78. CANNES Film Festivali’nin (2025) Ardından Cannes’a ve Film Festivallerine Bir Bakış

Bu sene üçüncü kez akredite basın olarak katıldığımız Cannes Film Festivali hakkında daha önce kaleme aldığımız iki yazıda (bağlantılar bu yazının sonunda), yakında 80 yaşına basacak olan festivalin tarihinden bahsetmiştik. Bu sefer de festivalin genel havasını ve pek bilinmeyen yönlerini deşelim istedik. Öncelikle, Cannes Film Festivali sadece basın mensuplarına ve endüstri çalışanlarına mahsus düzenlenen tek … Okumaya devam et 78. CANNES Film Festivali’nin (2025) Ardından Cannes’a ve Film Festivallerine Bir Bakış

DIE, MY LOVE: Histerik Bir Açık Mektup

Lynne Ramsay, 78. Cannes Film Festivali’nin yarışma kategorisinde yer alan son filmi Die, My Love (2025) ile izleyicilere histerik dinamiğe sahip bir deneyim sunuyor. Normallikle deliliğin sınırlarında gezinen filmin başrollerinde Robert Pattinson (Jackson) ve Jennifer Lawrence (Grace) bulunuyor. Görsel temadan ziyade, seçmiş olduğu playlist ile doğrudan izleyicinin kulaklarına saldıran Ramsay, filmin kompozisyonuna gerilim öğelerini başlangıç … Okumaya devam et DIE, MY LOVE: Histerik Bir Açık Mektup

THE PHOENICIAN SCHEME: Bulmacada Çizgiyi Kesen Noktayla Kendini Gerçeklikten Mahrum Bırakmak

78. Cannes Film Festivali’nde yarışma kategorisinde yer alan Wes Anderson’un son filmi The Phoenician Scheme (Fenike Planı, 2025) bir aile bağı dramını statik görüntü kompozisyonuyla kendi tonunu hiç bozmadan aktaran bir yapım. Her zaman olduğu gibi Anderson tarzıyla inşa edilmiş olan son derece estetik set tasarımı, bazı sofistike ayrıntılarla zenginleştiriliyor. Bağlantıları açısından iç içe geçirilmiş … Okumaya devam et THE PHOENICIAN SCHEME: Bulmacada Çizgiyi Kesen Noktayla Kendini Gerçeklikten Mahrum Bırakmak

EDDINGTON: Farklı Olmakla Lanetlenmenin İki Yolu

Günümüzde Amerika’nın politik konumunu düşünecek olursak, son gelişmeleri ışığında Ari Aster’in 78. Cannes Film Festivali’nde yarışma kategorisinde gösterilen son filmi Eddington (2025) için oldukça politik göndermeleri olan bir film diyebiliriz. Yönetmenin daha önceki hiçbir eserine benzemeyen bu filmde toplumun kendisine yabancılaşmasına dair iki farklı yolun birbiriyle kesişmesine tanıklık ediyoruz. Buna bağlı olarak 2020 yılı itibariyle … Okumaya devam et EDDINGTON: Farklı Olmakla Lanetlenmenin İki Yolu

ALPHA: Mermere Dönüşmenin Ezici Hissizliği

78. Cannes Film Festivali’nde yarışma kategorisinde gösterilen Julia Ducournau’nun son filmi Alpha (2025), yönetmenin filmografisinde en cılız halka olarak kendisini gösteriyor. Başrollerinde Golshifteh Farahani, Emma Mackey, Finnegan Oldfield, Mélissa Boros ve Tahar Rahim gibi isimler yer alan filmin konusunun yapıtaşları olabildiğince birbirinden bağımsız ilerliyor. Bu da filmde gözümüze net bir şekilde çarpan yenilik olarak ele … Okumaya devam et ALPHA: Mermere Dönüşmenin Ezici Hissizliği

Dial M for Movie bu yıl da Cannes Film Festivali’nde!

İki veya üç kişi olarak akredite olabilecek miyiz, nerede kalacağız, hangi günler gideceğiz, herşeyi 40 ile çarpmanın yarattığı başdönmesi derken bir şekilde bu sene de Dial M for Movie olarak 78. Cannes Film Festivali’ndeyiz, sizler için elimizden geldiğince çok film izleyip yazmaya çalışacağız. Tahmini olarak 10-12 yazı önümüzdeki haftalarda Burcu Meltem Tohum’un kaleminden sitemizde yayında … Okumaya devam et Dial M for Movie bu yıl da Cannes Film Festivali’nde!

Wim Wenders’in ANSELM Belgeseli Üzerine

Bill Nichols, belgesel türünü açıklayıcı, gözlemsel, interaktif, refleksif ve edimsel olmak üzere beş grup altında incelemiştir. Açıklayıcı belgesellerde amaç, izleyiciyi bilgilendirmektir ve buna bağlı olarak otoriter bir dış ses anlatıcı kullanılır. Anlatıcının aktarmadıklarını görseller destekler. Bu gruptaki belgeseller nesnellik ve şeffaflık gibi iddialar taşımakla beraber aslında izleyiciyi yönlendirir. Araştırmacı, yönlendirmeye örnek olarak Coalface ve Spare … Okumaya devam et Wim Wenders’in ANSELM Belgeseli Üzerine

GOLEM (’80) – Alman Ekpresyonizmine Bulanmış Bir Transhümanist Anlatı

Bu yazımızda siz okuyucularımıza, kariyerinde yalnızca 6 uzun metrajlı film çekmiş olan Piotr Szulkin’in 1980 yapımı ilk uzun metrajı olan GOLEM adlı başyapıtının detaylı analizini yapmaya çalışacağız. Yazı sürprizbozan / spoiler içereceğinden ötürü okumadan önce filmi izlemenizi tavsiye eder, şimdiden iyi okumalar dileriz. KONU: İkinci Dünya Savaşı sonrasında bilinmeyen distopik bir gelecekte tıp deneylerinin yaygınlaştığı … Okumaya devam et GOLEM (’80) – Alman Ekpresyonizmine Bulanmış Bir Transhümanist Anlatı

BLUE VELVET: Gotik Hayaletin Soyutlaştırdığı Öteki Kulak

Bir anlamda fragmanlar halinde bir bedenin düşüşü olarak da düşünülebilen Blue Velvet (Mavi Kadife, 1986), David Lynch’in gerçeklik ve fantezi öğelerinin en yüksek seviyede seyrettiği filmlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bir yanda izleyicinin önüne sermiş olduğu beden parçalarıyla en ince ayrıntısına kadar ilgilenirken diğer yandan tam olarak belli bir fantezinin kölesi olmuş duygulara rehberlik eden … Okumaya devam et BLUE VELVET: Gotik Hayaletin Soyutlaştırdığı Öteki Kulak

MY BLUEBERRY NIGTHS – Kendine ve Yeni Bir Hayata Varmak

Geçtiğimiz birkaç ayda okuduğum kitaplarda ve izlediğim filmlerde karakterlerin hem temel hem mecazi anlamdaki yolculuklarının odağa alındığı anlatıların arka arkaya denk gelmesi, ister istemez bu yolculukların birincil nedenleri üzerine düşünmeme olanak sağladı. Literatüre dönüp baktığımızda karakterlerin yolculuklarını incelemek üzere modeller geliştiren Campbell ve Propp, ayrı ayrı yöntemler ortaya koysa da bir gereksinim nedeniyle serüvenlerin başladığını … Okumaya devam et MY BLUEBERRY NIGTHS – Kendine ve Yeni Bir Hayata Varmak