SPEAK NO EVIL (2024) – Amerikan Rüyasının Ön Kapısında Dağıtılan Şekerlemeler

Aynı isimde kısa ve uzun metrajlı birçok film olsa da, yazımızın konusu olan filmin orijinal versiyonu Christian Tafdrup’un 2022 yapımı aynı adlı filmi. Orijinal film kendi türünde oldukça ön plana çıkan ve izleyiciyi şok edici Michael Haneke tarzı bir içerik şöleni, zengin bir sofra sunarken (film hakkındaki yazımız burada) geçtiğimiz günlerde Amerikan adaptasyonunu izlediğimiz, James Watkins’in elinden çıkmış olan Speak No Evil (2024), klasik Amerikan korku filmi huzursuzluğunu hedef alarak ondan tabiri caizse kahvaltılık bir tost hazırlıyor. Bu şekilde cılız bir kurguyla, film baştan sona klişeleşmiş tüm Amerikan korku unsurlarını izleyiciyi ekran başında sıkana kadar defalarca kez deniyor. James Watkins, Eden Lake ile zamanında yakalamış olduğu koltuğunun rahatlığına Speak No Evil’de erişemiyor. Her ne kadar filmin mizahi yöne kaçan karanlık atmosferi kimi zaman sekansları kurtarıyor gibi gözükse de Christian Tafdrup’un kendi filminde yakalamış olduğu o özgün şiddetin bacağını kırıp yeniden başka hiçbir şey inşa edemiyor. Filmin yeni versiyonunun senaryo ve hikâye aşamasında Tafdrup kardeşlerin bizzat kendileri yer almış olsa da Speak No Evil (2024) klişeleşmiş ve oldukça bayatlamış bir yapım olmaktan öteye geçemiyor.

Alix West Lefler, Mackenzie Davis, Scoot McNairy

Kibarlığa Öykünürken Kendi Ayak Bileğine Basmak

Toplum içindeki nezaket yapısını tiye alan atmosferik gerilim ile alaycı bakış açısında gidip gelen kompozisyon yapısı, orijinal filmin en önemli mezeleri arasında yer alıyordu. Bu şekilde hicivsel bir gerilim akışını oldukça doğal bir yoldan inşa eden Christian Tafdrup, her ne kadar kendi elleriyle aynı mezeyi James Watkins’in ellerine vermiş olsa da aynı tadın izleyiciye aynı doğal yoldan geçerek işlemesi imkânsız gözüküyor. Speak No Evil, bu imkansızlığı aynı anlatım kompozisyonu içerisinde defalarca kez yoğuruyor ve kimi zaman aynı tonu birçok kez kendi ritmi içerisinde döndürüp duruyor. Bu şekilde hali hazırda tekrarlanmış olan sekanslar arası geçişler, kendilerini yapaylığın kucağına doğrudan atıyor. Bunun yanı sıra film boyunca didaktik yapının öne çıkma arzusu sürekli olarak kesintiye uğrasa da, nihayetinde kendisini çıplak bir şekilde sunduğunda, beraberinde gülünç bir anlatım şeklini de açık ediyor.

James McAvoy ve Aisling Franciosi

İsimsiz Aktivistlerin Çalmak İstediği Replika Tablo

Paddy karakterine hayat veren James McAvoy, tüm sınırlarını zorlayarak elindeki karakterin malzemesini oldukça zenginleştiriyor. Özellikle Split (2016) yapımındaki aynı gergin ve rahatsız edici karakter özelliklerini törpüleyerek ve onları daha da sivrileştirerek tüm anlatının ortasına oturuyor. Bu şekilde Christian Tafdrup’un Speak No Evil’i anlatı odaklı bir yapı sunarken James Watkins’inki karakter odaklı tutumuyla öne çıkan bir Speak No Evil oluyor. Öte yandan Mackenzie Davis (Louise Dalton) de, James McAvoy’den sonra elle tutulur bir performans sergiliyor ancak her ikisinin de performansı ezbere bir gerilim yapısının köklerinden beslendiği için anlatı içerisinde dayatılan sosyal ahlakın bir parçası olarak havada sallanıyor. Öte yandan Ant (Dan Hough) karakterinin seçimi de filmin orijinal versiyonundaki görsel düzleme ayak uyduruyor; Hough’un başarılı performansı çoğu sekansta filmin 2022 versiyonuna selam ediyor. Buna rağmen film, gerilimiyle rahatsız etmesi beklenirken yapıcı karakterlerinin yapmacık ve defalarca kez ezberletilmiş dışavurumlarıyla cılız, hafif bir yapım olmaktan kurtulamıyor.

