PAN’S LABYRINTH – The Tragic Beauty of Escapism

The difference between my childhood viewing of Pan’s Labyrinth (2006) and my adult one is not just about time; it’s about what I can bear to see now. When I first saw it, I thought: Oh, Ofelia made it. She returned to her underground kingdom. Her death wasn’t in vain! It was the price of … Okumaya devam et PAN’S LABYRINTH – The Tragic Beauty of Escapism

GRAND TOUR: Hayali Mekânları Dolduran Bambudan Yapılma Bedenler

Temelde karakterleri aracılığıyla iki anlatım biçimini kullanan Miguel Gomes yönetimindeki Grand Tour (2024), her ne kadar formalist yaklaşımla anlatısını örse de hikâyesi temelinde yolculuk eylemine dayanan, -adı gibi- büyük bir turu belgelemeye soyunuyor. Bunu yaparken kimi zaman kompozisyonunun içerisine karanlık bir perde indirerek alışıldık belgesel şablonundan uzaklaşmaya çalışıyor. Ancak bu türden teknik dokunuşlar filme bir … Okumaya devam et GRAND TOUR: Hayali Mekânları Dolduran Bambudan Yapılma Bedenler

SILENCE OF THE SEA (Umi no Chinmoku) – Sahte Olmanın Orijinalliği Üzerine

Bu yılın başında, 54. Uluslararası Rotterdam Film Festivali (IFFR) kapsamında Limelight kategorisi altında gösterilen Wakamatsu Setsuro’nun çok katmanlı Silence of the Sea (Umi no Chinmoku, 2025) adlı filmi, durgun suyun üzerine hesaplanarak atılmış bir taşın sekme biçimini hatırlatıyor. Senaryo koltuğunda Sô Kuramoto’nun bulunduğu film, peşinden gittiği tasvir gereği anlatım tekniği düzleminde standart yaklaşımdan uzaklaşıyor. Görsel … Okumaya devam et SILENCE OF THE SEA (Umi no Chinmoku) – Sahte Olmanın Orijinalliği Üzerine

FRANKENSTEIN – Guillermo del Toro’dan Mary Shelley’nin Düşsel Evrenine Saygı Duruşu

1816 yılının 17 Haziran’ında, İsviçre’nin Cenevre Gölü yakınlarında bulunan Villa Diodati’de (Diodati Malikânesi) Lord Byron, John W. Polidori, Mary Shelley, eşi Percy Bysshe Shelley ve Mary Shelley’nin üvey kardeşi Claire Clairmont bir araya gelmiş, yağmurlu ve fırtınalı bir akşam Byron’ın önerisiyle birbirlerinden bağımsız olarak korku öyküleri yazmaya koyulmuşlardı. O gece Lord Byron Vampir adlı yarım … Okumaya devam et FRANKENSTEIN – Guillermo del Toro’dan Mary Shelley’nin Düşsel Evrenine Saygı Duruşu

SANATORIUM UNDER THE SIGN OF THE HOURGLASS: Poetik Kâbusun İndirgenemeyen Çelişkili Fenomenolojisi

54. Uluslararası Rotterdam Film Festivali (IFFR) kapsamında izleyici ile buluşan The Quay Brothers’ın (Stephen & Timothy Quay) son filmi Sanatorium Under the Sign of the Hourglass (2024), zamanın akışsızlığını gerçeklik algısını yıkmakla başlayarak mitik bir düşsel fantezi kapısını aralıyor. Yirminci yüzyıl Polonya edebiyatının en önemli isimlerinden Bruno Schulz’un aynı adlı (Kum Saati Burcundaki Sanatoryum) çalışmasından … Okumaya devam et SANATORIUM UNDER THE SIGN OF THE HOURGLASS: Poetik Kâbusun İndirgenemeyen Çelişkili Fenomenolojisi

THE CHRONOLOGY OF WATER: Anı’nın Sınırlarını Bedenin Etrafında Tebeşirle Çizmek

Dünya prömiyerini bu yıl 78. Cannes Film Festivali’nde Un Certain Regard (Belirli Bir Bakış) kategorisinde gerçekleştiren Kristen Stewart’ın ilk uzun metrajı The Chronology of Water (2025), yazar Lidia Yuknavitch’in aynı isimli romanından (2011) uyarlama. Senaryonun görsel anlatımı eş oranlı domine etme çabası kompozisyonun imge düzleminde kayıtsız resmini çiziyor. Bu da kimi zaman filme estetize edilmiş … Okumaya devam et THE CHRONOLOGY OF WATER: Anı’nın Sınırlarını Bedenin Etrafında Tebeşirle Çizmek

JAY KELLY: En Zor Rol Kendini Oynadığın Roldür

Senaryosunu Emily Mortimer ve Noah Baumbach’in beraber kaleme aldığı, yönetmen koltuğunda da yine Baumbach’ın oturduğu Jay Kelly (2025), bu sene Filmekimi’nde izlediğim ilk filmdi. Baumbach’ı daha önce 2005 yapımı Mürekkep Balığı ve Balina (The Squid and the Whale) filminden tanıyoruz. Aynı zamanda onun büyük ses getiren, 2019 yapımı Evlilik Hikâyesi (Marriage Story) filmi de çoğu … Okumaya devam et JAY KELLY: En Zor Rol Kendini Oynadığın Roldür

Dağınık Bir Hayatı Yoluna Koyma İhtimalleri: BAŞLANGIÇLAR

Her nesil, kendinden öncekilerin deneyimlerini ve öğütlerini ya dinleyerek ya da reddederek hayatı anlamaya ve bir yol bulmaya çalışır. Sürece kendi deneyimlerini de katar. Bu yönüyle nesiller birbirine benzer. Öte yandan her nesil, doğup büyüdüğü dönemin koşulları, normları, olanakları ve ritmiyle biçimlenir. Söz konusu farklılık, bir nesli kendisinden önceki ve sonraki nesillerden ayırırken onları özgül … Okumaya devam et Dağınık Bir Hayatı Yoluna Koyma İhtimalleri: BAŞLANGIÇLAR

HEDDA: Ibsen’in Soğuk Norveç’inden Amerikan Queer Modernizmine

Norveçli yazar Henrik Ibsen’in 1890 yılında yayımlanan Hedda Gabler adlı oyunu, döneminin ahlâk anlayışına ters düştüğü gerekçesiyle uzun süre tartışmalara neden olmuş, toplumun “saygın” kesimlerince reddedilmişti. Ancak bugün Ibsen’in diğer oyunları gibi Hedda Gabler de hem tiyatro hem sinema alanında sık sık yeniden uyarlanan, her dönemde farklı biçimlerde yorumlanan bir klasik olarak kabul ediliyor. Benim … Okumaya devam et HEDDA: Ibsen’in Soğuk Norveç’inden Amerikan Queer Modernizmine

SIRÂT: Otorite İdeali Biçimindeki Koşullu İntiharın İhlâli

İlk sekansından itibaren heyecanlı ve uykusuz bir gece gibi başlayan ve sahip olduğu tüm ritmi gökyüzüne doğru diktiği hoparlörlerden gelen titreşimler aracılığıyla iten Sırât (2025), çöl ortamına yeni, yaşanabilir bir dokunuş getiriyor. Filmin yönetmen koltuğunda oturan Oliver Laxe, daha önceki çalışmalarında da beraber senaryo koltuğunda yer aldığı Santiago Fillol ile filmin yazınsal iskeletini yaratıyor. 78. … Okumaya devam et SIRÂT: Otorite İdeali Biçimindeki Koşullu İntiharın İhlâli