Lucretius’a göre tüm bedenler belli tohumlardan yaratılıyor. Filozof, bu tohumların hangilerinin diğerlerinden daha “üstün” olup olmadığı konusunda bir sınıflandırma yapılabilecek herhangi bir bilgi kaynağı sağlamamış. Her halükârda canlı form, belli bir ortamın içine gömülmüş halde kendi kalıtımsal formülünü meydana getiriyor. Fiziksel ve psikolojik olarak oluşum gösteren karakterin kendi içindeki uyumu, Severance sınırları bağlamında uçurumlar kadar … Okumaya devam et SEVERANCE (Sezon 1, Bölüm 6: Hide and Seek) – Kusurlu Benliğini Mükemmel Kılmada Asla Başarılı Olamayacaksın
MEMORIA – Bilincin Kıyısında Askıda Kalmış Bir Hatıralar Denizi
Prömiyerini geçtiğimiz sene Cannes Film Festivali’nde yapan Memoria (2021), başrollerinde Tilda Swinton, Elkin Díaz, Jeanne Balibar, Juan Pablo Urrego, and Daniel Giménez Cacho gibi isimleri gördüğümüz bir Apichatpong Weerasethakul filmi. Film ayrıca Taylandlı yönetmen Weerasethakul’un Tayland dışında çektiği ilk film olma özelliğine de sahip. Weerasethakul daha önceki Cannes film festivallerinde Altın Palmiye, Jüri Ödülü ve … Okumaya devam et MEMORIA – Bilincin Kıyısında Askıda Kalmış Bir Hatıralar Denizi
SEVERANCE (Sezon 1, Bölüm 5: The Grim Barbarity of Optics and Design) – Saf Zamanın Nitelikli Yitirilişi
Eğer geleceğin kendisi, şimdiki zamanı sımsıkı çevreleyerek sarıyorsa ve geçmişin tüm neden-sonuç ilişkileriyle bir etkileşim halindeyse, çemberin içindeki ses zapt edilemeyecek kadar yüksek demektir. Severance’da geleceği dışssal (outie), şimdiki zamanı ve geçmişi ise içsel (innie) bağlamında nitelendirecek olursak tam anlamıyla saf bir zamanın izinden gidiyor oluruz. Geleceğin cevapsız kalan endişe verici mesajları da, içsel olanın … Okumaya devam et SEVERANCE (Sezon 1, Bölüm 5: The Grim Barbarity of Optics and Design) – Saf Zamanın Nitelikli Yitirilişi
KING RICHARD: Kendi Hayallerine Katlanabilmek
Dünyaca ünlü sporcular Venus ile Serena Williams'ın babası ve koçu Richard Williams üzerinden Williams kardeşlerin Dünya tenis sahnesine çıkış hikayesini merkezine yerleştiren biyografik yapım King Richard (2021), Reinaldo Marcus Green yönetmenliğinde oldukça yüksek aksiyona sahip bir anlatı ortaya koyuyor. Kendini tekrarlamayan bir ritme sahip olan film, tüm spor alt tabanlı filmlerde olduğu gibi oyununu yüksekten … Okumaya devam et KING RICHARD: Kendi Hayallerine Katlanabilmek
PARALLEL MOTHERS: Boşluktaki Aritmik Tıkırtılar
Kesişme motiflerinin ve tesadüf unsurlarının yoğunlukta olduğu Parallel Mothers (Paralel Anneler, 2021), “doğum”u trajik olaylar silsilesinin temeli haline getiriyor. Birbirini tanımayan kişilerle kimseye ait olmayan nesneleri aynı masanın etrafında topladıktan sonra birinin alması için söz konusu masanın tam ortasına bir halet-i ruhiye bırakıyor denebilir. Bu da filmin atmosferini tedirgin edici bir düzlemde tutmak için yeterli … Okumaya devam et PARALLEL MOTHERS: Boşluktaki Aritmik Tıkırtılar