Alix West Lefler, Mackenzie Davis, Scoot McNairy

Yarasanın Kanatlarında Açılan Deliklere Üflemek

İnsanın doğasına uygun bir şekilde çizilmiş olan şiddete yakın yansımaları olabildiğince öğretici ve hatta uzun bir reklam gibi servis eden James Watkins, sıfırdan uğursuz bir ortam yaratmak yerine, izleyiciye “her şeyin yoluna gireceği” mesajıyla göz boyayarak vakit geçiriyor. Filmin ana motivasyonunu tam anlamıyla öldüren bu anlatım biçimi, vahşi filmin içerisine davet edilen “iyi bir misafir” olma oyununu dahi yapmacık bir havaya büründürebiliyor. Bu şekilde her ne kadar oyuncuların taşımış olduğu karakterlerin etkin yapısı hiç sekmeden yansısa da, filmin yaratması beklenen atmosferi bir türlü yakalayamaması ve bunun için de pek çaba harcamamış izlenimi vermesi yeni nesil Speak No Evil’ı vahşi olmaya çalışan iyimser görünümlü evcil bir hayvana dönüştürüyor. Olay örgüsünün yapısı gereği dinamik geçişleri olabildiğince filmin kompozisyonuna yedirmeye çalışan Watkins, bir anlamda olağan bir akışı da takip ediyor. Bu şekilde klasik tatil anlayışıyla basmakalıp korku filmi klişelerini de buluşturmaya çalışıyor. Film boyunca yönetmenin kendisine ait tek imzası bulunuyor; o da o muhteşem Amerikan rüyası ile inşa edilen filmin finali. Ne var ki tüm orijinal yapı taşları, tam da bu noktada eteğindeki tüm pırlantaları bir hışımla yere döküyor.

Dan Hough

Abartılı Karakterlerin Yaslandığı İkinci El Bir Senaryo

James McAvoy, Mackenzie Davis ve Dan Hough dışında The Nightingale (2018), I Know This Much Is True (2020) ve son zamanlarda beğenerek izlediğimiz Stopmotion (2023) filmleriyle de ön plana çıkan Aisling Franciosi (Ciara) ve Scoot McNairy (Ben Dalton); hayat vermiş oldukları karakterleri oldukça uçlarda dolaşan duygusal gerilim düzlemlerinde canlandırıyorlar. Bu anlamda tamamen karakter odaklı olan Speak No Evil, yeniden çevirim hikâyesine hayat veren her unsuru anlatısının önüne yerleştirerek onları gerilimin en uç noktalarına yerleştiriyor. Bu şekilde film, motivasyonunu filmin orijinal versiyonunda olduğu gibi nezaketin hicivsel damarına basarak değil, doğrudan şiddet odaklı bir merkezden alıyor. Aynı zamanda karakterlerin başlangıçtan itibaren kademeli olarak birbirlerine yabancılaştırılması da yine filmin yeni versiyonunda kullanılan biçimsel bir teknik. Bu şekilde abartılı şiddet versiyonları ve kara mizahın ana karakterler arasında daimi olarak yer değiştirerek kendi aralarında oynaması ise filmin var olan tek dinamiğini besliyor diyebiliriz.

Burcu Meltem Tohum

İlgili okuma: Speak No Evil (2022) eleştirisi (Burcu M. Tohum)

Bir Cevap Yazın