Türkçe’ye Yaşamak olarak çevrilen Ikiru, 1952 yapımı bir Akira Kurosawa filmi. Kurosawa’nın çok bilinen epik filmlerinin yanı sıra Ikiru da kendine has özellikleriyle başköşeyi hak ediyor. Film, savaş filmlerinin macerasından, parıltısından ve şanından uzak, kendi halinde yaşayan bir bürokratın son günlerini konu ediniyor. Çekimler sırasında 47 yaşında olan Takashi Shimura filmde çok daha yaşlı olan … Okumaya devam et YAŞAMAK
Yazar: Ece Mercan Yüksel
Baskı Rejimine Yanıt Olarak Ekspresyonizm: DAS CABINET DES DR. CALIGARI
Polonya doğumlu yönetmen Robert Wiene’nin 1920 yapımı dışavurumcu filmi Dr. Caligari’nin Muayenehanesi (Das Cabinet Des Dr. Caligari) bu sene 100. yılını kutlarken, izleyenler üzerinde büyük etki bırakmaya devam ediyor. Günümüz izleyicisinin, içinde yer aldığı bu teknolojik çağa rağmen filmi çok yetkin bulacağı ve bir deha ürünü olarak göreceği aşikâr. Öte yandan içinde bulunduğumuz dönemde, biraz … Okumaya devam et Baskı Rejimine Yanıt Olarak Ekspresyonizm: DAS CABINET DES DR. CALIGARI
Amerikan Rüyasının Peşinde Vicdan Yenilgisi – THE INFORMER
Daha çok Western filmleriyle bilinen, ancak bu tarz filmlerin dışında pek çok başka türde üretime de imzasını atmış olan yönetmen John Ford’un 1935 yapımı filmi The Informer (Kadın ve Şeytan), 1920’lerde yaşanan İrlanda Bağımsızlık Savaşı’nı ve bu evrende geçen bir arkadaşlık ilişkisini konu ediniyor. The Informer, Türkçe çevirisindeki anlamı ihtiva etmeyen birçok filmden bir tanesi. … Okumaya devam et Amerikan Rüyasının Peşinde Vicdan Yenilgisi – THE INFORMER
Sade Ama Görkemli Duyguların Sineması: UMBERTO D.
İtalyan Yeni Gerçekçi[1] akımının önemli bir temsilcisi olan Vittorio De Sica’nın 1952 yapımı filmi Umberto D., köpeğinden başka hiçbir varlığı olmayan yaşlı bir adamı merkezine alıyor. Filme adını veren karakter Umberto Domenico Ferrari (Carlo Battisti), Roma’da yaşam mücadelesi veren emekli bir memur. Film, abartılı hiçbir yanı olmamakla birlikte, bir günün ve insan olmanın basitliğini onu … Okumaya devam et Sade Ama Görkemli Duyguların Sineması: UMBERTO D.
Distopyaya Dönüşen İkincil Yuva Simülasyonu
Elia Suleiman’ın 2019 yapımı filmi Burası Cennet Olmalı (It Must Be Heaven) Dünya prömiyerini yaptığı 72. Cannes Film Festivali’nde 2 ödül birden kazandı. Bundan önceki filmlerinde Filistin’i Dünya’nın bir mikrokozmosu olarak gördüğünü söyleyen Suleiman, Burası Cennet Olmalı içinse tam tersini dikte ediyor: Bu sefer Dünya Filistin’in bir mikrokozmosu olarak kendini gösteriyor. Varılan her yeni şehir … Okumaya devam et Distopyaya Dönüşen İkincil Yuva Simülasyonu
An Insight Into The Apartment Trilogy of Roman Polanski – Part 3: THE TENANT
***This review contains spoilers about the whole movie. It’s advised not to read before watching.*** As we reach the last part of Polanski’s Trilogy, everything starts to become more realistic, more brutal and at the same time subtler and more personal. All these three movies in the trilogy represent loneliness, feelings of dirtiness and otherness … Okumaya devam et An Insight Into The Apartment Trilogy of Roman Polanski – Part 3: THE TENANT
HONEYLAND: İnsan Olmak Üzerine Bir Bal Hikayesi
2019 Sundance Film Festivali’nden 3 ödülle ayrılan ve 2020 Oscar Ödülleri’nde 2 dalda adaylık kazanan Honeyland (Bal Ülkesi), izleyicisine alışkın olunan şehir manzarasından uzak, sarp dağlıkları ve terk edilmiş köyüyle yapayalnız ancak çok güçlü bir portre çiziyor. Görüntünün gücü, köyün insanlar tarafından terk edilmiş olmasına rağmen doğanın orayı terk etmemiş olmasından, aksine insan yokluğunda kendine … Okumaya devam et HONEYLAND: İnsan Olmak Üzerine Bir Bal Hikayesi
An Insight into the Apartment Trilogy of Roman Polanski – Part 2: ROSEMARY’S BABY
There are movies which you have always heard of yet never managed to see; maybe because of its being so popular, maybe just because you heard about it so much that you always feel like you’ve already seen it thus you don’t have to watch it at all. Rosemary’s Baby was a movie like this … Okumaya devam et An Insight into the Apartment Trilogy of Roman Polanski – Part 2: ROSEMARY’S BABY
An Insight into the Apartment Trilogy of Roman Polanski – Part 1: REPULSION
The apartment trilogy consists of three movies made by Roman Polanski, whom we know well from movies such as The Pianist (2002) and Chinatown (1974). This Apartment Trilogy holds a great autobiographical importance for Polanski since all these apartments in the movies reflect the inner worlds of its characters. These three movies are respectively Repulsion … Okumaya devam et An Insight into the Apartment Trilogy of Roman Polanski – Part 1: REPULSION
THE FAVOURITE: Anaerkil İktidar Mücadelesi
Daha önceden Dogtooth, The Lobster ve The Killing of a Sacred Deer’dan tanıdığımız Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’un çok konuşulan filmi The Favourite (2018), festival gösterimi sonrasında üzerine bir de çalışma yapmam nedeniyle daha ayrıntılı bir şekilde inceleme fırsatı bulduğum bir yapım. The Favourite’ı diğer Lanthimos filmlerinden ayıran en önemli özelliklerinden birisi senaryosuna bu sefer Lanthimos’un … Okumaya devam et THE FAVOURITE: Anaerkil İktidar Mücadelesi