Alışılagelmemiş Bir Büyüme Hikayesi: LICORICE PIZZA
Magnolia (Manolya, 1999), There Will Be Blood (Kan Dökülecek, 2007) ve sitemizde de inceleme yazısı bulunan Phantom Thread (2017) filmlerinden tanıdığımız Paul Thomas Anderson’ın hem yazıp hem de yönettiği Licorice Pizza 2021 yapımı bir dönem filmi. 1970’lerde geçen filmde ana karakter Gary Valentine, Cooper Hoffman tarafından canlandırılmakta. Hoffman aynı zamanda Oscar ödüllü merhum oyuncu Philip … Okumaya devam et Alışılagelmemiş Bir Büyüme Hikayesi: LICORICE PIZZA
PETITE MAMAN: Çarpıtılmış Zamanın Dekoratif Kafesleri
İçinden kaçılmasını salık veren bir labirentin inşası olan Petite maman (Küçük Anne, 2021) zaman kavramının görünmez sonu düzleminde bize eşlik ediyor. Zaman kavramını ele alan diğer yapımlara göre Céline Sciamma’nınki baş döndürücü bir mısır tarlası tasarımıyla karşımıza çıkmıyor, alan ve mekâna dair ayrıksı bir tasarımı da yok ancak zamanın özel anlamına dair incelikli bir kompozisyon … Okumaya devam et PETITE MAMAN: Çarpıtılmış Zamanın Dekoratif Kafesleri
VIVRE SA VIE: Film en douze tableaux – Kendini Kendine Ödünç Vermek Asla Ortadan Kaldırmayacak Rastlantıyı
Sinema tarihinde deneysel dram kategorisinde yerini alan “Vivre sa vie: Film en douze tableaux” (1962), Jean-Luc Godard’ın dördüncü uzun metraj filmi olarak Fransız Yeni Dalga akımının öncülerinden. Arzuları, korkuları, şüpheleri, tesadüfleri ve gerçekçiliğin sıkıcı olmayan hallerini sunan film, yönetmenin de deyişiyle pür bir zihnin içindekileri tamamen bedenselleştirip onun hareketine katılıyor. Yönetmenin diğer filmleri arasında farklı … Okumaya devam et VIVRE SA VIE: Film en douze tableaux – Kendini Kendine Ödünç Vermek Asla Ortadan Kaldırmayacak Rastlantıyı
AFTER YANG – Figüre Dönüşen Nesne Çöktüğünde, Temsil Ettiği Mimari Romantikleşir
Amerikalı öykü yazarı Alexander Weinstein’ın Children of the New World (Yeni Dünya’nın Çocukları) adlı kitabındaki Saying Goodbye to Yang (Yang’a Veda Etmek) öyküsünden uyarlanan After Yang (Yang’ın Ardından, 2022), Kogonada’nın yönetmenliğinde yapay dostların uysal köleliğine dair yalnızlık teması altında kendine özgü naif kompozisyonunda ilerleyen bir film. A. Weinstein’ın yaratmış olduğu “çocuklar”, Kogonada’nın kamerasından diğer çocukların … Okumaya devam et AFTER YANG – Figüre Dönüşen Nesne Çöktüğünde, Temsil Ettiği Mimari Romantikleşir
THE GAME: Fincher’ın Algı Oyunu
Sinema tarihine adını Se7en (1995) ve Fight Club (1999) gibi filmlerle yazdırmış olan David Fincher, adından yine beğeniyle söz ettiren ve kronolojik olarak bu iki yapımın arasında yer alan The Game (Oyun, 1997) ile de yeteneğini konuşturmuştu. Başrolünde Michael Douglas’ın bulunduğu ve Sean Penn ile Deborah Kara Unger gibi isimlere de oyuncu kadrosunda yer veren … Okumaya devam et THE GAME: Fincher’ın Algı Oyunu
