Dağınık Bir Hayatı Yoluna Koyma İhtimalleri: BAŞLANGIÇLAR

Her nesil, kendinden öncekilerin deneyimlerini ve öğütlerini ya dinleyerek ya da reddederek hayatı anlamaya ve bir yol bulmaya çalışır. Sürece kendi deneyimlerini de katar. Bu yönüyle nesiller birbirine benzer. Öte yandan her nesil, doğup büyüdüğü dönemin koşulları, normları, olanakları ve ritmiyle biçimlenir. Söz konusu farklılık, bir nesli kendisinden önceki ve sonraki nesillerden ayırırken onları özgül … Okumaya devam et Dağınık Bir Hayatı Yoluna Koyma İhtimalleri: BAŞLANGIÇLAR

Erkan Tahhuşoğlu’nun DÖNGÜ Filmi ve Minör Sinema

Gilles Deleuze ile Félix Guattari, Kafka: Minör Bir Edebiyat İçin adlı kitaplarında minör edebiyatı “bir azınlığın majör bir dilde yaptığı edebiyat” olarak tanımlarlar ve üç temel özellikle açımlarlar. Dilin yersizyurtsuzlaşması, minör edebiyatın birinci özelliğidir. Minör olandan çıkıp majör, diğer deyişle yabancı kısımlarda dolaşmak anlamına gelen yersizyurtsuzlaşma; yazmama, majör dilde yazma ve başka türlü yazma olanaksızlıklarının … Okumaya devam et Erkan Tahhuşoğlu’nun DÖNGÜ Filmi ve Minör Sinema

DÖRT KÖŞELİ ÜÇGEN’in Güvenilmez Anlatıcısıyla Birtakım Mülâhazalar

Türk edebiyatında deneme türünün önemli yazarlarından Salâh Birsel, 1950’lerin sonunda bir tane roman yazar. Önce Ulus gazetesinde tefrika olarak okurla buluşan Dört Köşeli Üçgen adlı bu kitabın yayımlandığında yıl 1960’tır. 1950 kuşağı Türk yazarlarının yapıtlarını düşünürsek Birsel’in romanını “umulmadık bir metin” addetmek zor; çünkü okur, önceki on yıl boyunca onu ataletten kurtaracak metinlerle sıklıkla meşgul … Okumaya devam et DÖRT KÖŞELİ ÜÇGEN’in Güvenilmez Anlatıcısıyla Birtakım Mülâhazalar

MY FIRST FILM ya da ALWAYS, ALL WAYS…

Felsefede kavramların imal edilmesi ile bir sanat yapıtının üretimi arasında benzerlik kuran Deleuze, karmaşık olarak betimlediği iki sürecin temelinde zorunluluk, diğer deyişle gereksinim olduğunu ileri sürer ve bunlar, hem felsefeciyi hem sanatçıyı yönlendirir (2003, s. 19, 20). Zia Anger’ın 2024 yapımı filmi My First Film başkarakteri, genç yönetmen Vita’nın (Odessa Young) anlatı zamanından on beş … Okumaya devam et MY FIRST FILM ya da ALWAYS, ALL WAYS…

Deleuze’den Dosch’a İkilikleri Yeniden Okumak: LE PROCÈS DU CHIEN

“Nasıl bir dünyada yaşamak istiyoruz?” Laetitia Dosch’un yönettiği ve başrollerden birini üstlendiği Le Procès du Chien (Köpek Davası, 2024) filminin sonlarına doğru avukat Avril Lucciani’nin (Laetitia Dosch) sorduğu bu soru, birilerinin üstün, değerli, güçlü; birilerinin aşağı, değersiz ve zayıf olarak tanımlandıkları bir dünyada bütün problemlerin çözümü için muhakemeye başlanacak en doğru, en kapsamlı sorudur; çünkü … Okumaya devam et Deleuze’den Dosch’a İkilikleri Yeniden Okumak: LE PROCÈS DU CHIEN

