Sinema tarihinde bazı filmler için haklı tanımlamalar yapılır, “ilk sesli film” (The Jazz Singer) veya “cadılığı konu edinen ilk film” (Häxan) gibi. Danimarkalı usta yönetmen Carl Theodor Dreyer’in Vampyr (1932) filmi hakkında ise, tüm sınıflandırma kriterlerini aşıyor dersek abartmış olmayız. Hitchcock’un “üst üste iki defa izlenmeyi hak eden tek film” olarak nitelediği, Buñuel’in ise “en … Okumaya devam et VAMPYR: Carl Theodor DREYER’den Karanlık bir Başyapıt
Kategori: Eleştiri Yazıları
THE FAVOURITE: Anaerkil İktidar Mücadelesi
Daha önceden Dogtooth, The Lobster ve The Killing of a Sacred Deer’dan tanıdığımız Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’un çok konuşulan filmi The Favourite (2018), festival gösterimi sonrasında üzerine bir de çalışma yapmam nedeniyle daha ayrıntılı bir şekilde inceleme fırsatı bulduğum bir yapım. The Favourite’ı diğer Lanthimos filmlerinden ayıran en önemli özelliklerinden birisi senaryosuna bu sefer Lanthimos’un … Okumaya devam et THE FAVOURITE: Anaerkil İktidar Mücadelesi
THE CROW: Dört Ayrı Hayatın Ortak Karesi
En önce nişan yüzükleri için öldürülen çift vardı. Arkasından trafik kazasında hayatını yitiren nişanlı bir kadın geldi. Bu iki hikâye iç içe geçirildi ve nişanlı olup bir çete tarafından öldürülen çiftin hikayesi yaratıldı. Bu yaratım sırasında nişanlı ve evlilik hazırlığı yapan bir adam bir karganın kanadına binip bizleri ve bu düzeni terk etti. Dört ayrı … Okumaya devam et THE CROW: Dört Ayrı Hayatın Ortak Karesi
MUSEUM HOURS ve PIETER BRUEGEL
Museum Hours / Ziyaret Saatleri 2012 yılında çekilmiş bir belgesel olmasına rağmen, ünü biraz geriden geldi. Çeşitli mecralarda adının geçmeye başlaması ve aldığı ödüllerin parıltısının Dünya’nın dört bir yanında görülebilmesi için, beş-altı yıl beklemesi gerekti. En sonunda bizim de dikkatimizi çekince, gittik DVD’sini aldık, büyük bir şevkle ekran karşısına oturduk. Ne yazık ki bizi, tahmin … Okumaya devam et MUSEUM HOURS ve PIETER BRUEGEL
LOST HIGHWAY: Gerçek ile Rüya Arası Bir Yerde
Bazen güncel filmlere başını çevirip, bir klasik olarak adlandırılan, kendisi için kült niteliği taşıyan filmlere dönüş yapmak istiyor insan. Seneler geçtikçe bu filmlere tekrar tekrar geri dönüldüğünde, her seferinde yeni bir şey fark ediliyor veya hafızadaki yeri tazeleniyor. Lost Highway de benim için böyle bir yapıt. Filmin yönetmeni David Lynch’in diğer işleri gibi, Lost Highway … Okumaya devam et LOST HIGHWAY: Gerçek ile Rüya Arası Bir Yerde
POWDER: Beyazdan Daha Beyaz Olana Karşı Sırttaki Ter Damlasının Ürperticiliği
Powder, 1995 yılında Victor Salva'nın kaleminden ve kamerasından gözlerimize ve oradan beynimizin kıvrımlarında dolaşıp yüreğimize (eğer var ise) misafir olan nev-i şahsına münhasır bir eser. Genel olarak konusuna bakılacak olunursa; henüz ana rahminin sıcaklığından ayrılmamış olan Jeremy'ye (Sean Patrick Flanery) ev sahipliği yapan annesinin üzerine bir yıldırım düşmesi ve bu yıldırımın güçleriyle donanmış Jeremy'nin doğup … Okumaya devam et POWDER: Beyazdan Daha Beyaz Olana Karşı Sırttaki Ter Damlasının Ürperticiliği
Ford v Ferrari / Le Mans ‘66
James Mangold’un, 1966 Le Mans yarışında Ford ile Ferrari firmalarının üstünlük mücadelesini konu edinen son filmi Ford v Ferrari, bu yılın sürprizlerinden ve gösterim tarihi açısından da adeta bir yılbaşı hediyesi. Sürpriz olarak niteleme sebeplerimizden biri, filmin ana konusunun genel kitleye hitap etmemesi. Kişisel olarak benim bile ilk tepkim yavan bir “yarış filmi, hadi bakalım” … Okumaya devam et Ford v Ferrari / Le Mans ‘66
Bir Hitchcock Güzellemesi: THE STRANGE LOVE of MARTHA IVERS
En az Hitchcock filmleri kadar karanlık, acımasız ve gölge oyunlarıyla aklınızı başınızdan alan 1946 yapımı The Strange Love of Martha Ivers (Martha Ivers’in Tuhaf Aşkı), masum maskelerinin altındaki tehlikeli sayılabilecek insan karakterlerini ince bir şekilde işleyen bir film. Başrollerini Martha karakteriyle Barbara Stanwyck, Sam karakteriyle Van Heflin ve Toni karakteriyle Lizabeth Scott’ın paylaştığı filmde Kirk … Okumaya devam et Bir Hitchcock Güzellemesi: THE STRANGE LOVE of MARTHA IVERS
Bergman’ın SKAMMEN’i Üzerine Göstergebilimsel Bir İnceleme
Tiyatro kökenli, sinema tarihinde saygın bir yer edinmiş, birçok yönetmeni ve izleyiciyi derinden etkilemiş yapıtlar sunan Ingmar Bergman’ın senaryosunu yazıp yönettiği, 1968 yapımı Skammen, Türkçe’ye Utanç olarak çevrilmiştir. İsveç iç savaşının etkilerinden kurtulmak için bir adada yaşam sürmeye karar veren Jan (Max von Sydow) ve Eva Rosenberg (Liv Ullman) karakterleri üzerinden ele alınan hikâye; kadın … Okumaya devam et Bergman’ın SKAMMEN’i Üzerine Göstergebilimsel Bir İnceleme
NOSFERATU: Ekspresyonist Bir Tutku
Karanlık İmgesi Günümüze değin vampir temasına sırtını dayayan o kadar çok yapım var ki, yıllar geçtikçe bunlar içerisinde belli klişelerin ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelmiştir. Bir nevi mimetik altyapıya sahip olan bu filmlerin babası, F. W. Murnau’nun 1922 yapımı Nosferatu’sudur. Nosferatu, izleyeni etkilerken aynı zamanda ona bulaşan gizli ve yıkıcı bir yapımdır. Filmde vampir karakterini … Okumaya devam et NOSFERATU: Ekspresyonist Bir Tutku
