STRANGE DARLING – Bildiğin Düşman Tanımadığın Dosttan İyidir

İlk uzun metraj filmini 2016’da çeken genç yönetmen JT Mollner’in yazıp yönettiği Strange Darling (Sevgilim Kaç, 2023) kesinlikle çok şey vadeden, ciddi anlamda şaşırtan ve senenin en büyük sürprizlerinden biri olması beklenen gerçek bir gerilim. Adını bilmediğimiz genç, seksi The Lady (Willa Fitzgerald) ile The Demon (Kyle Gallner) adlı kadın ve erkeğin tek gecelik birlikteliklerinin … Okumaya devam et STRANGE DARLING – Bildiğin Düşman Tanımadığın Dosttan İyidir

Gerçekliğin Üzerindeki Perde: ABRE LOS OJOS ve VANILLA SKY’da Aldatma, Kimlik ve Özdüşünüm Üzerine

1996 yapımı Tesis (Tez) ile oldukça ünlenen Alejandro Amenábar’ın hemen ertesi sene yönetmenliğini yaptığı ve Tesis’de de yer almış Eduardo Noriega ve Fele Martínez’i başrollerinde gördüğümüz Abre Los Ojos (Open Your Eyes / Aç Gözünü, 1997) insanın kolay kolay unutamayacağı türden bir film. Bu yazıda, Penélope Cruz ve özellikle La Casa de Papel (Money Heist, … Okumaya devam et Gerçekliğin Üzerindeki Perde: ABRE LOS OJOS ve VANILLA SKY’da Aldatma, Kimlik ve Özdüşünüm Üzerine

DECISION TO LEAVE: Femme Fatale ve Homme Fragile Dolanıklığının Metafiziksel Ayrılma Kararı

Güney Kore’nin felsefeci yönetmeni Park Chan-wook’un son filmi Decision to Leave (Ayrılma Kararı, 2022) modern bir noir-romantik olarak karşımıza çıkıyor. Film eleştirmeni olarak kariyerine devam etmek isterken Alfred Hitchcock’un Vertigo (1958) filmini izlemesiyle yönetmen olma düşüncesinde kendini bulan Chan-wook son filminde de bu yol değiştirici filmin izlerini kazıyarak bizlere gösterir. Klişe denilebilecek bir dedektiflik hikayesinin … Okumaya devam et DECISION TO LEAVE: Femme Fatale ve Homme Fragile Dolanıklığının Metafiziksel Ayrılma Kararı

MUSTANG: Atları da Vururlar ama Kadınları Daha Fazla

Deniz Gamze Ergüven’in ilk uzun metrajlı filmi olan Mustang (2015) ilk gösterimini 68. Cannes Film Festivali’nde gerçekleştirmişti. Filmin adının neden Mustang olduğu sorulduğunda Ergüven, doğa içerisinde koşan kızların görüntüsünü Amerika’nın ünlü yaban atı Mustang’a benzetmesinden dolayı bu ismi verdiğini söyler. Türk sinemasında temsili hayli az bulunan bir feminist filmdir Mustang. Dili dişildir ve öznesi kadınlardır. … Okumaya devam et MUSTANG: Atları da Vururlar ama Kadınları Daha Fazla

GONE GIRL – Evliliğin Dehşeti Üzerine Bir Modern Noir Senfonisi

Gillian Flynn’in 2012 yılında çıkan aynı adlı romanına dayanan 2014 yapımı Gone Girl (Kayıp Kız) bir David Fincher filmi. Fincher, Jake Gyllenhaal’lu Zodiac (2007) ve Brad Pitt, Kevin Spacey ve Morgan Freeman’lı Se7en (Yedi, 1995) gibi neo-noir yapımlarıyla biliniyor. Gone Girl de en bilinen neo-noirlar arasında yerini alırken, Fincher’a en çok para kazandıran filmlerden biri. … Okumaya devam et GONE GIRL – Evliliğin Dehşeti Üzerine Bir Modern Noir Senfonisi

Film Noir Etrafında Bir Bağımsızlık İlanı: LAURA (1944)

İngiliz Eureka Video firması, Masters of Cinema serisi altında yayımladığı Laura’nın (bluray) arka kapağında şu iddialı sözlere yer verir: “Laura ile ilgili cevaplanması gereken tek soru, onun gelmiş geçmiş en iyi kara filmlerden biri mi, yoksa bizzat kara film türünü tanımlayan bir eser mi olduğudur”. Açıkçası yönetmen koltuğunda oturan ismin Otto Preminger olmasına rağmen ben … Okumaya devam et Film Noir Etrafında Bir Bağımsızlık İlanı: LAURA (1944)

SHERLOCK: İkinci Sezon İncelemesi

Sherlock’un 2012 yılında yayınlanan ikinci sezonunda A Scandal in Belgravia, The Hounds of Baskerville ve The Reichenbach Fall adında üç bölüm karşılıyor bizi. İlk sezonun sonunda şeytani Moriarty ile tanışmış, daha doğrusu onun gerçekte kim olduğunu öğrenmiştik. Moriarty Watson’ın vücudunu bombalarla kaplamış, Sherlock’u kapana kıstırmaya çalışmıştı. Kurduğu bu düzen gelen bir telefonla kısa süreliğine de … Okumaya devam et SHERLOCK: İkinci Sezon İncelemesi

Your Vice is a Locked Room and Only I Have the Key: Kendi Duyularım Bile Algıladıklarını İnkâr Ediyor

Gözler belleğin kaidesi görevini yerine getiriyorsa onları yerinden çıkardığımızda bellekten geriye ne kalır? Masanın üzerine bırakılan kalem, daktilo, mektup açacağı ve tüm odaya dağılmış kâğıt parçaları ben odaya girmeden önce de varsa ben odaya girdikten sonra onları belleğimin parçası haline getiren gözler miydi? Ya da gözlerin taşıyıcısı olan beden sadece orada dikilen bir heykel miydi? … Okumaya devam et Your Vice is a Locked Room and Only I Have the Key: Kendi Duyularım Bile Algıladıklarını İnkâr Ediyor

DOUBLE INDEMNITY – Suç Ortaklığından Ölüme: Başka Türden Bir “İhtiras Tramvayı”

Some Like It Hot (1959) ve Sunset Boulevard (1950) gibi filmlerden bildiğimiz Avusturya doğumlu yönetmen Billy Wilder’ın yönetmenliğini yaptığı 1944 yapımı noir filmi Double Indemnity (Çifte Tazminat), noir film türü için oldukça büyük öneme sahip. Senaryosunu yine Wilder’ın yazmış olduğu – dönemin önemli senaristlerinden Raymond Chandler ile beraber – Double Indemnity içinde bulunduğu “genre”nın [1] … Okumaya devam et DOUBLE INDEMNITY – Suç Ortaklığından Ölüme: Başka Türden Bir “İhtiras Tramvayı”

Soylu İntikam Komedisi: YUMUŞAK KALPLER

Senaryosu Roy Horniman’ın romanına ve filmin yönetmeni Robert Hamer’ın senaryosuna dayanan Kind Hearts and Coronets (1949) inanılmaz bir intikam hikâyesi sunuyor. Ancak filmden “normal” bir intikam hikâyesi beklemek çok güç, zira filmdeki tüm hikâye seyirciye bir komedi perdesi altında sunuluyor. Türkçe’ye Yumuşak Kalpler olarak geçen film, birçok filmin sahip olduğu “ismi Türkçe’ye oldukça alakasız çevrilen … Okumaya devam et Soylu İntikam Komedisi: YUMUŞAK KALPLER