TÜRKAN ŞORAY Kostümlerinin Kurduğu Tümceler

İlk filmi olan, Türker İnanoğlu imzalı Köyde Bir Kız Sevdim’den bugüne iki yüz yirmi iki yapımda rol alan Türkan Şoray, altmış yılı aşan sanat yaşamında canlandırdığı karakterlerle ama aynı zamanda filmlerin dışındaki dünyada kendisi olarak da izleyicinin beslediği sevgiyi koruyan bir yıldız. Üstelik genelgeçer yıldız kalıplarına, tavrına gönül indirmeden, birtakım stratejilerle değil olduğu gibi, dürüst, … Okumaya devam et TÜRKAN ŞORAY Kostümlerinin Kurduğu Tümceler

Réponse de femmes: Biz-im Bedenimiz Biz-im Cinsiyetimiz ya da Libidinal Enerjiyle Çalışan Arzu Makineleri

Agnès Varda, Simone de Beauvoir tarafından kaleme alınan bir manifestodan esinlenerek çektiği 1975 tarihli kısa filmi / belgeseli Réponse de Femmes: Notre Corps, Notre Sexe’de [Kadınların Cevabı: Bizim Bedenimiz, Bizim Cinsiyetimiz] radikal feminizmin -ya da ikinci dalga feminizmin- gündemindeki sorulara ve kürtajın Fransa’da yasallaştırılması sürecinde ortaya çıkan sorunlara değinir. Varda’nın bir sine-bildiri olarak tanımladığı kısa … Okumaya devam et Réponse de femmes: Biz-im Bedenimiz Biz-im Cinsiyetimiz ya da Libidinal Enerjiyle Çalışan Arzu Makineleri

ANKEBÛT: Eril Söylemin Araknofobisi ya da Fallusa Karşı Bir Örümcek Ağı Olarak Hymen

Ceylan Özgün Özçelik’in 2020 yapımı deneysel kısa filmi Ankebût’un konusu, sekiz yıl boyunca kocası tarafından uygulanan sistematik şiddete maruz kalan ve öz savunma ile kendisine yöneltilen şiddeti geri püskürterek kocasının yaşamına son veren Name Öztürk’ün hayat hikayesine ve kabusuna dayanmaktadır. Özçelik, Altyazı dergisinden Aslı Ildır’ın kendisiyle gerçekleştirdiği söyleşide kısa filmin ortaya çıkış öyküsünü şöyle anlatır: … Okumaya devam et ANKEBÛT: Eril Söylemin Araknofobisi ya da Fallusa Karşı Bir Örümcek Ağı Olarak Hymen

OZU Sineması (2) – Late Spring

Yasujiro Ozu’nun Noriko Üçlemesi’nin ilk ayağı sayılan 1949 tarihli Late Spring / Geç Gelen Bahar (Banshun) yine bir aile dramı ancak bu sefer Ozu merceğini annelerini kaybetmiş bir çekirdek aileye, Chishû Ryû’nun canlandırdığı baba Shukichi Somiya ile kızına, Setsuko Hara’nın hayat verdiği Noriko Somiya’ya yöneltiyor. Sırasıyla Late Spring (1949), Early Summer (1951) ve Tokyo Story … Okumaya devam et OZU Sineması (2) – Late Spring

CARNIVAL of SOULS ve Göstergebilimsel Bir Okuma

Korku ustalarından George A. Romero’nun, Yaşayan Ölülerin Gecesi (Night of the Living Dead) filmi 1968 yılında sinemalarda gösterilmeye başladığında, seyirciler “daha önce buna benzer hiçbir şey izlemedim” izlenimiyle çıkıyorlardı salonlardan. 1960’larda, hatta 1970’lerde bile geniş kitlelere yönelik korku filmleri çekilmiyordu (1973 tarihli The Exorcist yine döneminin ilerisindeydi). Rod Serling’in muhteşem The Twilight Zone (1959-1964) dizisinde … Okumaya devam et CARNIVAL of SOULS ve Göstergebilimsel Bir Okuma