu filmi, Dial M for Movie olarak 55. Uluslararası Rotterdam Film Festivali (IFFR) kapsamında izleme fırsatı bulduk. … Okumaya devam et EXIT 8: Mekânsal Süreklilikte Metro Koridorlarının Jeopolitik Döngüsü

LATE FAME: Bir Şehir Kültürü Olarak Sanatın Sahiciliği Üzerine Düşünmek

Bu yıl 55. Uluslararası Rotterdam Film Festivali (IFFR) kapsamında Limelight kategorisinde izleme fırsatı bulduğumuz Kent Jones’un Late Fame (“Geç Gelen Şöhret”, 2025) adlı filmi sanat ve kültürel yansımalar üzerinden sadece karakterlerinin hikâyesini değil şehir olarak New York’un da aynı temalar ışığındaki yansımalarını ele alıyor. Arthur Schnitzler’in aynı adlı 19. yüzyılda geçen novellasından uyarlanan film, Jones’un … Okumaya devam et LATE FAME: Bir Şehir Kültürü Olarak Sanatın Sahiciliği Üzerine Düşünmek

GRAND TOUR: Hayali Mekânları Dolduran Bambudan Yapılma Bedenler

Temelde karakterleri aracılığıyla iki anlatım biçimini kullanan Miguel Gomes yönetimindeki Grand Tour (2024), her ne kadar formalist yaklaşımla anlatısını örse de hikâyesi temelinde yolculuk eylemine dayanan, -adı gibi- büyük bir turu belgelemeye soyunuyor. Bunu yaparken kimi zaman kompozisyonunun içerisine karanlık bir perde indirerek alışıldık belgesel şablonundan uzaklaşmaya çalışıyor. Ancak bu türden teknik dokunuşlar filme bir … Okumaya devam et GRAND TOUR: Hayali Mekânları Dolduran Bambudan Yapılma Bedenler

SILENCE OF THE SEA (Umi no Chinmoku) – Sahte Olmanın Orijinalliği Üzerine

Bu yılın başında, 54. Uluslararası Rotterdam Film Festivali (IFFR) kapsamında Limelight kategorisi altında gösterilen Wakamatsu Setsuro’nun çok katmanlı Silence of the Sea (Umi no Chinmoku, 2025) adlı filmi, durgun suyun üzerine hesaplanarak atılmış bir taşın sekme biçimini hatırlatıyor. Senaryo koltuğunda Sô Kuramoto’nun bulunduğu film, peşinden gittiği tasvir gereği anlatım tekniği düzleminde standart yaklaşımdan uzaklaşıyor. Görsel … Okumaya devam et SILENCE OF THE SEA (Umi no Chinmoku) – Sahte Olmanın Orijinalliği Üzerine

SANATORIUM UNDER THE SIGN OF THE HOURGLASS: Poetik Kâbusun İndirgenemeyen Çelişkili Fenomenolojisi

54. Uluslararası Rotterdam Film Festivali (IFFR) kapsamında izleyici ile buluşan The Quay Brothers’ın (Stephen & Timothy Quay) son filmi Sanatorium Under the Sign of the Hourglass (2024), zamanın akışsızlığını gerçeklik algısını yıkmakla başlayarak mitik bir düşsel fantezi kapısını aralıyor. Yirminci yüzyıl Polonya edebiyatının en önemli isimlerinden Bruno Schulz’un aynı adlı (Kum Saati Burcundaki Sanatoryum) çalışmasından … Okumaya devam et SANATORIUM UNDER THE SIGN OF THE HOURGLASS: Poetik Kâbusun İndirgenemeyen Çelişkili Fenomenolojisi

THE CHRONOLOGY OF WATER: Anı’nın Sınırlarını Bedenin Etrafında Tebeşirle Çizmek

Dünya prömiyerini bu yıl 78. Cannes Film Festivali’nde Un Certain Regard (Belirli Bir Bakış) kategorisinde gerçekleştiren Kristen Stewart’ın ilk uzun metrajı The Chronology of Water (2025), yazar Lidia Yuknavitch’in aynı isimli romanından (2011) uyarlama. Senaryonun görsel anlatımı eş oranlı domine etme çabası kompozisyonun imge düzleminde kayıtsız resmini çiziyor. Bu da kimi zaman filme estetize edilmiş … Okumaya devam et THE CHRONOLOGY OF WATER: Anı’nın Sınırlarını Bedenin Etrafında Tebeşirle Çizmek

JAY KELLY: En Zor Rol Kendini Oynadığın Roldür

Senaryosunu Emily Mortimer ve Noah Baumbach’in beraber kaleme aldığı, yönetmen koltuğunda da yine Baumbach’ın oturduğu Jay Kelly (2025), bu sene Filmekimi’nde izlediğim ilk filmdi. Baumbach’ı daha önce 2005 yapımı Mürekkep Balığı ve Balina (The Squid and the Whale) filminden tanıyoruz. Aynı zamanda onun büyük ses getiren, 2019 yapımı Evlilik Hikâyesi (Marriage Story) filmi de çoğu … Okumaya devam et JAY KELLY: En Zor Rol Kendini Oynadığın Roldür

HEDDA: Ibsen’in Soğuk Norveç’inden Amerikan Queer Modernizmine

Norveçli yazar Henrik Ibsen’in 1890 yılında yayımlanan Hedda Gabler adlı oyunu, döneminin ahlâk anlayışına ters düştüğü gerekçesiyle uzun süre tartışmalara neden olmuş, toplumun “saygın” kesimlerince reddedilmişti. Ancak bugün Ibsen’in diğer oyunları gibi Hedda Gabler de hem tiyatro hem sinema alanında sık sık yeniden uyarlanan, her dönemde farklı biçimlerde yorumlanan bir klasik olarak kabul ediliyor. Benim … Okumaya devam et HEDDA: Ibsen’in Soğuk Norveç’inden Amerikan Queer Modernizmine