Vivarium: İki Ayaklı Hayvanların Doğal Yaşam Alanı

René Magritte’in Tablolarından Fırlamış Bulutlar

Yönetmen Lorcan Finnegan’ın ikinci uzun metraj filmi olan Vivarium’u ilk kez L’Étrange Festival’de (Paris) izleme fırsatı bulmuştuk; geçtiğimiz günlerde Filmekimi’nde de gösterilen yapım izleyiciyi adeta bir René Magritte tablosunun içine hapsediyor. Dünyanın sonunun gelişini, hiç şekil değiştirmeyen bulutlar, esmeyen rüzgâr ve her gün aynı olan havanın sıkıcılığı eşliğinde karşılıyormuş hissine kapılmanız işten bile değil.

Filmin başrollerinde Jesse Eisenberg (Tom) ile onun sevgilisi Gemma rolünde Imogen Poots’u görüyoruz. İkilinin Riley Stearns yönetmenliğindeki The Art of Self-Defense (2019) filminde de başrolleri paylaştığını düşünürsek Vivarium sırf bu açıdan bile merak uyandırıyor. Keza Jesse Eisenberg’ün The Double, Louder Than Bombs gibi filmlerde oynadığı karakterleri düşününce aslında Vivarium’u daha izlemeden, yapımın sizi içine çekebilecek, rahatsızlık verebilecek düzeyde bir hikayesi olduğunu tahmin edebilirsiniz.

Haydi Karıncalar Gibi Yaşayalım!

Vivarium’un anlatısının temelinde aslında doğanın döngüsüne yapılan vurgular yatıyor. Bir anda günlük yaşantılarından koparılan çiftimiz kendilerini, karıncaların kendi yaşam alanları misali (yapay olanı Terrarium olarak adlandırılır), labirent tarzındaki bir mekânda buluyor. Burada yiyecek, barınma gibi temel ihtiyaçların hepsi hazır olarak sunuluyor. Çiftten tek beklenen şey ise bu (yapay) doğanın yaşam döngüsüne sahip çıkıp onun işlerliğini devam ettirmeleri. Bu düzlemde, aslında günlük hayatta işe ya da okula gitmek için sabah erken kalkıp hazırlanırken zihnimizin bir köşesinde her zaman hayatta kalma içgüdüsünün varlığını koruduğunu hatırlamakta fayda var. Finnegan bunu sıradan bir şehir hayatında dillendirmek yerine, böylesi bir şehir hayatından koparılmış çifti bir Magritte tablosunun içine yerleştiriyor.

Vivarium: Bu gerçek hayat değil.

Ebeveynlik İle İlgili Unuttuklarınızı Tekrar Hatırlayın

Vivarium’un dünya ve doğa kanunları alegorisinin yanı sıra ebeveynlik sorumluluklarına da değindiğini söyleyebiliriz. Bir türlü terk edemedikleri banliyöde kendilerine kutu içinde sunulan bir çocuğa bakmakla yükümlü kılınan çiftin kurtuluşu çocuğu büyütüp hayata atılmasını sağlamalarında yatar ya da en azından içinde bulundukları sistem kendilerine sunulan çocuğu yetiştirebilmeleri için böyle bir zorunluluğu öne sürer. Tabii aslında bu bir kandırmacadır, asıl kurtuluş hiçbir zaman onların düşündüğü gibi değildir.

Jorge Luis Borges, Franz Kafka ve Soren Kierkegaard’a Selamlar

Her gün gitmek zorunda olduğunuz bir iş yok, yanınızda sevdiğiniz bir eşiniz var, tüm ihtiyaçlarınız gideriliyor, bir de 9 ay beklemek zorunda olmadan elinize hazır bir bebek veriliyor. Şimdi tek yapmanız gereken size sunulan bu hayatı en iyi şekilde değerlendirip, şükrederek yaşamak. Daha ne istersiniz? İşte bu sorunsal tam olarak Borges ve Kafka gibi yazarların ve Kierkegaard’ın (“insanoğlu yeryüzüne atılmıştır”) kitaplarında sık sık işledikleri sorunsallardan biri.

Buraya nasıl geldik ve bundan sonra gidişatımız nasıl olacak? Film bunların bir cevabı değil elbette ama her gün başka mekanlarda, farklı zamanlarda kendimize sorup durduğunuz bu soruların cevabını arayan zihnimize kuşbakışı olarak tepeden bakıldığında ruh halimizin tam olarak nasıl göründüğünü ortaya seren bir film belki de. Bu açıdan Vivarium ile bir nevi aynada kendinize bakıyormuş sendromu yaşayabilirsiniz.

Yönetmen, Vivarium ile izleyiciye ilk bakışta rahat, konforlu bir ortam sunarken sonlara doğru her açıdan rahat sandığınız bu ortamın yapaylığı iyice gözler önüne seriliyor ve sizin cehenneminize dönüşüyor. Filmde kullanılan dekor da tam anlamıyla bu anlayışa uygun bir yapı sunuyor; karakterler hareket ettikçe siz de onlarla aynı dekorun içinde kendinizi sıkışmış hissediyorsunuz. Açık havaya çıksanız bile klostrofobik sıkıntılar devam ediyor. Anlaşılan o ki Finnegan tam anlamıyla sadece rahatsız olmamız için Vivarium’u yaratmış. Filmin adının kelime anlamına baktığımızda da “sıkışmışlık” hissinin temellerine inmek mümkün. Film genel gösterime girer mi bilmiyoruz ama yine de şimdiden keyifli seyirler / uyanışlar (naçizane) dileyelim.

Burcu Meltem Tohum

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s